Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz... Sivas Hafik İnköy Köyüne Hoş Geldiniz...

* GÜNÜN SÖZÜ *
* YENİ RESİMLER *
LEYLA YARE TÜRKÜLER Web Sitesine Giriş için Tıklayınız...
* GEREKLİ LİNKLER*

Alevilik insanlık yoludur...Eline,beline,diline sahip ol...

Alevilik İnsanlık Yoludur....

ALEVİLİK NEDİR ?

Alevilik ; İnsanı merkezine koyan, (İnsanı merkez alan) Anadolu'ya özgü, eşi ve benzeri olmayan bir felsefe, bir inanç, bir yaşam biçimi, bir kültür, bir öğreti ve hatta bunların tümünü de aşan bir toplumsal olgudur.
Alevilik Orta Asya, Ön Asya, Orta Doğu ve Mezopotamya kökenli birçok din, inanç, ve öğreti ve kültür mirasının, Anadolu'da uzun bir süreçte, değişik sos yo-ekonomik ortamlarda yeniden yapılanmasıyla oluşmuş, bağdaştırmacı, (senkretik) ve kamu tanrıcı (panteist) bir inanç sistemi, kültür, yaşam biçimi ve felsefesidir.

Alevilik İnsanlık Yoludur....

"Her şey eşittir ve birdir," anlayışıyla doğada / evrende varolan "varlıkların birliği" felsefesini savunan Alevilik tarihsel ve toplumsal bir olgu, bir gerçeklik olan Aleviliği tek bir din ya da inanç yapısı içinde düşünmek ve yorumlamak olanaklı değildir. Çünkü, Alevilik kendine özgü bir inançtır.

Alevi felsefesi, maddi olan "ben" ile ideal olan "ben" arasındaki ilişkinin tasarımını yapar ve açıklamaya çalışır. Kabul ettiği hoşgörü, insancıllık (hümanizm) ve "her şeyde birlik" arayışı ve anlayışı nedeni ile de evrenseldir.

Alevilik bu dünyayı, insanı sosyal toplumu, gelişimi, değişim ve eşit paylaşımı, aydınlanmayı esas alır.

İnançlarının tüm gerekleri ve ritüellerini, ibadet biçimi olarak kabul ettikleri "cemlerde", "cem" leri de "cem evleri" nde dedelerin önderliğinde gerçekleştirirler.

Sonuç olarak ; Alevilik tanrıyı, evreni ve insanı kendince algılama ve yorumlama biçimidir


BOZATLI HIZIR

Anadoluda oluşan Hızır kültürünün kaynağı Hızır (Hıdır) Peygambere dayanır. Hızır Arapça Al-Hazır, Al-Hızır (Yeşillik) anlamında bir sıfat olmakla beraber; bir Peygamber, Nebi, Veli yada bir ulu kişi olarak anılır. Genellikle ismi İLYAS peygamberle beraber söylenir. Buda Hızır-İlyas zamanla “Hızır-Ellez” veya “Hıdrellez” şeklinde yerleşmiştir.

Hızır inanışının önce Mezopotamya da ortaya çıktığı, buradan Yahudi geleneklerine ve inancına girdiği, oradan da gerek Hıristiyan gerekse Müslüman inancına geçerek önemli oranda yayıldığı görülmektedir.

Hızır’ın temel özelliği, Abı Hayat’ı (Bengi su) içerek ölmezlik mertebesine ulaşmasında yatar. İnsanoğlunun ölüm karşısındaki çaresizliğinin ve arayışının bir sembolü olan Hızır, orta doğu mitolojisinin temel unsurlarından biridir. İnanç alanında oluşturduğu bu olgu halk arasında çok canlı ve güçlü tutulmakta. Kendisine tanrı tarafından batın bilgisi (Ledün ilmi, Hakikat ilmi, gerçek ilim) verilerek Hz. Musa’yı eğitmekle görevlendirilmiş, Tasavvuf ehli tarafından “gerçek bilgiye” sahip olmuş “Yetkin insanın (insan-ı kamilin) simgesi sayılmıştır. Halk arasında ise dar zamanlarda imdada yetiştiğine inanılan bir peygamber, eren olarak kabul edilmiştir.

Söylenceye göre: Hızır Aleyhisselam, İlyas Aleyhisselam ve İskender-i Zülkarneyn birlikte Abı Hayat-ı aramaya çıkmışlar. Bir süre sonra karanlıklar ülkesine dalmışlar. Hızır ve İlyas ölmezlik suyunun kaynağını bulup içmişler fakat İskender’e söylememişler.

İslam Sufi’leri içerisinde Hızır genellikle “Veli” sayılmıştır. Hızır Mutasavvuflar arasında “Mürşit” pozisyonundadır. Yani insanları aydınlatan biri sayılır. Hızır’ın içtiği Abı Hayat ise tasavvufta “bilgi, irfan, feyiz, neşe, aşk, vuslat, söz ve şiir” anlamına gelecek biçimde kullanılmıştır.

Halk arasında inanışa göre ise; Hızır her konuda her şeyi bilen birisidir ve yeryüzünde tanrının bir nevi vekilidir. Hızır ve İlyas sağdır. Yaşamaktadır. Hızır karada, İlyas denizde yardıma muhtaç olanlara, zor durumda kalmış olanlara yardım ederler. İmdat isteyenlerin imdadına yetişirler. Hızır ve İlyas yılda bir kez (6 Mayıs hıdrellez gününün gecesi) bir gül ağacının dibinde buluşurlar.

Hızır ve İlyas inancı Alevi düşüncesine ve inancına en yoğun biçimde girmiştir. Öyle ki Hızır’ın adına atfedilen “Hızır Orucu” tutulur ve dördüncü gün bayramlaşılır. Hızır orucunun son gününde özellikle cem ayinleri yapılır. O gece bir bezin veya tepsinin üzerine un konulur ve Hızır’ın gelip bu una dokunarak bir işaret bırakması beklenir. Çünkü Hızır’ın uğradığı eve bereket, sağlık ve düzen gelir. Böyle inanılır. Eğer sabah kalkıldığında un üzerinde bir iz veya işaret görülürse o undan kömbe yapılır (Halk arasında buna niyaz yada lokma denir.) ve çevreye dağıtılır. Kömbeyi istisnasız her ve yapar ve dağıtır.

Buna “Hızır Lokması” denilir. Hızır’ın un üzerine iz ve işaret bırakarak onurlandırdığı ev sahipleri gücü yetiyorsa mutlaka kurban keser ve çevreye dağıtırlar. İnanışa göre Nuh peygamberin gemisi fırtınaya tutulmuş, halk feryat edip “Yetiş ya Hızır; bizi kurtar!” diyerek dua etmişler. Duaları Allah tarafından kabul olunarak, fırtına dinmiş. İşte o zaman yüce Allah’a ‘üç gün oruç’ adamışlar. Bu oruç o günden bu güne kadar aynı inançla tutulmaktadır.

Hızır orucu, eski takvim (rumi) aylar hesabına göre 31 Ocak ile 2 Şubat arasında (3 gün) tutulurdu. Ancak, bu ayları şimdi kullandığımız miladi takvime çevirirsek, 13-14-15 Şubat günlerine gelmektedir. Oruç bu günlerde tutulur

MUHARREM ORUCU

Bilindiği üzere Aleviler/Alevilik asırlardır baskı altında tutulmaktadır/lar. Bu baskıların sonucu Alevi toplumu kendi değerlerine yabancılaşmış, kendini inkar noktasına gelmiştir/getirilmiştir. Bizim en büyük amaçlarımızdan biriside, Alevileri Alevilikle buluşturup, öz kaynağına dönüşü sağlamaktır. Asırlardır baskı altında tutulan bir inancı gün yüzüne çıkartıp, özgürleşmesini sağlamak sanıldığından da zordur. Kaldıki baskılar ve asimilasyon devam etmektedir. Bütün olumsuzluklara rağmen, bizler Aleviliği yaşamsal kılmaya devam edeceğiz. Tıpkı İmam Hüseyin gibi.

Alevilere yapılan her sindirme, katliam, baskı beraberinde bir de direniş getirmiştir. Bunların en önemlilerinden biriside Muharrem Orucu'dur. Muharrem orucu, Kerbela çölünde şehit edilen İmam Hüseyin ile -her on ikiside şehit edilerek şehadete ulaşan- On İki İmamlara saygı, bağlılık ve anılarını daha canlı kılmak için tutulmaktadır. Bazı araştırmacılara göre ise, Muharrem Orucu'nun tarihçesi daha eskidir.

Her halükarda, Alevilere un utturulmak istenen değerlerin, geleneklerin, törelerin, rituellerin anlamı çok derindedir. Bu anlamda ne kadar basitmiş gibi gösterilirse gösterilsin, ne kadar çağ dışı olarak anlatılırsa anlatılsın bu gelenekleri sürdürmek, bu değerleri anmak, yad etmek bir insanlık görevidir. Çünkü Kerbela'da susuz bırakılarak katledilen sadece Hz. Peygamberin torunu, Hz. Ali'nin oğlu İmam Hüseyin değil. O bela çölünde katledilen insanlıktır! Ve yine Kerbela da direnende insanlıktır. Bu direniş mirası sadece Alevilerin değil, bütün insanlığındır. Kerbela'da zalime karşı boyun eğmemek var. Ne pahasına olursa olsun insanlıktan taviz vermemek var. Kimsenin bunu basitleştirmeye, alay etmeye, küçük düşürmeye hakkı yoktur. Bu anlamda bütün insanlığı, İmam Hüseyin ve On İki İmamları anmaya ve anlamaya davet ediyoruz. Ve yeryüzünde bir daha kerbela'lar yaşanmamasını diliyor, yaşanmaması için birlik olmaya çağırıyoruz.

MUHARREM ORUCUNUN BAZI ÖZELİKLERİ :

Muharrem orucu boyunca düğün, nişan ve benzeri eğlenceler yapılmaz, içki içilmez, su içilmez (sulu yiyecekler yenir) cinsel ilişkide bulunulmaz. Alevi birliğinin parçalanması neticesinde Muharrem Orucu, bölgeden bölgeye farklılıklar göstermektedir. Bu sebepten dolayı insanların kendi bölgelerinde tutulan şekliyle tutmalarında bir sakınca yoktur. Tabii genel kurallara uymak şartıyla.En önemli unsur; niyettir. Niyette arınma varsa biçimsel kurallar geçerliliğini kendiliğinden yitirir.


Muharrem Orucu ve Aşure :

Yası Matem, Mahi Muharrem orucu, Kurban Bayramı'nın başladığı gün dahil, yirmi (20) gün sayılır ve yirmibirinci gün olan güne denk gelir. Onbir gün tam tutulur, Onikinci gün; güneşin doğması ile beraber “Aşure” pişirilmeye başlanır. Aşure piştikten sonra aile efradına ve yakınlara birer kepçe ayrılır. Niyet tutanlar pişirilmiş aşure ile orucu açarlar ve o gün bir tam gün sayılır. Diğeri aşureyi bittiği yere kadar komşulara dağıtır. Aşure yaparken bütçe zorlanmaz. Yıl içinde evin anası her aldığı yiyecekten birer avuç tasarruf ederek aşure gününe kadar malzemeyi hazırlar ve o malzeme ile aşureyi yapar. Böyle hazırlık görmeyen aileler de evinde bulunan malzeme ile aşureye katılım yapar. Bu aşure dağıtılmaz, lokmacı elindeki kepçe ile her gelene birer kepçe verir. O mahalledekiler de aynı aşure ile orucunu açarlar.

Aşurenin önemi :

Ahlak, hak, hukuk, ilim, irfan gören ve onlara değer veren, Tanrı’yı özünde bilen mümin eren-enbiya ve alimlerin düşünce ve inançlarından dolayı yapılan zulüm, katliam, zehirleme öldürme, kesme, yüzme, hançerleme, yakmadan dolayı, o insanlara karşı olan vefa borcu, yas-ı matemi, onları anma ve onların kişilikleri ile topluma bıraktıkları aydınlığı anımsama, onlara yapılan zalimlikleri kınama ve böylesi olayların bir daha olmamasını dilemektir.

Oniki İmamdan Hz. Ali ile Hz. Hüseyin’i şehit ettiler. Sekiz imamı da (İmam Hasan, Zeynel Abidin, Muhammed Bakır, Caferi, Sadık, Musa-i Kazım, Ali Rıza, Muhammed Taki, Ali Naki, Hasan el Askeri) İmam Mehdi sahip zaman da onbir yaşında iken sır oldu.

Ayrıca; Hallac-ı Mansur asıldı, Nesimi yüzüldü, Fazlı hançerlendi, Pir Sultan asıldı, Ondört Masum Pak şehit edildi, otuzyedi can yakıldı, ve bunlar gibi kültürümüze hizmet verip de bu uğurda can veren tüm sevdiklerimizin yoluna düşüncesine ve uğradıkları zulümleri kınama ve bu tür olayların bir daha olmamasını dileyerek oruç tutuyoruz.

Neden her yıl belli bir tarihte orucu tutmuyor da her yıl on gün önce tutuyoruz. Bilimsel açıdan dünya güneşin etrafında 365 gün 6 saatte dönüyor bu miladi takvime göredir. Hicri takvime göre de dünya 360 gün 49 dakikada güneş etrafında döner. Ay ise dünyanın 366 uydusudur ve dünyanın etrafında bir ayda dönüşünü tamamlar ve yılda Oniki kez dünya etrafında döner ve yılda on güne yakın erken bu dönüşü tamamlıyor. Onun için dini bayramlarımız, iki takvim farklılığı, dünya eksenin eğikliği ve ayın yılı on gün önce kutlanır.

Mahi Muharrem orucumuz da kurban bayramının uydusu olarak kabullenmiş ve kurban bayramı günü dahil 20 gün sayıp 21’inci günü tutarız.

Oruç nasıl tutulur?

Sağlığı yerinde ise oruç süresince, güneş batımı ile oruç açılır, normal açlığı telafi edilince, ertesi günü güneş batıncaya kadar aç susuz durulur. Muharrem süresince, düğün yapılmaz, eğlence olmaz, baş kesilmez, eşler arası ilişki olmaz, can incitilmez, et yenmez, Kumru, Hüsniye, Buyruk ve bu kültüre hizmet verenlerin kitapları, tarihi, kültürel kitaplar okunur. Oniki İmamlar ve diğer aydınlara yapılan insanlık dışı olaylar, birbirlerine anlatılır. Sağlığı yerinde olmayan orucu tutmaz ama diğer yapacakları görevi yerine getirir. Oruç tutmuş kadar makbul olur. Amaç, kötülük yapmak değil, yapılacak kötülüklerin zulümlerin ve katliamların bir daha tekerrür etmemesini sağlamaktır.

Dede, Zeynel Abidin Ocağı

ONİKİ İMAMLAR

Aleviler, Hz. Muhammed'in hakka yürümesinden sonra müslümanlara önderlik etmesi gereken kişilerin Ehlibeyt soyundan olmaları gerektiğine inanırlar. Buna kaynak olarakta Kuran-ı Kerim'in Azhap Suresi 33. Ayeti gösterirler. Bu Ayet şöyle: Ey Ehlibeyt Allah sizden her türlü pisliği, suçu gidermek ve sizi tertemiz bir hale getirmek diler. Bu Ayetin anlamı, Ehlibeytin doğuştan arı olduğu bu anlamda da imamlığın Ehlibeytin soyundan gelen kişilerin hakkı olduğudur. Bilindiği gibi Ehlibeyt, Peygamberin ailesidir, soyudur. Peygamberin soyuda, yani Ehlibeyt Hz. Ali kanalıyla devam etmektedir. Dolayısıyla önderlik (halifelik) Hz. Ali ve çocuklarının hakkıydı.

Ama maalesef bırakın Ehlibeytin imamlığını, ortada müthiş bir Ehlibeyt düşmanlığı vardı. Bu düşmanlık aslında biçimde Ehlibeyteydi. Bu düşmanlığın asıl

hedefi İslamdı. Çünkü bu düşmanlığı geliştirenler Cahiliye döneminin azılı putperestleriydiler. Bu düşmanlığın sonuçları günümüze kadar da devam etmektedir. Bu düşmanlık öyle bir hal aldıki, başta Hz. Ali olmak üzere bütün soyu büyük zulümler gördü. Ve on ikinci İmam Mehdi'nin dışında diğerleri genellikle zehirlenerek şehit edildiler. Hiç biri vadesiyle hakka yürümemiştir.

On iki İmamların Alevilikte çok büyük bir anlamı vardır ve Aleviler ibadetlerinde her zaman on iki İmamlara bağlılıklarını dile getirip onları anarlar. Kısaca belirtmek gerekirse; on iki İmamlar;bir bütün olarak- Aleviliğin temel yapı taşlarındadır. Bunlara ek olarak Aleviler on ikinci İmam Mehdi'nin bir gün gelip kendilerini kurtaracağına inanırlar.


ONİKİ İMAMLARIN İSİMLERİ:

1. Hz.Ali

2. İmam Hasan

3. İmam Hüseyin

4. Zeynel Abidin

5. Muhammed Bakır

6. Cafer Sadık

7. Musai Kazım

8. Ali Rıza

9. Muhammed Taki

10. Ali Naki

11. Hasan Askeri

12. Muhammed Mehdi

HACI BEKTAŞ-I VELİ

Anadolu Alevilerinin piri olan Hacı Bektaş Veli, kesin olmamakla beraber 1210'da doğmuştur (1271'de hakka yürümüştür). Horasan'dan gelip anadoluya yerleşmiş, burada çilekeş anadolu insanının yolunu aydınlatmış, gönüllerini muhabbet ile doyurmuştur -bu misyon bugünde canlılığından hiç bir şey kaybetmeden, hatta daha da sağlamlaşarak devam ediyor-. Hacı Bektaş Veli'yi ölümsüz kılan, onun anadolu insanı şahsında insana verdiği değerdir.

Alevilik İnsanlık Yoludur.... Alevilik İnsanlık Yoludur....Alevilik İnsanlık Yoludur....


Hacı Bektaş Veli'nin hayatı hakkında bir çok tez var. Bu tezlerin sahipleri genellikle büyük Hünkar'ı kendi ideolojik şekillenmelerine göre değerlendiriyorlar. Yalnız şu bir gerçek ki; ne kadar muğlaklaştırmaya çalışırlarsa çalışsınlar, Hacı Bektaş Veli gerçekliğini yok edemezler. Bu açıdan baktığımızda Hacı Bektaş Veli'nin kronik hayat hikayesinden çok önemli olan onun insanlığa kazandırdığı değerlerdir. Bu değerlerin başında da,her ne arar isen kendinde ara ve eline beline diline sahip ol ilkeleridir. Bunlar yüzlerce cilte sığacak olanı üç satırla belirtiyor. Aşağıda Hacı Bektaş Veli'nin zengin düşünce değerlerinden bir kaçını aktarıyoruz:

Alevilik İnsanlık Yoludur....


İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.
Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu.
Eline, beline, diline sahip ol.
Murada ermek sabır iledir.
Araştırma açık bir sınavdır.
Nebiler, Veliler insanlığa tanrının bir hediyesidir.
Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayınız.
Hiç bir milleti ve insanı ayıplamayınız.
Nefsine ağır geleni kimseye tatbik etme.
İnsanın cemali sözünün güzelliğidir.
Marifet ehlinin ilk makamı edeptir.
Arifler hem arıdır, hem arıtıcı.
Her ne ararsan kendinde ara.
Bir olalım, iri olalım, diri olalım· ..


AŞAĞIDA HACI BEKTAŞ'I VELİDEN GÖRÜNTÜLER...
(Görmek istediğiniz resimin üzerine tıklayınız..!)

Sivas ellerinde sazım çalınır

PİRSULTAN ABDAL

Alevi toplumunun bağrından çıkan en büyük halk ozanlarından biridir.Yaşamı boyunca haksızlıklara karşı mücadele etmiş, hatta asılacağını bile bile bu tutumundan vazgeçmemiştir. Şiirleri ve direnişçi tutumuyla nice kuşaklara örnek olmuştur. Pir Sultanin şiirleri ve deyişleri hala dilden dile ve ağızdan ağıza dolaşıyor. Bu büyük insanin hayatına bakmakta yarar var.
Pir Sultan Abdal'ın 1510/14 -1589/90 yıllar arasında yaşadığı tahmin ediliyor. Öz adi Haydar olmasına karşı şiirlerinde Pir Sultan mahlasini kullanır. Kendisi Sivas'ın Yıldızeli ilçesinin Çırçır bucağına bağlı Banaz köyünde dünyaya gelmiştir. Yirmi yasina bastiginda Seyit Ali Sultan Dede'nin dergahina baglanir ve ikrarini verir. Tam beş yıl gece-gündüz demeyip, o dostluk ve muhabbet kapisına eli erdiğince, gücü yettiğince katkıda bulunur. Odun taşır, su getirir, hasat kaldırır, konuklar ağırlar, aç doyurur, harama el sürmez ve dergaha bir tek haram lokma getirmez. Eline, diline, beline sahip olmak; onun da diğer canlar gibi hic aklından cıkarmadığı bir temel ilke olur. Haydar, dergaha ve dolasıyla halka hizmeti, Hakk a hizmet sayar. Makamları adım adım alır ve sonunda "Pir" makamina erişir. Pir Sultan Abdal Seyit Ali Sultan Dede'den dedelik hırkasıni ve Pirlik nişanını aldıktan sonra canlari tek tek dolaşır ve dertlerini dinler. O günlerde, Andadolu da kötülük kol geziyor, zalim esen rüzgar ölüm türküleri söylüyordu. Vahşi padişahlar, rüsvetçi kadılar, yobaz müftüler, zalim paşalar ve niceleri halkın alın terine bakmadan insanların hayatını ceheneme dönüstürüyorlardı. Özellikle Alevi toplumunu kafirlikle, imansızlıkla ve zındıklıkla suçluyorlardı. gerek Selçuklu, gerekse Osmanlı döneminde irili ufakli pek cok ayaklanma girisimi olmus, fakat hepsi basarısızlıkla sonuçlanmıştı.Pir Sultan Abdal, zalimlere, ezenlere karşı şiirlerini bir silah olarak kullandı, ömrünün sonuna dek türkülerini hem de yüksek sesle söylemekten kaçınmadı. Anadolu Alevilerinin zulme karsı başkaldırmalarına önderlik eden Pir Sultan, Hizır Paşa tarafından asılmıştır. Yine söylentilere göre Pir Sultan Abdal'ın Seyyid Ali, Pir Muhammed ve Er Gayib adli üc oğlu ile Sinem adli bir de kızı vardi.
Pir Sultan Abdal adı, bugün bile işbirlikçi, yobaz, gerici kesimlere korku vermektedir. Öyle ki, türkülerine ve hatta heykeline bile tahammül edemeyenlere, hem de sıkça rastlanmaktadir. Haksızlığa karşı mücadelenin bir simgesi haline gelen bu büyük ozanı Alevilerin sembolü olarak saygıyla anıyoruz.


Sivas Şehitleri Ölümsüzdür...

SiVAS ŞEHiTLERi - 2. Temmuz 1993



HALKIM 2 Temmuz 1993...
Yandık avazlarda, kavrulduk halkım

Varıp Pir Sultan'ı, analım dedik
Aşkın dolusuna, kanalım dedik
Meydanda bir semah, dönelim dedik
Kahpe tuzaklarda, vurulduk halkım...

Salyalı ağızlar, kirli yürekler
Elde ateş, dilde Allahu-Ekber
Ínsan yakmak için, olmus seferber
Ísli dumanlara, savrulduk halkim

Yüzbin yobaz, bir Akarsu eder mi?
Öldürülen, bu kaçınci Nesimi,
Özlem, Nurcan, Serpil, Belkız Gülsüm´ü
Verdik, birer birer, kırıldik halkım

Metin, Asaf, Behçet, Asım Bezirci,
Menekşe, Sehergül, Gülender, Ínci,
Asuman, Yasemin, Erdal Ayranci,
Et kemik bir yerde, derildik halkim

Hasret Gültekin´im, Serkan Doğan´ım
Huriyem, Yeşim´im, özbe öz Özkan´ım
iki Metin ölüm, Sait, Handan´ım
Hep birlikte yan, yana serildik halkim

Yandi özyurdun da, Özyurt Ahmet´im
Kaynar ateşlerde Ugur Mehmet´im
Güpe gündüz ışıktı, Güdüz Murat´ım
Cem olduk güneşe, verildik halkım

Muhlis´ine muhip olan, Muhibe´m
Sulari'den arda kalan Edibe´m
Cümlesi insana derki, Kâbem
Kanlı kefenlere sarıldık halkım

Karinna Cuanna, Hollanda´li can
Yanın da Muammer Hakan ve Kenan
Bin beterdi Sivas, Ol Kerbela'dan
Hüseyin´ce ölüp dirildik halkim

Koray Kaya´m, onbirin de dal fidan
Ahmet Öztürk ile adasi alan
Din için yakildik 33 can
Kara topraklara, karıldık halkım

Madımak´ta yanan 33 can
Artik her birisi bir Pir Sultan
Hızır´in dölleri yazsin bin ferman
Gönnüller içinde yer aldık halkım

Kızılgül'üm, söz düşürse dilime
Mızzrabım isyankâr, vurur telime
Bir gün olup hesap sorsam zalime
Yobazlar elinden zar olduk halkim

Sivas Şehitleri Ölümsüzdür...

Sivas'ın Yollarına

Siyah saçım dolam dolam
Boynun da kurbanın olam
Eğer başka yar seversen
Bu ellerde nasıl duram

Sivas'ın yollarına
Çıkayım dağlarına
Bırak ben beni vuram
Ölüm gitmez zoruma

Selvi boylum salın da gel
Bir bakışın ömre bedel
İkimizi ayırdılar
Körolası zalım kader

Sivas'ın yollarına
Çıkayım dağlarına
Bırak ben beni vuram
Ölüm gitmez zoruma


Mehmet Özcan

Sivas Şehitleri Ölümsüzdür...

Sivas Dramı (Allah Allah Dost)

Allah Allah dost diyerek
Koştuk Sivas ellerine
Halk türküsü söyleyerek
Coştuk Sivas ellerinde

Dışarda tekbir sesliler
İçerde kara yaslılar
Tüm Sivas'ın suçu yoktur
Ama yaktı Sivaslılar

Madımak'ta şimsek çaktı
Alevler göklere çıktı
Kime kızdı, kimi yaktı
Şaştık Sivas ellerinde

Dışarda tekbir sesliler
Eli sopalı fesliler
Müslüman kanı helal mi
Ama yaktı Sivaslılar

Alev kapladı yanımız
Hak'ka ulaştı canımız
Ateşle yandı tenimiz
Taştık Sivas ellerinde

Dışarda tekbir sesliler
Eli kanlı iffetsizler
İnsan kıyar mı insana
Yazık yaktı Sivaslılar

Devlet baba, devlet baba
Ne kötülük ettik sana
Döne döne yana yana
Piştik Sivas ellerinde

Mahzuni tekbir sesliler
İçerde yanıyor canlar
Şeriatın içtiği kanlar
Bileniyor tüm insanlar
Tüm Sivas'ın suçu yoktur
Ama yaktı Sivaslılar

Sivastan göklere uçtuk
Gönlümüz Hak'kı diler
Alevlerle kucaklaştı
Muhlis'ler Nesimi'ler
Yıldız daği toz dumanlı
Yollarımızı tutmayın
Biz bu yolun son yolcusu
Siz bizi unutmayın
Bu yol çok yolcular gördü
Gültekin'ler Gülsüm'ler
Biz hak'kı severek öldük
Sevmeyenler ne bilsinler
Verdiğiniz bu duman
Sanma ki bizi boğar
Bir Pir Sultan kurban olur
Yüzbin Mahzuni doğar
Yüzbin Mahzuni doğar


Aşık Mahzuni Şerif
Afşin

Sivas Şehitleri Ölümsüzdür...

Hacı Bektaş (Senin İçin Yanıp)

Senin için yanıp tutuşanlara
Gönlünden bir gül ver Hacı Bektaş
Kapında yolunda er olanlara
Ocağından bir yer ver Hacı Bektaş

Hacım benim darda kaldı
Veli'm deyip nerde kaldı
Hünkarım bir telde kaldı
Yaralarım sızlar benim

Tekke başı bir sarık sacdır
Ona engel olmaz bir büyük tacdır
İnkar eden talibinin sayısı kaçtır
Bilen ademini gör Hacı Bektaş


Hüseyin Karakuş

Alevilik insanlık yoludur...Eline,beline,diline sahip ol...

Madımak Bitti M'ola

Madımak bitti m'ola
Yolları tuttu m'ola
Ela gözlü nazlı yari
Beni unuttu m'ola

Ah madımak madımak
Dön de bir yol beri bak

Madımağın alları
Tuttu m'ola yolları
Hiç aklımdan çıkmıyor
Yarin tatlı dillen

Ah madımak madımak
Dön de bir yol beri bak

Madımak kurutmadım
Yar seni unutmadım
Hatırım saydım da
Üstüne yar tutmadım

Ah madımak madımak
Dön de bir yol beri bak


Hüseyin Arslan
Gemerek

Alevilik insanlık yoludur...Eline,beline,diline sahip ol...

YEDİ ULU OZANIMIZ

SEYYİD NESİMİ (1369 - 1417)
Bağdat'ın Nesim Kasabasında yetişmiş, Diyarbakır bölgesine yerleşen Türkmenlerdendir. Halep'te Hallac-ı Mansur'un düşüncelerinin iz sürücüsü olduğu için kafir sayılıp derisi yüzülerek öldürülmüştür.
Nesimi, Hurufi'dir. Fazlullah Hurifi' nin görüşlerini benimsemiştir. Varlık birliği görüşünü savunan, kişi ile tanrı arasında bir nitelik yükleyen inanç arasında bağlantı kurar. Tanrının yetkin (Kamil) insanda görüldüğü tasavvufi görüşünü benimser.
Başlıca eserleri Türkçe ve Farsça divanlardır. Azeri asıllı Türkmenlerdendir. Katledilme sırasında rivayete göre derisi eline verilip giderken, Halep'in 12 kapısından aynı anda çıktığı görülmüştür. Yolda birisine
"Gerçek Kabe"nin yolcusuyuz."Elinde yüzülmüş derisini göstererek "İhramımız budur" dediği beyti meşhurdur.

ŞAH HATAYİ (Şah İsmail) (1487 - 1524)
Yedi Ulu'lardan Şah Hatayi; 1487 yılında İran-Erdebil'de doğdu. Anadolu'daki Alevi cemlerinde nefesleri en sık yer alan ululardandır. Babası Şeyh Haydar, anası Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın kızı Alemşah Halime Begüm Sultan'dır.
Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim'le 19 Mart 1514 de yaptığı Çaldıran'daki savaşı kaybetti. Bu onun için sonun başlangıcı oldu. 1524 de 37 yaşında iken Azerbaycan'da Hakka yürüdü. Cenazesi Erdebil'e götürülerek, dedesi Şeyh Safiyüddi'nin türbesi yanında toprağa verildi.
Şah Hatayi çok iyi bir eğitim almıştır. Hz. Ali ve Hacı Bektaş Veli üstüne pek çok içtenlikli nefesler yazmıştır.

FUZULİ (1504 - 1556 )
Asıl adı Mehmet olan Fuzuli; 1504 de Kerkük te doğdu. Kerkük te Bayat Türkmen boyunun Karyağdı soyundan gelmektedir.
Şiirlerini hem Türkçe, hem Arapça hem de Farsça yazan Fuzuli'nin en başarılı eserleri Türkçe yazılmış olanlarıdır. Fuzuli; yalnızca Türk ve Fars edebiyatında değil, dünya klasikleri arasında da saygın bir yer almış ozandır.
Bir gönül eri olan Fuzuli; yaşamı süresince Kerbela ve Bağdat çevresinden ayrılmamış, bir süre Hz. Ali'nin türbesinde türbedarlık yapmıştır.
Kitaplar Fuzuli'nin en büyük dileğinin Kerbela'da ölmek olduğunu yazar. Fuzuli yakın çevresine Hz. Hüseyin'in türbesinin yanında toprağa verilmeyi ve mezarına taş konulmamasını vasiyet etmiştir. Kendisi veba hastalığı salgınında Hakk'a yürümüş ve vasiyeti yerine getirilmiştir.
Kerbela Olayı'nı anlatan "Hadikat-ü Süeda" (Mutluların Bahçesi) en önemli eserlerindendir.

YEMİNİ (15. yüzyıl sonu-16 yüzyıl başı)
Yemini 15. yüzyılın sonu ile 16. yüzyılın ilk yarısında Tuna Irmağı yörelerinde yaşadı. Çeşitli kaynaklar tarafından asıl adının Ali olduğunu, Akyazılı İbrahim Dede zaviyesinde hizmet ettiğini ve "Yemini" mahlasını kullandığını yazar. Demir Baba Velayetnamesi'nde adı"Hafız Kelam Yemini" olarak geçer. Bundan da Kuran'ı ezbere okuduğu anlaşılır.
Hz. Ali'nin mitolojik yaşamını konu edinen Faziletname adlı kitabı 7300 beyitten oluşmaktadır. Kitap bir erdem kitabıdır. Bu kitap, Hz. Ali'nin yaşamının, Ehlibeyt ve Ali sevgisinin yoğun işlendiği temel eserlerinden biridir. Bu eseri Kitab-ı Erdem (iyi ahlak kitabı) olarak niteleyenler kitaptaki doğruluğu, dürüstlüğü, alçak gönüllülüğü yaşam biçimi ve inanç biçimi haline getirmesinden dolayı Yemini'ye daha bir saygı duyarlar.

VİRANİ (16.yüzyıl)
Doğum ve ölüm tarihi belli olmayan Virani'nin; 16. yüzyılda Eğriboz adasında doğduğu söylenir. Hurufiliği benimsemiş bir Bektaşi ozanı olan Virani; bir süre Necef'te Hz.Ali'nin türbesinde türbedarlık hizmeti vermiştir.
Virani; Balkanlarda Demir Baba'dan babalık icazeti almış, Hz. Ali tutkusunu dile getiren çok sayıda şiir yazmıştır.
Bazı araştırmacılar, yazılarında Virani'nin aruz vezni ile 300 e yakın şiir söylediğini ve koca bir divan oluşturduğunu bildirerek Ozanın az çok öğrenim görmüş olduğunu belirtirler.
Virani'ye göre, evrende ve bütün nesnel varlıklarda görünen Hz. Ali'dir.

PİR SULTAN ABDAL (16. yüzyıl)
Pir Sultan Abdal'ın 1500 yıllarında doğduğu tahmin ediliyor. Doğduğu yeri ise kendisi şiirlerinde,"Benim Aslım Horasan'dan Hoy'dandır" diyerek belirtiyor.
Asıl adı Haydar olan Pir Sultan Abdal'ın Sivas'ın Yıldızeli'ne bağlı Banaz Köyü'nden olduğu söylenir. Pir Sultan'ın yaşamı Alevi Bektaşi toplumunun söylencelerine dayanır.
Şiirlerinden ise Safevi Devleti hükümdarı Şah İsmail'in oğlu olan Şah Tahmasb zamanında yaşadığı anlaşılır.
Pir Sultan Abdal, döneminin toplumsal sorunlarına eğilmiş, bunları kendisine konu edinmiş, çıkış yolları aramış, yer yer şiirini sanatını da bu uğurda aracı yapmış bir ozandır. Bu nedenle halkla, halkın sorunlarıyla özdeşleşmiş ve bütünleşmiştir.
Pir Sultan Abdal, Osmanlı zulmüne karşı Anadolu halkının sıkılmış yumruğudur. Haksız gidişe dur diyen bir haykırıştır.

KUL HİMMET (16. yüzyılın ikinci yarısı)
Kul Himmet; Tokat'a bağlı Almus ilçesinin bugünkü adı Görümlü Kasabası olan Varsıl Köyü'ndendir. 16. yüzyılın ikinci yarısında yaşamıştır. Kul Himmet bütün nefeslerinde Hz.Ali, 12 İmamlar ve Hacı Bektaş Veli'yi büyük bir içtenlikle anlatır.
Kul Himmet'in nefesleri de diğer ulu ozanların nefesleri gibi her Alevi ceminin vazgeçilmez nefesleri arasındadır.
İyi bir tekke ve tarikat eğitimi gören Kul Himmet'in, Pir Sultan Abdal'a bağlı olduğu, onun çevresinde yetiştiği, müridi olup Onu izlediği şiirlerinde açıkça ortaya çıkar.
Halk ozanlarında Alevi Bektaşi olmayanlar bile onun etkisinde kalmış, ona yakınlık göstermiştir.
Kul Himmet; tarikat ışığında beliren insan sevgisini Hacı Bektaş Veli üzerinde yoğunlaştırarak nesnel duruma getirmiş, tanrı kavramını bir varlık olan insanla özdeşleştirmiştir

C KİTLESİNİ OLUŞTURAN BİR AİLENİN YAŞAMINDAN KESİTLER ..!


İstanbul'un Gaziosmanpaşa ilçesinde derme çatma bir gecekonduda ikamet eden aile, altı kişiden oluşmaktadır..

Ailenin babası inşaatlarda yevmiyeli işçi olarak çalışmaktadır.Ailenin annesi ev işleri ve çocuk bakmanın dışında konfeksiyonlardan aldığı parça başı işleri evde yapmaktadır.Ailenin büyük oğlu geçim sıkıntısı yüzünden okuyamadığı için bir tamirhanede çırak olarak çalışmaktadır.Ailenin büyük kızı ortaokula kadar okumuştur ve konfeksiyonda işçi olarak çalışmaktadır.Ailenin küçük oğlu ilkokul 4.sınıfa,küçük kızı ise ilkokul 2.sınıfa gitmektedir.

Ailenin babası işe gitmek üzere sabah altı sularında evden çıkar.Aynı saatlerde evin annesi de gün içinde tüketilecek temel gıda maddesi olan ekmeği almak için halk ekmek sırasına gider.Anne büyük uğraşlar sonucu almış olduğu ekmeği eve getirerek çocuklarının beslenme çantasını hazırlar.Bu sırada evin büyük oğlu ve büyük kızı da işe gitmek üzere evden çıkarlar.Evin annesi küçük çocukları da okula yolladıktan sonra yatakları toplar ve evi süpürür.Daha sonra kocasının inşaatlardan toplayıp getirdiği odunları yakarak evin ısınmasını sağlar.Bu arada annenin bunca işinin arasında evin bütçesine biraz olsun katkıda bulunmak için getirttiği parça başı işler konfeksiyon atölyesinin şoförü tarafından eve getirilir.Gün içinde yeterince yorulan anne bu parça başı işleri yaparken bir yandan da tek eğlencesi olan televizyona yönelir.Anne içinde kendinden bir şeyler bulduğu " kadının sesi " programını izlemeye başlar.Bir süre sonra yandaki gecekonduda oturan komşusu gelir.Anne bir yandan komşusuyla beraber elindeki işleri bitirmeye çalışırken bir yandan da eşi tarafından zarar gören kadın hakkında yorum yapar.İşler ve yorumlar yapılırken bir yandan da zaman su gibi akıp geçmiştir.Evin küçük çocuklarının okuldan dönüş saati yaklaşmıştır.Anne evin her zaman ki yemeği olan çorbayı sobanın üzerine koyar.Bu sırada her kanalda bir tane bulunan " gelin-kaynana " programı başlar.Anne ve komşu arasındaki favori gelin tartışması alevlenir.Bir süre sonra çocuklar eve gelir.Bu arada sobanın üzerindeki çorba ısınmıştır.Anne üşümüş olan çocuklarına yemeği hazırlar.Çocuklar yemeklerini yerler ve en büyük görevleri olan ödevlerini yapmaya koyulurlar.Saat de bir hayli ilerlemiştir ve komşu evine gider.Ailenin diğer fertlerinin eve gelme saatleri yaklaşmıştır.Anne yavaş yavaş sofrayı hazırlamaya başlar.Evin küçük kızı annesine yardım etmektedir.Bu sırada televizyonda eskiden yayınlanan dizilerin tekrar bölümleri oynamaktadır.Anne işlerini yaparken televizyonu radyo gibi kullanır.Televizyonun sesini açar ve işlerini yapmaya devam eder.

Ailenin babası eve gelir.Bugün de iş çıktığı için sevinçlidir.Fakat yaptığı iş çok ağır olduğu için bezgin bir haldedir.Bir süre sonra evin büyük oğlu ve büyük kızı işlerinden eve dönerler.Sofra hazırlanmıştır.Evin babası ailenin hep birlikte yemek yemesine büyük önem verir.Çünkü ailenin gün içinde bir araya gelebildiği tek zaman akşam yemeğidir.Herkes sofraya oturur.Fakat evin büyük kızının sofrada aynı yemeği görünce vermiş olduğu tepkiler,bütün gün boyunca evi çekip çeviren anne ve bin bir zorlukla eve para getirmeye çalışan babayı çok üzer.Baba üzüntüsünü bir an olsun unutabilmek için televizyona yönelir.Haberler başlamıştır.Baba gündemden haberdar olmak için haberleri dikkatlice takip eder.

Baba ve evin büyük oğlu haberleri izlerken anne ve evin büyük kızı sofrayı toplarlar.Haberlerin sonunda bütün aile tek sosyal aktiviteleri olan televizyonun başına toplanırlar.Çünkü bütün ailenin heyecanla beklediği dizi başlayacaktır.Dizi başlamadan önce ailenin televizyon izlerken en büyük zevki olan çekirdek evin büyük kızı tarafından aileye dağıtılır.Artık dizi başlamıştır. Aile pür dikkat televizyona yönelmiştir.Bir süre sonra evin babası küçük çocukların yatması için yatakları serer.Baba da,gün içinde fazlasıyla yorulan karısı ile birlikte yatmaya gider.Artık ailenin eğlence kaynağı televizyon evin büyük çocuklarına kalmıştır.Çocuklar bir süre diziden sonra yayınlanan magazin programını izlerler.Evin kızı magazin programında izlemiş olduğu sosyetik yaşamdan etkilenir ve her zaman yaptığı gibi zengin olma hayalleri kurmaya başlar.Bu hayallerle yatmaya koyulur.Televizyonun hakimiyeti tamamı ile evin büyük oğluna kalmıştır.O da büyük sempati duyduğu futbol programını izlemeye başlar.Evin büyük oğlu küçüklüğünden beri futbolcu olma hayali içindedir.Fakat içinde bulunduğu hayat koşulları bu idealinin hep hayalde kalmasına neden olmuştur.Televizyon izlemeyi her ne kadar çok sevse de sabah erken kalkmak zorunda olduğu için bir süre sonra o da yatar.Evet bu şartlarda yaşayan ailelerin büyük çoğunluğunun tek sosyal aktivitesi olan televizyon o gün de bu görevini en iyi şekilde yerine getirmiştir.

Annenin evin bütün yükünü çekerken tek yardımcısı,babanın gün içinde yaşadığı stresi atması için tek arkadaşı,küçük çocukların diğer sınıflardaki çocuklarla belki de tek ortak noktası olan çizgi filmleri yayınlaması,evin büyük kızını ayakta tutan hayallerinin var oluş noktası ve hayat boyu maddi koşullar yüzünden ideallerine ulaşamayan evin büyük oğlunun, ideallerini ayakta tutan tek umut kapısı...

İşte bu yüzden bu kitleye giren insanlar için televizyon birçok temel gıda maddesinden daha önce gelir.

Cem YILDIRIM
Yönetmen Asistanı

Copyright © 2006 www.inkoy.com. All rights reserved.
En iyi görüntü için: Internet Explorer 5.0+ ve 1024x768 ekran çözünürlüğü gerekir.

hafikinkoy@hotmail.com

hafikinkoy@gmail.com

Bize ulaşmak için yukarıdaki e-mail adreslerini kullanın