Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu
website statsSİVAS HAFİK İNKÖY FORUMU
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 
Linç kültürü

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa -> Makale Hikaye
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Nurten



Kayıt: 14 Ksm 2007
Mesajlar: 23

MesajTarih: Cum Ksm 16, 2007 6:21 am    Mesaj konusu: Linç kültürü Alıntıyla Cevap Gönder

Linç kültürü


TESEV'in "Zorunlu Göç" kitabının tanıtıldığı Beyoğlu'ndaki Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nin basılması olayı, Trabzon'da TAYAD üyelerine saldırıyla başlayan, Orhan Pamuk, Hrant Dink ve Perihan Mağden davalarında doruğa çıkan "linç kültürü"nün nerelere uzandığının sergilenmesi açısından vahimdir. Böyle şeyler Hitler'in palazlanmaya başladığı Nazi Almanya'sında "kara gömlekliler" tarafından yapılırmış.
Sergi salonlarını, adliye koridorlarını, kültür merkezlerini basan grupların gazete ve televizyonlara yansıyan görüntülerinde de 1930'ların Almanya'sını çağrıştıran "faşizan ruh hali" öne çıkıyor. TCK'nın 301'inci maddesindeki "Türklüğü aşağılamak" hükmünü silah gibi kullanarak "müdahil" olarak davalara katılmaya başlayan Kemal Kerinçsiz başkanlığındaki Büyük Hukukçular Birliği'nin girişimleri "hukuki" nitelikten çıkıp açık saldırıya dönüşmüştür. "Protesto hakkı"nı kullanma adına, konferans salonu, üniversite, adliye basan bu grup üyelerine polisin de seyirci kalması sonucu insanların can güvenliği ortadan kalkmaktadır.
Bu saldırganlık Beyoğlu'nda kitap tanıtımı yapan akademisyen bir grubun tartaklanmasına kadar uzanmıştır.
TESEV'in "Göç Raporu" 10 Temmuz'da Ankara'da sunulacak. Bu kez Norveç Mülteci Konseyi ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği'nden katılımcılar ve AB Temsilcisi Kretschmer, AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Başkanı Lagendijk gibi isimlerin de yer aldığı, CHP ve AKP'den milletvekillerinin tartışmacı olduğu toplantıda, Güneydoğu'da 1990'larda yaşanan zorunlu göçün sonuçları ele alınacak.
Dilek Kurban, Ayşe Betül Çelik ve Deniz Yükseker tarafından hazırlanan "Güvensizlik Mirasını Aşmak: Devlet ile Yerinden Edilmiş Kişiler Arasında Toplumsal Mutabakata Doğru" adlı rapor üzerindeki görüşmeler, bir dönemin "travması"nın aşılmasında yeni önermeler ve çözümler ortaya çıkaracaktır.
Güneydoğu'da 15 yıl süren göç olgusu bugün Diyarbakır'ın değil, aynı zamanda İstanbul'un, İzmir'in, Antalya'nın ve buna karşı politika üretemeyen Ankara'nın sorunudur.
TESEV gibi sivil toplum kuruluşları "iyi niyetli" çabalarla siyasi kadroların görmezlikten geldiği sorunlar konusunda model üretiyorlar. Toplumsal sorumluluğun gereği olan çalışmalar yapıyorlar.
İstanbul'da sergilenen saldırganlık ise "linç kültürü"nü ülkeye egemen kılmak isteyen aşırı milliyetçi çevrelerin aydınlara yönelik tehdidi hangi boyutlara taşıdıklarının kanıtıdır. Güvenlik birimleri bu eşkıyalığı seyrediyor. Ankara'da ne olacak, merak ediyoruz!

Derya Sazak
Milliyet Gazetesi
08.07.2006
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Fidan



Kayıt: 14 Ksm 2007
Mesajlar: 49

MesajTarih: Cum Ksm 16, 2007 6:21 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Linç

GAZETELERDE haberler okuyoruz. Televizyon ekranlarında izliyoruz. Herkes birbirini linç etmeye çalışıyor. Her gün karşımıza linç olayları çıkıyor.

Kapkaççı, ırz düşmanı, katil, gaspçı, eve veya işyerine giren hırsız, dolandırıcı, yankesici... Kim olursa olsun, hangi suçu işlemiş olursa olsun... Yakalandığı anda polis veya jandarma da orada olduğu halde halk tarafından saldırıya uğruyor, linç edilmek isteniyor.

Ahali sanığın üzerine yürüyor, parçalamaya kalkışıyor. Son dönemde polisin ve jandarmanın en önemli görevlerinden biri de, suçluyu linçten kurtarmak oldu.

Yüzlerce, bazen binlerce kişi sopalarla, taşlarla toplanıyor, sanıkları dövmek, yaralamak veya öldürmek için hücuma geçiyor.

Niçin böyle oluyor?.. Yanıtı çok basit...

Çünkü insanlar, devlete ve yargı sistemine olan güveni yitirdiler. Yargı mekanizması geç çalışıyor. Bir türlü karar veremiyor. Verilen kararların kesinleşmesi yılları buluyor.

Yargı sürecinde sanıkların ve suçluların avukatları devreye girip bir sürü boşluktan yararlanıyor ve davalar uzadıkça uzuyor.

Başımızda bir tek parti iktidarı var. AB’nin emrettiği yasal düzenlemeleri yaptılar. Fakat yargı sürecinin kısaltılmasına hiçbir katkıda bulunmadılar.

Dahası, çıkarılan yasaların tamamı sanık lehine!

Sanık hakları var. Elbette olacak.

Ama mağdur edilen, haksızlığa uğrayan, zarar gören insanların, davacıların hiçbir hakkı yok.

Onlar yıllarca beklemekle yükümlü.

***

İstanbul’dan iki kişi, bir gazeteciye çok ağır hakaret ve ölüm tehdidi içeren e-posta mesajı göndermişti. Gazeteci arkadaşımız şikáyetçi oldu. Mesajı gönderenlerin kimliği, bilgisayarı ve adresi Emniyet tarafından saptandı.

Savcılık tarafından ceza davası açıldı.

Fakat gelin görün ki, sanıklar mahkemeye bir türlü getirilemiyor. Ya "tebligat gelmedi" yalanı, ya da başka bir bahaneyle adamlar işi resmen uyutuyor... Ve beklemekten başka hiçbir şey yapılamıyor. Her celse en az iki ay sonrasına atılıyor.

Bir gün mahkemeye lütfen çıkarlarsa ek süre isteyecekler, yine uyutacaklar.

Yargının çabuklaşması ve sanık haklarının kötüye kullanılması önlenmediği sürece biz daha nice linç girişimlerine tanık olacağız.

Herkes kendi cezasını kendi vermek istiyor ve isteyecek.

Ortada bir tek parti iktidarı var...

Zarar görenin hakları konusunda hiçbir şey yapmadı. Yargıyı hızlandıracak hiçbir önlem almadı.

Sanık ve suçlu haklarını AB’nin emirleri doğrultusunda fazlasıyla yerine getirdi de, haksızlığa uğrayanların, perişan edilenlerin haklarını bir gün olsun düşünmedi.

Bir genç kıza tecavüz edip hayatını karartan kişilerin hakları, tecavüze uğrayandan çok daha fazla. Gaspçının, kapkaççının, hırsızın hakları da zarar görenden çok daha fazla.

Adalet her gün onulmaz yaralar alıyor. Toplumda güvensizlik her geçen gün artıyor ve bizi yönetenler bu ciddi durumu ne acıdır ki hiç umursamıyor.

Sonucu her gün gazetelerde, ekranlarda ve en önemlisi kendi vicdanlarımızda yaşıyoruz.

Emin Çölaşan
Hürriyet Gazetesi
8 Haziran 2006
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yahoo Messenger

Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa -> Makale Hikaye Tüm zamanlar GMT -2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Türkiye