Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu
website statsSİVAS HAFİK İNKÖY FORUMU
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 
KIRK GÖZ EFSANESİ

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa -> Alevilik Öğretisi
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Okan Doğan



Kayıt: 14 Ksm 2007
Mesajlar: 227
Konum: İstanbul

MesajTarih: Cum Ksm 16, 2007 5:42 am    Mesaj konusu: KIRK GÖZ EFSANESİ Alıntıyla Cevap Gönder

KIRK GÖZ EFSANESİ

Sevgili canlar

Konuya ilk olarak Türklerde ve Alevi-Bektaşi inancında “doğa” kavramı ile ilgili bilgi vermek isterim. Bizler için doğada bulunan canlı cansız varlıklar ne anlama geliyor daha iyi anlamış oluruz. Ayrıca büyük ozanlarımızın doğa ile ilgili nefeslerinde doğa ile insan ilişkisini göreceksiniz.

Alevi-Bektaşi inancında Doğa ile insan:
Alevi öğretisi doğa ve insan dostudur. Alevilikte “her şeyin bir canı/ruhu” olduğu inancı vardır. Dolayısıyla dağın, taşın, ağacın, ırmağın, böceğin yani doğadaki tüm canlı ve cansız varlıkların da bir canı vardır. Ve hiç bir canı incitmemek gerekir. Aleviler doğayla dosttur. Doğanın tahrip edilmesine, insanların insanca yaşayacağı ortamın yok edilerek çevrenin kirletilmesine karşı dururlar. Hatta Alevilikte ağaçların, dağların, suların kutsallığı söz konusudur. Bu kutsallık yaşam kaynağı olan doğanın korunmasından kaynaklanıyor olsa gerekir. Dağların yanı sıra bazı tepeler, ormanlar, sular, ateş, gök gürültüsü, ay ve güneş de kutsal sayılmıştır.

Ayrıca eski Türk inanışında, Gök-Tanrı’nın yanı sıra yer de büyük önem taşımıştır. Ancak, eski Türk belgelerinde geçen “yer” sözcüğüyle toprağın kastedilmediği, tanrısal gücün öğelerinden biri olarak “yer”i, tanın kültürüne bağlı topluluklardaki “toprak tanrısı” ile karıştırmamak gerektiği. Eski Türk dinine göre “yer”in de Tanrı tarafından yaratılmış olduğu araştırıcılar tarafından belirtilmektedir.
"... Yüce Göktanrı'nın ilk defa gürlediği, yağız yer, altmış türlü çiçeklerle ilk defa bezendiği, altmış türlü hayvan sürülerinin ilk defa kişnediği ve melediği zaman sen (Türk'ün Atası) yaradıldın!..." (Kaşgarlı Mahmut, Divan-ı Lügat-i Türk)

”Yel esti mi aşka gelir sallanır,
Mart ayında yeşillenir ağaçlar,
Kıpkırmızı donlar giyer allanır,
Hû dost çağırır allanır ağaçlar.
(..................)
PİR SULTAN ABDAL’ım Hatayî Şah’ım,
Adam için ne hak etmiş Allah’ım,
Güz gelince salar yaprağın dalın,
Vakit geldi mi sulanır ağaçlar.”


"Sultan Nevruz günü canlar uyanır,
Hal ehli olanlar nura boyanır,
Muhip olan bu gün ceme dolanır,
Himmeti erince Nevruz Sultanın."
(..........)
PİR SULTAN’ım eydür, erenler cemde,
Akar çeşmim yaşı her dem bu demde,
Muhabbet ateşi yanar sinemde,
Himmeti erince Nevruz Sultanın."

Dersim'deki bir Türkünün konumuzla ilgili bölümü şöyledir:

”Nevruz der ki, ben nazlıyım,
Sarp kayalarda gizliyim,
Mavi donlu, gök yüzlüyüm,
Benden ala çiçek var mı?...”

Nevruz çiçeğinin bu zarif ve güzel görünümünden dolayı Anadolu da kız çocuklarına Nevruz, Navruz adları konulmuştur. Yine Nevruz birçok köye, yaylaya isim olmuştur
(Örneğin Nevruz Köyü: Sivas/Yıldızeli/Direkli bucağı. Nevruzlu)
Örneğin Dersim’de Munzur Gözeleri ve gölü kutsaldır. Buradan Ağaç kesmek, suyunu kirletmek günahtır. Munzur’un “Kırk Gözesi” için dualar edilir, dilekler tutulur, adaklar adanır. Mumlar yakılır, ulu kayaların pus yanlarına, dede “cem”lerde “çerağ uyandırır.” Gülbanklarla Munzur Abdal pir aşkına, Ovacık köylerinde ki yaşlı dedeler ve kocalar huşu içinde “Munzur Menkıbesi” ahyatırlar.
"Dağlar ile taşlar ile
Çağırayım Mevlam seni
Seherlerde kuşlar ile
Çağırayım Mevlam seni" (Yunus Emre)
diyen Yunus Emre’nin düşünceleri; İslam Türk anlayışının doğaya yansımasından ve Tanrı’yla yeknesak olmasından başka bir şey değildir.

"Munzur Dağı iyil iyil karınan
Ayrı düştüm elâ gözlü yarınan”

Diyen Onar Köylü bir delikanlı aşkını Munzur ile özdeşleştirerek türküleştirmiştir.
Bu durum, Türkmen töresinin, inançta, aşkta, sevgide, sevdada, üretimde ve aşta doğaya dönük bir ifadesidir. Cumhuriyet öncesi yıllarda söylenen bu türküyü şimdi rahmetli olan Hediye Akhan’dan tarafımızdan derlenmiştir:

“Gayna kara közlü pınar,
Gaynadıkça yaz geliyor,
Her sabah bizim odaya,
Üç gelin bir gız geliyor.

(*...)

Gıza dedim al beni de,
Git dedi babamdan iste,
Babam vermez ise beni,
Elin kaldır Hakk’tan iste.

(*...) Nakarat bölümü:
Ağcalı ben canali sen gel gidek böylesine,
Ağcalı ben canali sen kara göz mehlesine,
Ağcalı ben canali sen kara göz sevdasına,
Ağcalı ben canali sen Onar’ın mehlesine.”

Kırk Deyiminin Anlamları

Kırk deyimi Türkçemizde çokluk ifade etmek için kullanılan günlük hayatımızda farkına varmadan hepimizin kullandığı bir kelimedir. Adeta asıl anlamının dışında çokluk ifade etmek için kullanılır: “Kırk kaynak, kırk dükkân, kırkını aşmak, kırkına varmak, kırk kere, kırk yıl, kırklamak, kırklanmak, kırklara karışmak, kırk yıllık günahlara bir yıllık tövbekâr olmak.” Yerin kutsallığını anlatırken; “kırklar dağı, kırklar pınarı, kırklar ili, kırklar tepesi, kırklar gediği, Kırklar Meclisi, kırk derviş bir sofrada yemek yer, İki padişah bir iklime sığmaz kırk derviş bir postta yatar, kırkından sonra azanı teneşir temizler.”

Söz gelimi halkımız çok ayaklı bir hayvana “kırkayak” adını takmıştır. “kırk boynuzlu koç” Birisi korkarsa “kırk güne kadar ölmezsem” veya “kırk güne kadar ölürsem bundan bilirim”, “kırkına geldi hala adam olmadı.” “kırkını aştı hala uslanmadı”, “kırk kere söyledim”, “doğan çocuğu kırklama”, “lohusanın kırkı çıkmadı.”. Uzun zaman ortalıkta görünmeyene, „kırklara karıştı“ veya takva sahiplerine “kırklara karışacak” denmiştir. Bir şeyin çokluğunu anlatmak için " kırktan fazla" deyimi kullanılır.

Alevi Bektaşi Hak âşıkları için çok kullanılan, “Kırklar meclisinden almış”, “kırklardan içmiş” gibi deyimler de vardır. Şah Hatai’nin ve Pir Sultan’ın nefeslerinde “kırklar” deyimi çok geçer. Abdal Musa bir beytinde

şöyle demektedir:

“Muhammed kırklara niyaz eyledi
Ar meydanı değil er meydanıdır."
“Kırklar özün bir araya koydular
Anlar cenazeyi susuz yudular
Davayı gördün mü yok dediler
Ört elin eteğin sır meydanıdır"
Yine Hilali Baba bir başka şiirinde:
“Muhammed Ali’yi etti emanet
Dedi ki vasimdir şah-ı velayet
Muhammed Mustafa da sondur nübüvvet
Kırkların kapısını açtı o zaman"
der.
Şah Hataî ise:
Kırklar meydanına vardım /Gelberi ey can dediler
İzzet ile selam verdim/Gel işte meydan dediler.
Kırklar bir yerde durdular/Otur diye yer verdiler
Önüme sofra serdiler/Lokmamıza ban dediler
Arz idüb kırklara gittim/Özümü irfana kattım
Seksen sene ölü yattım /Daha sağsın can dedile
Kırklar şerbetinden içtim/içtim de kendimden geçtim
Yedi yıl kürede pişdim/Pişmemişsin sen dediler
Kırkların meyi durudur/İçenin kalbin arıdır
Gel işin kandan beridir/Söyle sen kimsin dediler
Gir semaa bile oyna/Silinsin pak olsun ayna
Kırk yıl bu kazanda kayna/Daha çiğsin yan dediler
Gördüğünü gözün ile /Söyleme sen sözün ile
Andan sonra bizim ile/Olasın mihman dediler
Düşme dünya mihnetine/Talib ol hak hazretine
Ab-ı zemzem şerbetine/Kadehini ban dediler
Şah Hatayi’m nedir halin/Hakka şükret kaldır elin
Gıybetten kesegör dilin/Cümlemiz yeksan dediler

kaynak: www.hbektas.gazi.edu.tr
www.karacaahmet.com

Yukarıda sizlere kırk ve doğanın Alevili-Bektaşi inancında ve Türkler için öneminden bahsettim.

Şimdi sizlere efsanemizi anlatayım:

Kırkgöz, 1668m yüksekliği olan Gürlevik Dağı eteğinde bulunur. Kırk gözeden su akmasından dolayı buraya Kırkgöz ismi verilmiştir. Ayrıca buranın ziyaret olması nedeniyle Alevi-Bektaşi inancında bulunan kırk rakamı da dikkat çekmektedir. Hikâyemiz inköy’lü rahmetli Emmi DOĞAN büyüğümüzün başından geçen bir olaydır.

Köyümüzde yayla geleneği geçmişte sürdürülmektekiydi. Kışın köyde kalan DOĞAN ailesi baharın gelmesi ile Hıdır DOĞAN yaylasına göç etmektedir. Ailenin bir kısmı yaylada kalarak hayvancılık yapmaktayken diğer kısmı ise köydeki işlere bakmaktaydı. Otlak olarak Derin Dere, Halo’nun ormanı, yağlı çeşme mezrası ve Gürlevik Dağı yamaçları kullanılmaktaydı. Kış henüz bitmişti. Köylüler hayvanlarını otlağa çıkarmaya başlamıştı. Hıdır DOĞAN yaylasında ise kadınlar günlük işleriyle uğraşırken erkekler ve çobanlar hayvanları alarak dağa doğru yola koyuldular.

O sabah Emmi DOĞAN keçilerini alarak dağa doğru gider. Keçileri sabahın seher vaktinde hızlı bir şekilde derin dereden Gürlevik Dağına doğru yola koyulurlar. Keçilerini takip eden küçük çoban onları kollamak için oda hızlanır. Keçiler öğleye doğru Kırk göze gelirler. Emmi DOĞAN keçiler otlanırken, kendiside Kırkgöz’ün yakınında yere oturarak tabiatın güzelliğini izlemeye başlar. Birden dağdan bir gürültülü bir şekilde ses gelir. Emmi DOĞAN şaşkınlıkla dağa doğru bakar. Birden dağın içinden(Kırk gözün bulunduğu yerden) beyaz atlı bir evliya çıkar. Bu evliya beyaz giysili olup başında kırmızı bir şal giyinmiştir. Beyaz atlı evliya Kırkgöz’den atıyla semaya doğru çıkmasıyla birlikte arkasından büyük bir gürültü ve toz bulutuyla gözelerden su akar.

Emmi DOĞAN gördüğü bu manzara karşısında keçilerini Kırkgöz sırtlarında bırakarak yaylaya doğru koşarak gitmiştir. Annesi küçük Emmi’ye neden geldiğini sorunca olayı bir bir anlatır. Kırk göz İnköylüler için bir ziyaret yeri olmaya başlamıştır. Adaklar adanmakta, lokmalar dağıtılmaktır kırk göz gözelerinde. Sonbaharda suların çekilmesiyle beyaz atlı evliya yeniden semadan kırk göz içine girer ve gözelerden akan su azalır. Kırkgöz’ün hemen 20 m aşağısında bir şelale vardır. Bu şelale soluk yaylasından açık göz ile görülebilmektedir.

Nasıl gidilir:

Kırk göz İnköy’e yürüyerek yaklaşık 3 saattir. Köyümüzün çeşmesinin suyu soluk yaylasının yakınında bulunan yamaçtaki kaynaktan gelmektedir. Depo yapılırken ulaşımın rahat olması için su deposuna kadar bir şose yolu yapılmıştır. Köyden Göl yazısına gidilerek buradan araba yolu takip edilir. Çamı sık(sık çam) mezrasına gelindiğinde iki türlü yol vardır: İlki Soluk Yaylası’ndan patika yollar takip edilerek gidilebilir. İkincisi ise Afatlı Musa’nın ağılından Güneydoğusunda bulunan yamaçtaki patika yollar takip edilir. Ulaşımın şimdi zor olduğundan yanınızda eşek, katır veya at gibi binek hayvanları götürmeniz gerekecektir.

Yanınızda götürmeniz gerekenler ve dikkat edilecek hususlar: Kırkgöz bulunduğu yükseklikten dolayı sürekli rüzgârlıdır. Bundan olayı yanınızda sizi sıcak tutacak bir giysi almanızı öneririm. Ayrıca kırk göz çevresinde ağaç bulunmadığında güneşten zarar görmemek için bir şapka da yanınızda bulundurulması gerekir; ayrıca odun gibi yakacakları köyden birlikte getirmeniz gerekiyor. Kırkgöz’den akan su soğuktur. Bunun için içerken dikkat edilmesinde yarar vardır.

Eğer güneşin doğuşunu Kırkgöz’den izlemek istiyorsanız erken bir vakitte yola çıkmanızı öneririm. Yol üstünde karamuk, kuşburnu, yabani erik gibi yabani meyve de toplayabilirsiniz. Geçmişte Gürlevik Dağı yamaçları ormandı. Şimdilerde ise tabiatın etkisiyle yeniden çam, meşe ve ardıç gibi ağaçlar büyümektedir. Gürlevik Dağı eski güzelliğine kavuşması bizim için güzel bir haberdir.

Hazırlayan: OKAN DOĞAN

_________________

Baba biz Bektâşiyük
Pek durur Bektâşiyük
Her gelen bir taş urur
Burda mihenk taşıyük
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yahoo Messenger

Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa -> Alevilik Öğretisi Tüm zamanlar GMT -2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Türkiye