Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu
website statsSİVAS HAFİK İNKÖY FORUMU
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 
BEKTÂŞÎ ÂDÂB VE ERKÂNI

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa -> Alevilik Öğretisi
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Okan Doğan



Kayıt: 14 Ksm 2007
Mesajlar: 227
Konum: İstanbul

MesajTarih: Prş Ksm 15, 2007 12:00 pm    Mesaj konusu: BEKTÂŞÎ ÂDÂB VE ERKÂNI Alıntıyla Cevap Gönder

BEKTÂŞÎ ÂDÂB VE ERKÂNI
(*)Dr. Hüseyin ÖZCAN

Türk halk kültürü ve sosyal hayatı içinde Bektâşîlik anlayışının önemli bir yeri ve önemi vardır. Başlangıcı İslam öncesi inançlara kadar götürebilen bu anlayış zamanla gelişerek ve yaygınlaşarak Türk toplumunda kitleleri arkasından sürükleyen tasavvûfî bir akım haline gelmiş zengin Türk sosyal hayatı ve tasavvûfî inanç mozayiği içersinde önemli bir yere sahip olmuştur. Bektâşîlik Osmanlı zamanında popüler en büyük Türk tarîkâtı olma özelliğine sahip olmuştur.
Erkân tarîkâtın kuralları, yasası durumunda olan

ilkeler, törenler bütününe denir. Bu kurallar ve uygulamalar hakkında bilgi veren eserlere “erkânnâme” denir.
Tasavvuf ıstılahında ‘sûfilerin uydukları ve uyguladıkları kurallara “âdâb-ı sofiyye”, tarikât ehlinin gözettiği ve dikkate aldığı kurallara “âdâb-ı tarikât” veya “âdâb ve erkân” denir. Tasavvufta zamana, mekana, muhataba, hâle ve makama göre bir takım âdâb vardır. Tasavvufî toplantılarda bulunanların uyması gereken edeb ve usûle “âdâb-ı sohbet”,”âdâb-ı işret ve sohbet” şeyhin dikkate alması gereken kâidelere de “âdâb-ı şeyh” müridin tâbi olması lazım gelen kâidelere de “âdâb-ı mürid” denir.”[i]

Sûfiler, bağlı bulundukları tarikâtın kurallarına uygun olarak yaşarlar. Bu kurallar bütünü o tarikâtin âdâb ve erkânını oluşturur.. “Sûfilerin toplum içinde uygulamaları ile ilgili hususlar “âdâb-ı sûfiyye yahut mi’yar-ı tarîkat” denilen eserlerle anlatılagelmiştir.”Adâbu’l-müridîn, İrşâd’ul-müridîn, Âdâbu’s-seniyye, Sünen-i meşâyıhı Halvetiyye, Behçetü’s- seniyye, Dürretü’l-esrar ve Kenzü’l-feyz gibi sûfi literatürde örnekleri olan âdab kitapları tasavvuf klasiklerinde işlenip ele alındığı gibi yine tasavvuf klasiği kabul edilen Risale-i Kuşeyrî, Keşfu’l-Mahcûb, El-Lumâ, Istılahât-ı Sûfiyye veya Tabakât-ı Sûfiyye denilen eserlerin bünyesinde de belli başlıklar altında kısmen veya geniş olarak ele alınmaktadır. Daha sonraki dönemlerde sûfi uygulamaları bilhassa Türk mutasavvıflarınca müstakil risalelere de dönüşerek mi’yar-ı tarikât, âdâb-ı tarikât, hurde-i tarikât, tarikâtnâme, usul-i tarikât, erkânname gibi isimlerle çeşitli manzum veya mensur eserlerde toplanıp mensupları tarafından okunmuştur. Tarikât pîrleri, sonra gelen müceddit, mürşit veya halifeler tarafından yazılan, yazdırılan veya derlettirilen bu gibi eserlerin, tasavvuf tarihi incelendiğinde sayı itibariyle hayli çok olduğu görülecektir.”[ii]

Türk Edebiyatında bu tarzda yazılmış bir çok eser bulunmaktadır. Eşrefoğlu Rûmî, Aziz Mahmud Hüdâî ve Bolulu Himmet’in Tarîkatnâme’leri en çok bilinenlerdir.

Gelenekle gelen bu kurallara uyma zorunluluğu vardır. Bu kurallar çok nadir değişikliklere uğrar. “Tasavvufta, önceki sûfiler tarafından tesis edilen kâideler, âdab, erkân ve usûl yani yol ve yöntem büyük önem taşır. Bir müridin gelenekten gelen bu kurallara uymadan hedefine varması mümkün değildir ve usûle uymayan vusûlden mahrum kalır, denilir. Âdab ve erkân dokunulmazlığı olan değiştirilemez kurallardır. Âdab ve erkân sapmaları önleyerek geleneğin devamını sağlar.”[iii]

Tarikât ulularınca konulan bu erkânın bozulmazlığı ile kurallar hemen hemen bütün tarikâtlarda aynıdır. “Erenler tarafından konmuş törelerin, terbiyeye dayanan geleneklerin bozulması, kan etmekten (dökmekten) beter görülmüş, kanlıya yer verilmiş de bu töreleri bozanlara, bu geleneklere uymayanlara yer verilmemiştir. “Yol” sözü, “âdâb ve erkân” denen törelerin, geleneklerin tümüne ad olmuştur.”[iv]

Tasavvufta terk-i edeb edepsizlik sayılmıştır. Tarikâtın âdâb ve erkânına uymak teşvik edilmiştir. İbn-i Atâ; “Salihlerin âdâbını uygulayan hürmet, evliyanın âdâbını uygulayan Allah’a yakınlık, sıddıkların âdâbını uygulayan temâşâ, peygamberlerin âdâbını uygulayan üns ve inbisat makamına yaraşır hâle gelir, demiştir.”[v]

Tasavvufta mürid katettiği her aşama için ayrı bir âdâba uymaktadır. Âdâbın zâhiri ve bâtınî iki çeşidi bulunmaktadır. Zahiri ve şer’î olan âdâb, tasavvufun temelini oluşturur. Bâtınî âdâb ise gönlün özellikleri ve hâlleriyle ilgili olan âdâbtır.


Bu şekilde Bektâşî Âdab ve Erkânıyla doğrudan ilgili olarak te’lif edilmiş on dört yazma eser tespit ettik. Eserlerden dokuz tanesi Hacıbektaş İlçe Kütüphanesi’ndedir. Tespit edebildiğimiz âdâb ve erkâna ait eserlere şu isimler verilmiştir: Âdâb ve Erkân-ı Bektâşîyye, Âdab-ı Tarikât-ı Bektaşiyye, Bektaşî İnancına Ait Bir Risale, Bektâşî Tarîkâtine Ait Usûl, Âdâb, Âyinler Mecmuası, Bektâşî Tarîkâtinin Erkânı hakkında Risale, Erkân-ı Bektâşîyye Risalesi, Erkânı Bektâşîyyeye Aid Mecmua, Silsilenâme-i Tarîkâtnâme-i Bektaşiyye.


Bektâşîliğin erkânının temelini genel anlamda “Dört Kapı Kırk Makam” oluşturur. Hacı Bektaş Velî tarafından oluşturulan bu sistemi Balım Sultân düzenlemiştir. Balım Sultân bir takım erkânları kurallara bağlayarak yazıya geçirmiştir.

Tarîkâtin erkânı tarîkâtin sistemini oluşturan düzeni sağlayan kurallardır. ”Erkânnâmeler çeşitli toplumsal olaylar sırasında (doğum, ölüm, sünnet, evlenme, vb. gibi) kurum mensuplarının “nasip alma” (kuruma kabul edilme) “dervişlik, babalık, halifebabalık, dedebabalık” gibi görev alma durumlarında bireylerin görev ve yükümlülüklerini göstermenin yanısıra bazı akitleşme (söz verme)leri de içererek bireyin davranışlarına yön verecektir.”[vi]

“Bektâşîliğe giriş törenini anlatan, muayyen işlerin yapılmasında okunması adet olan tercemanları, çekilmesi icap eden gülbankları ihtiva eden ve “Erkânnâme” denen mecmuaların bazılarında, Şia-yı İmamiyye (Câferiyye) göre “Usûli’d-dîn, Furûu’d-dîn” denen inanç ve ibadet, bazı eksikleri olmakla beraber izah edilmekte “muhabbet meclisi”nden, “dem”den hiç bahsolunmamaktadır.”[vii]

Bektâşî tarikatında tarikatın pîri Hacı Bektaş Veli’dir. Tarikâtın alt yapısını o oluşturmuştur. Onun “Dört Kapı Kırk Makam “ adıyla oluşturduğu bu sistem tarikâtın seyr-i sülûk’udur.

“Kaygusuz Abdal Bektâşi erkânnâmesi üzerinde düzenlemeler yapar. Bektâşîliğin ilk erkânnâmesini yazan o olur. Böylece Bektâşî tarikâtının ilk tüzük yapıcısı Kaygusuz Abdal’dır. Balım Sultan ise bu erkânnâmeyi sonradan geliştirmiştir ve kurumlaştırmıştır.”[viii]

Bugün Bektâşilerde geçerli olan erkânname Balım Sultan tarafından düzenlenen erkânnâmedir. Burada Balım Sultan önceki uygulamaları kaldırmamış sadece düzenleyerek tarikatın kurumlaşmasını sağlamıştır. Önceleri sözlü olarak aktarılan uygulamalar yazılı hale getirilmiştir.

“Erkânnamenin içeriğinde yer alan şekil ve uygulamaların hiç biri amaçsız değildir. Bu ritüeller sırasında yapılan her davranışın, kullanılan her sembolün simgelediği bir mana vardır. Belirli bir duruş biçimiyle ya da birkaç şeklin birarada sergilendiği bir davranış kalıbıyla ortaya konulan anlatım gerçekte sayfalarca bilgi içerdiği içerdiği halde, te bir şekil ya da davranışa sığdırılmıştır.”[ix]

Tarîkâtin erkânına göre önemli görevleri olan kişiler şunlardır: ”Dedebaba; tüm Dünya’daki Bektâşîlerin başıdır. Törenle seçilen Dedebaba ölene kadar bu görevde kalır. Halifebaba; Dedebabaya bağlı olarak çalışırlar. Sayıları en fazla onikidir. Babalar; Tarîkâtn eğitici kadrosudur. Muhipleri yetiştirmekle görevlidirler. Rehber; Tarîkâtla girenlere yol gösteren kişidir. Bektâşî tarîkâtinin en zor ve en uzun süreli olan kademesidir. Talib (muhib); İsteklilik süresini başarı ile bitiren adayın,ikrâr erkânı içinde biatının alınıp tarîkâta kabul edilmesine muhiplik denilir. İkrâr verip nasip alan kişi artık taliptir. İstekli tarîkâta girmek isteyen kimseye denir.”[x]

Bektâşî şiirlerinde erkânın önemine değinilmektedir. Bu kavram da şiirlerde sıkça işlenmiştir. Bektâşîler erkân sahibi olduklarını, Hacı Bektaş Velî’ye bağlı olduklarını bildirirler;

Bize ihsan etti Celî, bu mesleği ta ezelî
Tuttuk edeb erkân yolu, biz bende-i Bektâşîyiz.
(Ali Nutki Baba)

Biz erenler gerçeğiyiz
Has bahçenin çiçeğiyiz
Hacı Bektaş köçeğiyiz
Edep erkân yol bizdedir
(Kul Hasan)

Tarîkâtlerini Muhammed Ali’ye bağlayan Bektâşîler pîrlerinin “ululardan ulu” Hacı Bektaş Velî olduğunu söyleyerek tarîkâtin erkânının onun tarafından kurulduğunu belirtirler.

Ezelî kurdular erkânı yolu
Bu yolun sahibi Muhammed Ali
Pîrimi sorarsan Bektaş-ı Velî
Ali Velî gibi er bulunur mu
(Sakine Bacı)

Bir rehber olmuş mürşide gider
Sözünce semaın aşikar eder
Muhammed Ali’nin erkânın güder
Nazlı nazlı söyler Horasan deyu...
(Âhû)

Pîrimiz uludan ulu, o kurdu erkânı yolu
Muhammed Ali’nin kulu, biz Bektâşî gülleriyiz
(Matlubî)
Tarîkâtin erkânına büyük bir düzenleme getiren Balım Sultân, erkân için emek verdiğini ifade ediyor.

Balım çoklar ile sohbet edüpdür
Bu yola erkâne emek verübdür
Gidin görün pîrim nerde durubdur
Pîr olduğu yerde haber ver imdi
Balım Sultân[xi]

Tarîkâtte ilerlemek kâmil insan olmak için edep ve erkânı bilmek ve ona göre davranmak gerekmektedir.

Pîr Sultân’ım Hakk’a yakındır
Edebi erkânı hemen takın dur
Ölüm uzak derler hemen yakındır
Dostlar bizi safâ ile gönderin
Pîr Sultân Abdal[xii]

Edep erkân öğren kâmile yetiş
İhlas talip isen dâmâne yapış
Vücudun ilminde görürsen bir düş
Gafil olup sırrın verme nâdâna
(Malatyalı Sadık Baba)

Muhyiddin derviş olmağa
Ölmezden önde ölmeğe
Bir kişi nasip almağa
Edep erkân yolu gerek
(Muhyiddin Abdal)

Erkânın öğrenileceği makam dervişin şeyhidir. Bu konuda ondan yardım istenir.

Noksanım var ben de arayıp buldum
Edep erkân usûl sendedir bildim
Eşiğine yüzüm sürmeğe geldim
Erkânına geldim aman erenler
(Vehbî)

Günümüzde ‘Bektâşîler âyin ve merasimleriyle ahlak anlayışı ile Türk sosyal hayatında etkili bir yere sahip olmakla birlikte “bir tarîkât görünümünden ziyade diğer bâtınî unsurlarla (mesela Tahtâcı’lar, Kızılbaşlar, Alevîler vb.) beraber bir “Alevî-Bektâşî gruplar ailesi” ya da bir “Alevî Bektâşî” geleneği halindedir. tarihi alt yapısının önemli bir kısmını yazılı kaynaklarının tamamını yitirmiştir.”[xiii]
Bektâşî şiiri; bir takım görüşleri İslam öncesi inançlara dayanan sonraları Ahmed Yesevî’nin tasavvûfî anlayışından etkilenen Hacı Bektaş Velî ile pîrini bulan ve bağımsız bir anlayışa dönüşen, zaman içinde Türk toplumunun renkli sosyal hayatının zenginliği içinde Alevî, Bektâşî, Hurûfî, Kalenderî, Kızılbaş, Tahtâcı, Bâtınî vb. Heterodoks mezhep ve tarîkâtlar içinden çıkmış şairlerin çoğunlukla nefes, ilâhî, deme, deyiş, taşlama ağıt, gibi Türklerin milli nazım şekli olan koşma tarzında meydana getirdikleri edebi verimlerden oluşmaktadır.
Bektâşi tarikâtına ait âdab ve erkânı oluşturan kavramlar Bektâşî şairlerince sıkça işlenmiştir. Bu şekilde erkâna ait kavramlar şairlerce yorumlanarak zamanımıza taşınmıştır. Yazılı belgelerin yaygın ve yeterli olmaması sebebiyle şiirlerin değeri ön plana çıkmıştır. Zaman içindeki sosyal problemlerinden dolayı yazılı kültürü zayıf kalan Bektaşîler bu yolla da âdâb ve erkânlarını nesillerden nesillere aktarma imkanı elde etmişlerdir. Tarikâtın temel erkânını oluşturan bu kavramların şiirlerde nasıl yorumlandıkları, Bektâşi şairinin dünyasında ne şekilde hayal edildiği, şiir örnekleri incelendiğinde görülmektedir.[xiv] Bu şekilde Bektâşî tarikâtının âdâb ve erkânına ait unsurların şiirleştirilmiş şekli elde edilecektir. Bu sonuçlar Alevî-Bektâşî toplumu için temeli en eski zamanlara dayanan edebî manzum bir âdâb ve erkânnâme örneği olacaktır.





* Fatih Üniversitesi, Fen Edebiyat Fak., Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Öğretim Görevlisi.

[i] Süleyman ULUDAĞ: Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, (İstanbul 1995),18.

[ii] Mustafa TATCI: “Hz. Pîr’in Mi’yarı”, İSAM Dergisi, (İstanbul, 1998),s.69.

[iii] Süleyman ULUDAĞ: “Tasavvuf Açısından Gelenek ve Yenileşme”, İSAM
Dergisi, (İstanbul ,1986),s.67.

[iv] Abdulbâkî GÖLPINARLI: Mevlevî Âdâb ve Erkânı, (İstanbul,1963), 4.

[v] Süleyman ULUDAĞ: Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, a.g.e.,18.

[vi] Belkıs TEMREN: Bektaşiliğin Eğitsel ve Kütürel Boyutu, Ankara, 1995,109.

[vii] Abdulbaki GÖLPINARLI: “Bektaş (Hacı)” Abdulbaki Gölpınarlı ,Haz. Ali ALPARSLAN ,

(Ankara,1996),104.

[viii] Belkıs TEMREN: a.g.e., 67.

[ix] a.g.e.,110.

[x] Haydar KAYA: Alevî Bektâşî Erkânı Evradı ve Edebiyatı (İstanbul, 1996),

320,322.



[xi] Abdulkadir SEZGİN: Hacı Bektaş Velî ve Bektâşîlik, (İstanbul, 1985),279.

[xii] Cahit ÖZTELLİ: Pir Sultan Abdal, (İstanbul, 1996),399.

[xiii] Yılmaz SOYVER: Sosyolojik Açıdan Alevî Bektâşî Geleneği ,155-156.

[xiv] Bu konuda G.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yaptığımız Bektâşî Âdâb ve Erkânı

adlı doktora çalışmasında belirtilen sonuçlar elde edilmiştir.
_________________

Baba biz Bektâşiyük
Pek durur Bektâşiyük
Her gelen bir taş urur
Burda mihenk taşıyük
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yahoo Messenger

Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa -> Alevilik Öğretisi Tüm zamanlar GMT -2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Türkiye