Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu
website statsSİVAS HAFİK İNKÖY FORUMU
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 
Yunus Emre Bir Bektâşî Dervişidir.

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa -> Alevilik Öğretisi
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Okan Doğan



Kayıt: 14 Ksm 2007
Mesajlar: 227
Konum: İstanbul

MesajTarih: Prş Ksm 15, 2007 11:08 am    Mesaj konusu: Yunus Emre Bir Bektâşî Dervişidir. Alıntıyla Cevap Gönder

Yunus Emre Bir Bektâşî Dervişidir.

Dünya’da her fikir, siyasi akım, mezheb, tarikat veya felsefi düşünüşün yayılabilmesi için öncelikle dikkat ettikleri, süslü, dışarıdakine cazip gelecek vitrin düşünceleri vardır. Nedir bunlar derseniz, hepsinin ortak noktası; hoşgörü affedicilik temeli üzerine oturmuş olan söylemlerdir. İnsanları cezb edici olması için hoşgörü olması şarttır. Çünkü her insanın yalnızca kendisinin bildiği eksikleri vardır. Bu eksikler karşısındaki insanlar tarafından yüzüne vurulmayacağından, bu nedenle yargılanmayacağından emin olması halinde, karşısındakine yaklaşma, onunla bazı şeyleri paylaşma başlar.
Hangi siyasi partiye bakarsanız bakın, Yunus Emre’nin engin hoş görüsünü ifade eden sözler üstü açık veya kapalı şiirsel veya vecizeler halinde görmek mümkündür. Değerli mala herkes sahip çıkar, kendinin olmasını ister. Ama 13. yüzyıldan bu güne kadar insanların gönlünde taht kuran, ünü yurt dışına taşan, hatta 1972 de olduğu gibi Yunus Emre yılı olarak anılan bu zâtın, bu velinin inançsal anlamda asıl ait olduğu yerin neresi olduğunu elimizi vicdanımıza koyarak incelersek, onun nereye ait olduğunu nutuklarından araştırmacıların tespitlerinden kolayca görebiliriz.
Müslüman olmanın ilk şartı bilindiği gibi kelimeyi tevhiddir. Yani “Lâ ilâhe illallah” demektir. Bu ise Allah’tan başka bir Allah yoktur, yani yeri göğü, görünen görünmeyen herşeyin yartanının Allah olduğunu kabul etmektir. Kur’ân ı Kerim’de de Allah şirki asla affetmiyor. Niyazi-i Mısri Divanında Tasavvuf ta “Haktan gayri bir nesne yok, gözsüzlere pinhan imiş” diyor. Konuyu toparlamak gerekirse Yunus’un dediği gibi

Elif okuduk ötürü
Pazar eyledik götürü
Yaradılanı hoş görürüz
Yaradandan ötürü

Eski yazıda elif ilk harftir ve düz bir çizgi şeklindedir. Elif kelimesi tasavvufî şiirlerde çok kullanılır. Bir iki anlamını arz etmek gerekirse; düz çizgi iki nokta arasında en kısa mesafedir. Hatta geometride doğru tarif edilirken, iki nokta arasındaki en kısa mesafe olarak tanımlanır. En kısa yoldan gitmezse o zaman biz o çizgiye doğru değil, eğri diyoruz. Elif okuduk ötürü demekle; doğruluğu, dürüstlüğü mürşidimizden öğrendiğimiz için götürü usulde pazar eyliyoruz, her şeye bir gözle bakıyoruz, kin nefretle bakmıyoruz demek isteniyor. Meselâ bir ceylânın bir yonca yaprağını yemesi, yonca açısından bakıldığı zaman şer gibi görünür, ama aynı ceylan o yoncanın köküne gübresini bırakacağı için yonca açısından bakıldığı zaman hayırdır. Dolayısı ile yaratandan ötürü yaratılanı hoş görürüz denilmek istenmektedir.

Bir başka şekilde ifade etmek istersek de görünen görünmeyen her şey Hakk’ın varının varı olduğunu zevken bilmek tevhidin kendisidir, sırr-ı ilâhidir. İmam Cafer i Sadık şöyle buyuruyor: “Yağmur iyilerin üstüne de yağıyor, kötülerin üstüne de yağıyor”. Esasında sadece yukarıda zikr ettiğim dörtlük Yunus’un Bektâşî dervişi olduğunu ispata yeterlidir, ama yinede başka nutuklarından örnekler vermeye çalışacağım.


Prf. Faruk K. Timurtaş’ın Şubat 1972 de Tercüman Yayınları tarafından basılan Yunus Emre Divanı’nda Bektâşî dervişi olmadığı, Bektâşî tarikati ile ilgisi bulunmadığı ve Mevlâna’ya bağlandığını anlatan ilginç bölümler bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse; adı geçen kitabın aşağıda belirteceğim sayfalarındaki notları şu şekildedir:
Syf. 17 Yunus Emre bu gezileri “propoganda” için yapmamıştır. Çünkü o ne bir tarikat kurucusu, ne bir tarikat yayıcısıdır. O sadece mutasavvıf bir şairdir ve şiirlerini belli bir görüşün propogandası için vasıta olarak kullanmamıştır. Yunus Emre adlı bir şeyhin müridi olduğu bazı kaynaklarda zikredilmektedir. Bu mesele açık ve kesin bir delile ve vesikaya dayanmamaktadır. Daha çok efsane mahiyetindedir. Böyle bir kimsenin yaşayıp yaşamadığı belli değildir” “Muhakkak olan bir nokta varsa derviş ve şeyh olarak ömrünü tekkede geçirmediğidir”. Sayfa 25 te ise “Ona Bektâşîler sahip çıktığı gibi Kadiriler, Halvetiler, Mevleviler ve başkaları sahip çıkmıştır. Fakat o tarikatlerin üstünde bir kimsedir, bir eren şairdir. Yunus Emre’nin Bektâşî olarak gösterilmesi gerçeğe uygun değildir. Bu husus sadece halk rivayetlerinin toplanmasından meydana gelen Hacı Bektâş Veli velâyetnamesinde kayıt edilmektedir. Yunus’un Bektâşî olmadığı hakkında en kuvvetli delil kendisinin divanında Hacı Bektâş Veli’den bahs etmemesidir. Böyle bir şey olsaydı mutlaka adını anardı. Yunus Emre Tapduk Emre’nin Hacı Bektâş Veli’ye intisapları hakkında söyledikleri muhakkak ki gerçeğe aykırıdır”.
Syf. 26 da Yunus divanının başka bir yerinde “bu şahısların adı geçmediği gibi, eski eserlerde bu münasebet ve tarikat zinciri hususunda herhangi bir kayıt yoktur. Şiirlerinde Hacı Bektâş’ı anmayan Yunus Emre’nin divanında Bektâşî’likle ilgili unsurlar da bulunmamaktadır. onun batıni temayülleri olduğu şeriata uymayan şeriata uymayan tevillere yer verdiği hususundaki iddi da doğru değildir. Yunus tam manası ile koyu bir sünni müslümandır onda Şii Alevî temayülleri yoktur”.

Syf.28 “Yunus’u herhengi bir tarikate bağlı görmek, onun erginliğini azzaltmak daraltmak demektir”
Syf.29 da ”Yunus Emre’nin Bektâşî olarak göstermek isteyenler Tapduk’u Yunus’un şeyhi yapmışlar ve onu Hacı Bektâş’a bağlamışlardır. Bu hususta söylenenler rivayetten öteye gidememiştir. Yunus -Tapduk- Hacı Bektâş münasebetleri ancak efsane ve menkabede vardır, gerçek durum bilinmemektedir”.
Yazar Yunus’u Bektâşîlikten koparmaya çalışıyor, ama güneş balçıkla sıvanmaz. Onun fikrine de inancımız gereği hürmetimiz var. Öyle inanıyorsa, öylesi ona doğrudur. Bir şey diyemeyiz mutlak bizim gibi düşünsün isteyemeyiz. Ama bazı örnekler vererek konuyu takdirlerinize bırakıyorum.

Yunus’a Tapduk’tan oldı, hem Barak’tan Saltuğa
Bu nasip çün cüş kıldı ben nice pinhan olam

Bu beyitte Yunus’un Tapduk’tan nasipli olduğunu Tapduk’un da Barak Baba’dan Sarı Saltuk’a çıktığını görüyoruz. Sarı Saltuk ise Velâyetname’de Hacı Bektâş Veli’ye biat ettiğini ve Sinop üzerinden Karadeniz’e gittiğini biliyoruz. Bektâşîlik bilindiği gibi Hacı Bektâş Veli’nin Makalat’ında beyan ettiği üzere 4 kapı 40 makam vardır. 4 Kapı bütün tarikatlarda mevcuttur, ama 40 makam Hacı Bektâş öğretisidir. Bektâşî olmak için illa kendini Bektâşîyim diye


beyan etmesine gerek yoktur. Eğer onun fikirlerini savunuyorsa Hacı Bektâş’ın ismini mutlaka zikr etmesi gerekmez.
Şeriat, Bektâşîliğin asla inkâr ettiği bir makam değildir. Şeriat denilince bu günkü anlamda dinin devlet işlerine karıştırılması, Suudi Arabistan’ın, İran’ın resmi hukuk kuralları gibi anlaşılırsa da, Bektâşîliğin şeriat anlayışı aynı zamanda Yunus’un anlayışında mevcut bulunan, Allah’ın yasaklarından kaçmak, yapmasını tavsiye ettiğini yapmak anlamındadır. Bu takdir edersiniz ki suistimale açık esnek bir konudur. Ama gerçekte Kur’ân ayetlerinin zahiri anlamıdır. Kur’ân ı Kerim’in Al-i İmran suresinin 7. ayetinde mealen şöyle buyurulur; ”Onun ayetlerinin bir kısmı muhkemdir ki onlar kitabın anasıdır. Diğer ayetler ise müteşabbihtir”. Hazreti Muhammed bir hadisinde ise” Halka akıllarının alabileceği kadarını anlatın” der. Bu neden ile Yunus Emre’nin tevhid ehli bir veli olması nedeni ile bazen avama (halka, anlayış seviyesi düşük, gönül gözü açılmamış insana), bazen havas’a zevki seviyesi idraki yüksek insana hitaben sözler söylemiştir. Tasavvufta ayrıca söylenen güzel bir söz vardır. “Üst üste sırala küpü, çekince altından seyreyle sen gümbürtüyü”
Şeriat bu işin ilk kapısıdır. Tarikat ise şeriatin kişiyi tatmin etmediği aşamasıdır. Kişinin özündeki cevheri müsaitse marifet ile Hakikat’e ulaşır. Aradaki makamları geçmek sureti ile Hakikate ulaşınca ne şeriatin hükmü kalır, ne tarikatin. Hakk ile Hakk olma makamıdır. O zaman zahiri ibadetler ona sakıt olur, olsa da avama olan saygısından olur.

Evvel kapı şeriattir
Emri Nehyi bildirir,
Yuva günahlarını
Herbir Kur’ân gecesi

İkincisi tarikat
Kulluğa bel bağlaya
Yolu doğru varana
Yargılaya hocası

Üçüncüsü marifettir
Can gönül gözün açar
Tutalım olsun sevap
Arşa değin yücesi

Dördüncüsü hakikat
Ere eksik bakmaya
Bayram ola gündüzü
Kadir ola gecesi

Bu şeriat güç olur
Tarikat yokuş olur
Marifet sarplık durur
Hakikattir yücesi

Dört kapıdır kırk makam
Yüz altmış menzili var
Erenlere açılır
Velilik derecesi

Aşık Yunus bu sözleri
Mahal diye söylemez
Ma’na yüzün gösterir
Bu şairler kocası

Dört kapı kırk makam Hacı Bektâş doktrinidir. Dolayısı ile Bektâşî olduğunun bir belgesidir. Son kıtada da mana yüzün gösterir diyerek, zahir yüzü olmadığını söyler ve Bektâşîliğin esas amacı batıni yönüdür yani manâ tarafıdır. Manâ’ya erdiği zaman zahir tarafı ikinci planda kalır. Zahiri tarafına dolayısı ile esas kabul etmez,
tâli kabul eder. Tâli kabul ettiği için namaz, oruç hac, zekât gibi emirleri kendince Kur’ân’ın bütünlüğü içinde yorumladığı için ret eder gibi görünür ama, gerçekte asla ret etme saygısızlığı göstermez. Aksine ona yorum getirir ve ona göre uygular. Yunus’ta Bektâşî olduğu için, bu günkü Bektâşîliğin savunduğu görüşleri o gün de
savunduğu görülmektedir.

Ben oruç namaz için süci içtüm esridüm
Tesbih seccade içün dinlerem şeşte kopuz

Abdestimiz namazımız, doğruluktur taatımız
Aşka bağladık safımız, safımızdan kim ayıra
* * * *
Bundan içeri haber işit, söyleyeyim ey yâr
Hakikatin kâfiri, şeraitin evliyâsıdır.
* * * *

Ta’n eylemen hocalar
Hatırınız hoş olsun
Varuben ol Tamu’da
Biraz yanasım gelir

* * *
Zahir suya banmadan
El ayak deprenmeden
Baş secdeye düşmeden
Kılınır taatımız

* * *
Ey aşıklar ey aşıklar
Aşk mezhebi dindir bana
Gördü gözüm dost yüzünü
Kamu yas düğündür bana
* * *
Aşk imandır bize gönül cemaat
Dost yüzü kıbledir daimdir salât
Dost yüzü göricek şirk yağmalandı
Anın için kapıda kaldı şeriat
* * *
Küfr ile iman dahi, hicab imiş bu yolda
Safalaştık küfr ile iman yağmaya verdik
* * *

Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet
Elin yüzün yumaz değil

Er odur ki alçak dura
Ayık odur ki yola vara
Göz odur ki hakkı göre
Gündüz göresi göz değil
* * *
Ak sakallı bir koca
Bir bilmeye hal nice
Emek vermesin Hacca
Bir gönül yıkar ise

Yunus der be hey hoca
Gerekse var bin kere hacca
Hepsinden eyice
Bir gönüle girmektir.

Kendisine o zamanda zahiri ibadetlere yeterince uymadığı konusunda hatırlatmalar olmuş olsa gerek ki!

Bana namaz kılmaz diyen
Ben kılarım namazımı
Kılar isem kılmaz isem
Ol Hak bilir niyazımı

Hakk’tan artık kimse bilmez
Kafir müslüman kimdürür
Ben kılarım namazımı
Hakk geçirdiyse nazımı

Ol naz dergâhtan geçer
Mani şarabından içer
Hicapsız can gözüm açar
Kendisi siler gözümü

Gizli sözü şerh eyleyip
Türlü nükteler söyleyip
Değme arif şerhetmeye
Bu benim gizli razımı

Yunus şimdi söyle sözün
Münkir ister istemesin
Pişir kurtar kendi özün
Ârifler tatsın tuzun

Bilindiği gibi Yunus’un şiirlerinin bir kısmı Molla Kasım’ın yırtıp dereye atması nedeni ile bugüne gelememiştir. Ama eldeki mevcutlar onun gerçek kimliğini arz etmektedir. Adı geçen eserde mürşidinin de olmadığından bahsedilmektedir. Bakın nutuklarında neler söylüyor:

Miskin Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme
Seni sigaya çeken bir Molla Kasım gelir
* * * * *
Hakk’ı kaçan (nasıl) bulasın
Hakk’a kul olmayınca
Erenler eşiğine
Yaslanıp yatmayınca
* * *
Yediler kırklarla
Ak sakallı pirlerle
Yüzü balkır nurlarla
Bize dervişler geldi
* * *
Bir şaha kul olmak gerek
Hergiz ma’zul olmaz ola
Bir eşiğe yaslanmak gerek
Kimse elden almaz ola

Kişi aşık olmak gerek
Ma’şukayı bulmak gerek
Aşk oduna yanmak gerek
Ayruk oda yanmaz ola
* * *
Yunus eydür gezerim
Dost iledir pazarım
Ol Allah’ın didarın
Gördüm bir dağ içinde
* * *
Edelim cevlân
Kılalım seyrân
Mest olup hayrân
Pir eşiğinde

Nice bir ülfet
Edelim uzlet
Çekelim halvet
Pir eşiğinde

Bıraktım ârı
İstedim yâri
Kestim zünnârı
Pir eşiğinde

Aldım himmeti
Geçtim zulmeti
Buldum devleti
Pir eşiğinde

Yunus’um elhak
Didâra müştak
Eriştiğim aşk
Pir eşiğinde
* * *
Ermek dilersen maksuda
Çok hizmet eyle mürşide
Sen senliğinden ayrıl da
Didâr yakın gelsin beri
* * *
Kuruyuduk yaş olduk
Ayak idik baş olduk
Kanatlandık kuş olduk
Uçtuk elhamdülillah

Vardığımız illere
Şol sefa gönüllere
Baba Tapduk manisin
Saçtık elhamdülillah

Dirildik pınar olduk
Irıldık ırmak olduk
Aktık denize daldık
Taştık elhamdülillah

Tapduk’un tapusunda
Kul olduk kapusunda
Yunus miskin çiğ idik
Piştik elhamdülillah
* * *
Bir sâkiden içtim şarap
Arş’tan yüce meyhanesi
Ol sakinin mestleriyiz
Canlar onun peymanesi


Bir meclistir meclisimiz
Anda ciğer kebap olur
Bir çerağdır bunda yanan
Güneş anın pervanesi

Aşk oduna yananların
Külli vücudu nur olur
Ol od bu oda benzemez
Hiç belirmez zebanisi

Andaki mest olanların
Olur Ene’l-Hakk sözleri
Hallac-ı Mansur gibidir
En kemine divanesi

Yunus bu cezbe sözlerin
Cahillere söylemegil
Bilmez misin cahillerin
Nice geçer zemanesi
* * *
Bir gönül yaptın ise
Er eteğin tuttun ise
Bir kez hayır ettin ise
Bin de bir ise az değil
* * *
Eğriliğin koyasın
Doğru yola gelesin
Kibr ü kini çıkagil
Erden nasip alasın
* * *
Doğruya varmayınca
Mürşide yetmeyince
Hakk nasip etmeyince
Sen derviş olamazsın
* * *
Yunus miskin anı görmüş
Eline bir divan almış
Âlimler okuyamamış
Bu manâdan duyan gelsin
* * *
Alimsin Ali’m
Doğrudur yolum
Ağzımda dilim
Hü demek ister

Murad edince
Gülü derince
Cemâl görünce
Hü demek ister

Ali sırrında
Tevhid nurunda
Mahşer yerinde
Hü demek ister

Dağ ile taşta
Kuru ile yaşta
Müşkül bir işte
Hü demek ister

Yunus postunda
Gönül dostunda
Sırat üstünde
Hü demek ister
* * *
Yetmiş iki millete
Bir göz ile bakmayan
Halka Müderris olsa
Hakikatte âsidir

Evliya’ya safa nazar
Edeli günden beri
Hasıl oldu Yunus’a
Her ne kim vayasıdır (sermayesi)
* * *
Tasavvufta iki türlü ilim vardır. Birincisi akli ilimler, ikincisi nakli ilimlerdir. Akli ilimleri kitaplardan öğrenmek mümkündür, fakat nakli ilimlerin bir kamil mürşidden tahsil edilmesi gerekir. Yunus’unda burada yaptığı budur. Bu nedenle de
Tapduk’un tapusunda
Kul olduk kapusunda
Miskin Yunus çiğ idik
Piştik elhamdülillah
diyerek erdiği manevi mertebeyi, mürşidinin irşadı ve himmeti ile erdiğini, en büyük sermayenin bu olduğunu yukarıdaki muhtelif nutuklarında açık veya üstü kapalı belirtiyor. Bir nutkunda da “canlar canını buldum, dükkanım yağma olsun” diyor. Ayrıca zahiri ilme, şeriata ters gelen bir sürü nutukları mevcuttur. Bektâşîliğe göre en büyük mertebe dervişlik mertebesidir. Sıralama itibarı ile muhiblik, dervişlik, babalık, halifebabalık, dedebabalık olmasına rağmen, dervişlik kişide tahakkuk etmemişse diğer makamlar görüntüden başka bir şey değildir. Hacı Bektâş Veli kendisinden bahs ederken, derviş diye bahsediyor. Baba veya dede diye bahsetmiyor.


Dinin imanın varısa
Hor görmegil dervişleri
Cümle âlem müştak durur
Hor görmegil dervişleri

Ay u Güneş müştak durur
Dervişlerin sohbetine
Feriştehler tesbih okur
Zikir ede dervişleri

Tersalar tövbeye gelir
Taht ısları zebun olur
Dağlar taşlar secde kılur
Göriceğiz dervişleri

Derviş oku ırak atar
Hey demeden cana utar
Gafil olmayan yeter tutar
Hor görmegil dervişleri

Ol fahri âlem Mustafa
Sıdkı bütün aşka feda
İster isen ondan vefa
İncitmegil dervişleri

Yer gök eder hırka hakkı
Himmetleri olsun baki
Çün Padişah oldu saki
Esrüdüser dervişleri

Gökten inen dört kitabı
Günde bin kez okusan
Vallah didâr göremezsin
Sevmez isen dervişleri

Yunus aydır bu aşk geldi
Ölmüş canım diri kıldı
Sen ben demek benden kaldı
Göriceğiz dervişleri
* * *
Çalış kazan ye yedir
Bir gönül ele getir
Yüz Kâbe’den yeğrektir
Bir gönül ziyareti

Kerametim var diyen
Halka salusluk satan
Nefsin müslüman etsin
Var ise kerameti

* * *
Küfr ile iman dahi
Hicab imiş bu yolda
Sefalaştık küfr ile
İman yağmaya verdik
* * *
Mani evine daldık
Vücud seyrini kıldık
İki cihan seyrini
Cümle vücudda bulduk

Yedi yer yedi göğü
Dağları denizleri
Uçmağ ile Tamu’yu
Cümle vücudda bulduk,

Gece ile gündüzü
Gökte yedi yıldızı
Levhte yazılı sözü
Cümle vücudda bulduk

Musa ağdığı Tur’u
Yoksa Beyt ül ma’muru
İsrafil çaldığı sur’u
Cümle vücudda bulduk

Tevrat ile İncil’i
Furkan ile Zebur’u
Bunlarda ki beyanı
Cümle vücudda bulduk

Yunus’un sözleri hak
Cümlemiz dedik saddak
Nerde istersen orada hak
Cümle vücudda bulduk
* * *
Dervişlik dedikleri
Hırka ile taç değil
Gönlün derviş eyleyen
Hırkaya muhtaç değil

Hırkanın ne suçu var
Sen yoluna varmazsan
Vargit yolunda yürü
Erin yolu kalmaç değil

Durmuş marifet söyler
Erene Yunus Emre’m
Yol eriyle yoldadır
Yolsuza Yoldaş değil
* * * *

Mani eri bu yolda
Melûl olası değil
Mani duyan gönüller
Hergiz ölesi değil

Ten fanidir can ölmez
Çün gitti geri gelmez
Ölürse ten ölür
Canlar ölesi değil
* * * *


Çeşmelerden bardağın
Doldurmadan kor isen
Bin yıl orada durursa
Kendi dolası değil
* * *
Ben gelmedim dava için
Benim işim sevi için
Gönüller dost evi için
Gönüller yapmaya geldim.
* * *
Evvel benim ahir benim
Canlara can olan benim
Azıp yolda kalmışlara
Hazır medet eren benim

Bir karara tuttum karar
Benim sırrıma kim erer
Gözsüz beni nerde görer
Gönüllere giren benim

Kün deminden nazar eden
Bir nazarda dünya düzen
Kudretinden han döşeyip
Aşka bünyad uran benim

Halk içinde dirlik düzen
Dört kitabı doğru yazan
Ak üstüne kara düzen
Ol yazdığı Kur’ân benim

Yunus değil bunu diyen
Kendiliğidir söyleyen
Mutlak kafir inanmayan
Evvel ahir zaman benim
* * *
Yetmiş iki millete
Suçum budur hak dedim
Korku kıyametedir
Ya ben niçin kızarım
* * *

Derviş bağrı baş gerek
Gözü dolu yaş gerek
Koyundan yavaş gerek
Sen derviş olamazsın

Döğene elsiz gerek
Söğene dilsiz gerek
Derviş gönülsüz gerek
Sen derviş olamazsın
* * *
Sakın gülme sen ona
İyi değildir sana
Adam neye gülerse
Başa gelegen olur

Aşık lâmekan olur
Dünya terkini urur
Dünya terkini uranlar
Didar göregen olur

Derviş Yunus sen dahi
İncitme dervişleri
Dervişlerin duası
Kabul olagan olur.
* * *
Bize didar gerek dünya gerekmez
Bize manâ gerek dava gerekmez
Bize aşk şerbetinden sun a sâki
Bize uçmakla Kevser gerekmez

Yunus esriyiben düştü sokakta
Çağırır Tapduk’una ar gerekmez
* * *
Benim ol aşk bahrisi
Denizler hayran bana
Derya benim katremdir
Zerreler umman bana

Kaf dağı zerrem değil,
Ay ü Güneş kul bana
Hakk’tır aslım şek değil,
Mürşittir Kur’ân bana


Âdem yaratılmadan,
Can, kalıba girmeden
Şeytan lânet olmadan,
Arş idi seyran bana
Aşk hlinden bilmeyen ya delidir, ya diri
Ben kuş dilin bilirim, söyler Süleyman bana
Şeriat ehli ırak eremez bu menzile,
Aslım Hakk’tır şek değil, mürşittir Kur’ân bana
* * * *
Benim şeyhim gayet ulu kişidir
Üçler kırklar yedilerin eşidir
On iki imam’ın sır yoldaşıdır
Dönmezem şeyhimden ya ne döneyim
* * * *

Derviş Yunus bu cihana gelicek
Arayıp derdine bulicek
Koyun şeyhe hizmet edem ölicek
Dönmezem şeyhimden ya ne döneyim
* * * * *
Savm, salâd, hac,zekat hicabdır aşılara
Aşık bundan münezzehtir, naz ı niyaz içinde

Yukarıdaki nutuklardan Yunus’un geldiği manevi mertebe anlaşılmaktadır. Dervişliğe ne kadar önem verdiği, gerçek dervişliğin ne olduğunu, dervişlikte gelinen noktayı anlatıyor. Hatta çok zaman dolaylı bir şekilde kendisini bu makamda yeterli görmüyor. Ene’l-Hakk sırrından bahs ediyor. Bunlar zahir ulemanın günah diye telaffuz etmekten dahi çekindiği sözlerdir, ama o Tapduk’un hizmetinde bu zevki makamları irşad ile geçiyor, tasavvufta da oldukça yetkin bir hale geliyor. Yunus Hacı Bektâş Veli’den buğday isteyince, Hacı Bektâş ona “sana nefes verelim” der. Hacı Bektâş “O zaman her alucuna nefes verelim “ diye üç sefer teklifte bulunuyor. Üçünde de Yunus ”ehli ayalim benden buğday bekler, ben nefesi ne yapayım” diye cevap verir. Dergâhtan biraz uzaklaşınca koca Yunus’un aklı başına gelir ve Hz. Pir’in sözündeki hikmeti fark eder ve “Keşke nefes isteseydim, böyle bir veli’nin himmeti kaçırılacak fırsat mı idi Halbuki buğday üç gün sonra yenilir ve biter” der ve dergâha geri döner, buğdayı geri verip nefes isteyince, Hacı Bektâş “Biz o kilidin anahtarını Tapduk Emre’ye verdik” diye karşılık verir. Bu gün bile insanlar hep buğdaya taliptir, himmete talip insan her dönemde olduğu gibi bugün de son derece azdır.


Bize aşk şerbetinden sun ey sâki
Bize uçmakla ile Kevser gerekmez

Yunus esriyiben düştü sokakta
Çağırır Tabduk’una ar gerekmez.
derken mürşidinin onun hayatındaki yerini anlatıyor ve ondan utanmıyor gururlanıyor. Yunus Emre dava adamı değildi manâ adamı idi. Asla kin ve intikam peşinde koşmuyor, aksine sevgi hoşgörü peşinde olduğunu görüyoruz. Yukarıda belirttiğim bir nutkunda “dost yüzü göricek şirk yağmalandı onun için kapıda kaldı şeriat” diyor. Hakikat ehlini şeriat asla tatmin edemez. Yunus’un Bektâşî dervişi olduğu bu kadar açık iken onu Sünni olduğunu Alevî veya Şii eğiliminin olmadığını yazarın söylemesi ilginçtir. Nazillili Asım Kerimi baba erenler bakın bir nutkunun son kısmında ne diyor.

Surete nazar eylersen sen ile ben var
Oysa hakikatte ne sen var ne ben var
Ortada hakkın birlik cümbüşü var


Tevhid gözü ile bakınca geriye herşeyi hoş görmek kalıyor. Prf. Yaşar Nuri Öztürk’ün “Tarih Boyunca Bektâşîlik” adlı kitabının 128. sayfasında “Bektâşîlik için en doyurucu bilgi hatta en güvenilir malumatı, bu tarikatin edebiyatından, özellikle şiirinden elde etmek mümkün oluyor”.
Sayfa 130 da “ Yunus Emre’nin bu çağlara sığmayan büyük lirizm ustasının tasavvuf tarihi açısından tam bir Bektâşî şairi olduğunu söyleyebileceğiz. Hatta Yunus’un Bektâşîliği öne sürülen bir çok şairden, daha evvel Bektâşî olduğunu belirtmek durumunda kalacağız”

Syf. 131 de “Yunus’un tarikat tasavvuf anlamında bir Bektâşî müntesibi olduğunu kabulden kaçınamıyoruz. Çünkü bizzat Yunus’un şiirinde, kendisini Bektâşî müntesibi gösteren açık ifadeler vardır”.

Şeyh u danişmend u veli, cümlesi birdir, er yolu
Yunus’dur dervişler kulu, Tapduk gibi serveri var

Aşk sultanı Tapduk durur, Yunus gedadır kapısında
Gedalara lütfeylemek, kaidedür sultanlara.

Tapduk’un tapusunda, kul olduk kapusunda
Yunus miskin çiğ idik, piştik elhamdülillah

Syf. 132 de “Rahmetli Gölpınarlı Yunus’un önceki kanaatlerinin aksine, Mevlana’ya bağlama çalışması bunun içinde Saltuk’u Mevlâna müntesibi göstermek gibi bir garabete teşebbüs etmesi inandırıcılık vasfından mahrumdur. Bu noktada Yunus divanı sonraki zamanlarda tahrif edilerek Bektâşî anlayışına uygun hale getirildi yolundaki iddialar ise tam bir komedidir. Eğer böyle olsaydı Bektâşîler bu tahrifi Vilâyetnamenin telakkilerine uygun yönde yapar ve mesela Yunus’un şiirlerine Hacı Bektâş’ın adını bol miktarda sokarlardı. Oysa ki bunun tam tersi görülmektedir. Divanda Mevlân’a bir kaç kez geçtiği halde Hacı Bektâş’ın adına rastlanmıyor. Bize göre bu tahrif söylenenin aksine Yunus’u Bektâşîlikten uzaklaştırmak yönünde yapılmış olabilir”.
Aynı eserdeki alıntıda Prf. Coşan “ Biz ikinci gurubun Yunus’un inançları hakkındaki mütalaalarına iştirak etmemekle birlikte onun Hacı Bektâş ile ilgisi bulunmadığını kabul etmiyoruz. Çünkü Yunus’un şiirlerinin tetkikinde onun dört kapı kırk makam, varlık ve kâinatla ilgili benzetmeleri iyi ve kötü huyların içimizdeki savaşı, yetmiş iki milleti hor görmemek, toprak olmak, akıl aşk, münacaat konularındaki âdeta Makalat’taki fikirleri şiirleştirdiği görülmektedir. Divanın gerçekten tahrif edildiğini kabul etsek bile aynı hususlar Yunus’un Risale-i Nushiye adlı eserinde bulunduğu için durum değişmez.”
“Bütün bunlar Hacı Bektâş ‘la Yunus arasında doğrudan doğru veyahut dolaylı yoldan kuvvetli bir irtibat bulunduğunu, Velâyetnamedeki menkabelerin tamamen boş olmadığını kesinlikle ispat ediyor” Prf.Yaşar Nuri Öztürk aynı eserin 133. sayfasında “Şimdi gelelim Yunus’un Hacı Bektâş ‘la irtibatını gösteren Velayetnamenin beyanlarına; Velayetname önce Yunus’un şeyhi Tapduk Emre’ye daha sonra da bizzat Yunus’a ait iki vakadan bahs etmektedir. Bu vakalar Yunus’un Hacı Bektâş’a ve Bektâşîliğe bağlanmasını ifade bakımından; hem seyir, hem de tarih açısından son derece tutarlıdır”.

Aynı eserin 121. sayfasında Hacı Bektâş Veli’nin Makalat’ından alıntı yapılarak”Dervişlik ezeli mutluluk ve ebedi devlettir. Dervişlik sonsuz hayattır. Kime dervişlik nasib olursa o, tükenmeyen rahatlığı elde etmiş olur” deniliyor. Yunus’un dervişlik ile söyledikleri ise son derece düşündürücüdür.
Bektâşî Dervişi Yunus Emre Hazretlerinin Ruhu Revanı Şad ve Handan, himmetleri üzerimizde hazır ve nazır ola.

kaynak:Dursun Gümüşoğlu
kaynak kitaplar:
Sabahattin Eyüboğlu, “Yunus Emre” Cem Yayınevi İstanbul 1976
Abdülbaki Gölpınarlı “Yunus Emre" Milliyet Varlık Yayınları, İstanbul 1995
_________________

Baba biz Bektâşiyük
Pek durur Bektâşiyük
Her gelen bir taş urur
Burda mihenk taşıyük
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yahoo Messenger

Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa -> Alevilik Öğretisi Tüm zamanlar GMT -2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Türkiye