Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu
website statsSİVAS HAFİK İNKÖY FORUMU
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 
Hz. Alinin Efsanevi Boyutu

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa -> Alevilik Öğretisi
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Okan Doğan



Kayıt: 14 Ksm 2007
Mesajlar: 227
Konum: İstanbul

MesajTarih: Cum Şub 15, 2008 7:51 pm    Mesaj konusu: Hz. Alinin Efsanevi Boyutu Alıntıyla Cevap Gönder

HZ. ALİ’NİN EFSANEVİ BOYUTU 1

1. HZ. ALİ EVVEL VE AHİRDİR

Alevî inancında Hz. Ali, evvel ve ahiridir. Çünkü inanışa göre Hz. Muhammed ve Hz. Ali’nin ruhları yaratılan ilk varlıklardır. Hiçbir şey yokken onların ruhları vardı. Bu yüzden O’nlar yaratılan varlıkların ilki yani evvelidir. Yine Hz. Ali , dünya var oldukça çeşitli biçimlerde dünya gelip gitmiştir ve sonunda Ali olarak görünmüştür. Yine Hz. Ali, ölmemiştir. Bunun delili olarakta kendi cenazesini kendisinin götürmesidir. Ali , dünyanın sonuna kadar da var olacaktır. Bu yüzden de ahirdir , sondur. (Hz. Ali’nin evvel olduğu inancı için)
Bu inancın temeli mevlana tarafından şöyle özetlenir:

Cihan var iken Ali var idi
Cihan var oldukça Ali var olacak
Şah İsmail Hatayî:
Şah Hatayî’m evvel Ali
Evvel Ali ahir Ali

Yedi kat yer ile gökler yok iken
Muhammed Ali’de nur değil miydi
On sekiz bin alem safi su iken
Nice bin yıl evvel Ali geliptir

Nice bin yıl evvelinde var iken
Ziya kandilinde duranda Ali
Bulut içinde gizlendi bir zaman
Bu dünya yoğ iken varım Ali’dir
Pîr Sultan Abdal:

Evvel baştan bu dünyaya
Tanrı’nın aslanı geldi

Cihanın ahiri hem de evvli
Vilayet mülküne Sultan olan Şah (
Evvelin evveli Muhammed Ali
Zâhir batın kerem Şah-ı Merdan’ın
Bu dünyanın evvelini sorarsan
Allah bir Muhammed Ali’dir Ali

2.YARADILIŞ

Muhammed Ali nurunun yaratılmasından binlerce yıl sonra Muhammed Ali’nin pırıltısından bir inci yaratılır. Muhammed ve Ali’nin ruhu burda kara kılar. Bu Aleme Alem-i Umman denir.

Bu alemde henüz melekler yaratılmadan önce , biri diğerinin üzerine yetmiş bin şehir kururlur. Her biri dünyanın yetmiş kat büyüklüğündedir, her birine yetmiş bin mahluk yerleştirilmiştir. Bunlar insandan , cinden , melekten farklı varlıklardır. Her biri yetmiş bin yıl yaşar. Yedi farz , üç sünnet üzerinde Hakkı birleyip ibadet ediyorlar. Bir zaman sonra içlerinden pis kokulu , sofi siyahı bir kaçı isyan eder ve Muhammed Ali erkanından ayrılır. Hak-Telâla kahırla şehirleri birbirine vurarak parçalar , yok eder. Sadece alemde Muhammed Ali nuru kalır.

Bir zaman sonra Allah Alem-i Umman’da seksen bir şehir yapar. Bir tür yaratık yaratır. Her biri dünyanın on katı büyüktür. Şehirleri bir çeşit hububatla doldurur. Bir de kuş yaratıp, bu hububattan kuşa senede bir tane nasip etti. Kuş şehirlerin etrafında uçuyor, yılda bir tane yiyor.

Sonra hububat bitiyor. Artık yiyecek kalmıyor. Kuşun ruhu vücudundan uçuyor. Tanrı coşup kendi zatına tanıklık ederek 124 bin latif yaratık halk etti. Bunların hepsi Adem’den gayrı, meleklerden önce oldu.Bütün bunlar olurken Muhammed -Ali nuru ebedi kaldı. Bu nur her zaman ebedidir.

Pir Sultan Abdal’da yaradılış şöyledir:
Dünya yetmiş kere doldu eksildi
Dolduran Mevla’dır dolan Ali’dir
Gel beri şu meydanı bilirsen
Yedi kere konup göçen Ali’dir

Dünya yedi kere doldu ıssıldı
Dolduran Huda’dır dolan Ali’dir

Dünya’nın yaradılışı bazı yerlerde yetmiş, bazende örneklerde olduğu gibi yedi kere tekrarlanır. Ama dünyanın birden fazla kez dolup, boşaldığı kâkül edilir.

Kul Himmet:

Lafeta okuyup karşı duranda
Yedi kez çağrıldı Cihan Hu deyü

3. DEV OLAYI

Dünyada henüz insan ve melek yaratılmadan önce dev ve periler yaratılmıştır. Bunlar Kaf’tan Kaf’a hükmederlermiş. Dev bir gün bahçesinde küçük bir çocuk görür. Çocuğu yakalamak için elini uzatır ama kendini yüzü üstüne yerde bulur. Yedi gün sonra dev kendine gelir ve ellerinin bağlanmış olduğunu görür. eli bağlı olarak Süleyman’a gider. Süleyman’a gider. Süleyman,ipi açamaz. Muhammed’in geleceğini söyler. Nice bin yıl sonra Muhammed ve Ali gelir. Dev Hz. Muhammed’e gelir. Herkes büyüklüğünü görünce korkar. Dev başından geçen olayları anlatır. Peygamberlerin çare bulamadığını söyler. Herkes devin karşısına geçer. Ancak dev çocuğu bulamaz, ümidi düşer.

Dev, sonunda Selman donunda Ali’yi görür ve korkudan Hz. Muhammed’in hırkasına sarılır. Dev, Müslüman olur,ülkesine döner.

Devi bağlayan, çözen Ali’dir. Kul Himmet bunu uzun bir destan olarak yazmıştır. Destan metni:

Yerde insan gökte melek yok iken
Kudretinden bir nur indi süzüldü
Cümle mahluk kandildeki nur iken
Ayın Ali, mim Muhammed yazıldı

Ol dem yaratıldı div ile peri
Kaftan kafa hükmederdi her biri
Vardı hem anların bir sultanları
Gayet pehlivandı zurbazu idi

Üç yüz elli batman gürzü çekerdi
Uzun kargı Kuh-kaf’ı yıkardı
Cümle divler anın havfın çekerdi
Yedi iklim dört köşede raz idi

Üç yüz altmış arşın idi kameti
Hiçbir kula benzemezdi heybeti
Yetmiş yedi arşın idi sıfatı
Bakınca mağripten meşrike düz idi

Kafdağı’nda bir dağ vardı hurmadan
Ol vakit yok idi Dünyada insan
Gördü bağ içinde bir taze civan
Şad’ü Hurrem olup gayet sevindi

Nigar mısın deyip sundu elini
Benliğinden geçti sındı halini
Özge bilemedi hiç ahvalini
Tezden hemen yüz üstüne yıkıldı

Yedi günden sonra buldu özünü
Eli bağlı kan doldurmuş gözünü
Sultan Süleyman ’avurdu yüzünü
Süleymansın şu bendimi çözindi

Süleyman der kim bağladı elini
Kaddin hilal olmuş bükmüş elini
Kim eyledi sana bunca zulümü
Hakkın emri böyle imiş gezindi

Div de der ki beni bağlayan uşak
Akil baliğ değil on iki ancak

Bir darp ile beni eyledi helak
Yavrı şahin gibi uçtu süzüldü

Süleyman der biz bu sırrı biliriz
O işi tutanı bizde sezeriz
Sanma senin bağlı bin yıl dahi gezindi “?”

Div de der ki ahırında nolacak
Bu dert bize kıyamete kalacak
Süleyman der Muhammed var gelecek
Ahırzaman yakın derler sezildi

Nice bin yıl geçti nice bin saat
Yer duruldu karşı geldi yedi kat
Zahir oldu Ali ile Muhammed
Karşısında div dirildi dizildi

Mekke Medine’nin halkı duruştu
Dedi görenlerin tebdili şaştı
Kabe’nin üstüne gölgesi düştü
Kamu görenlerin benzi bozuldu

Yedi iklim padişahı geldiler
Geldiler de taraf taraf kondular
Tezden Muhammede haber veriler
Gelince bir haber ol gel tez dedi

Şah İsmail Hatayi’nin şiirlerinde de dev olayının etkileri görülmektedir.

Devi bende urdu hurma bağında
Navcivan göründü taze çağında
Selman’a erişti erzan dağında
Allah medet ya Muhammet ya Ali

Div işitti aklı şaştı
Ünün hey mürteza Ali

Alem arz eyledi ol Kaf dağında
Orda seyreyledi devin bağını
Hurma çubuğuyla baş parmağını
Kaim ben deyleyip sorardı Ali

Ali düşündü ayıttı devin evvel bağını
Sinesine çekti devin hicranının dağın
Hurma çubuğuyla bağladı parmağını
La feta illa Ali la seyfe illa Zülfikar

Yukarıdaki örneklerde Hz. Ali’nin çocuk yaşta, devi hurma ağacından aldığı bir çubukla bağlaması olayı özenle vurgulanmaktadır. Dev, olayı Aleviler için Hz. Ali’nin büyüklüğünü anlatan önemli kaynaklardan biridir. Şah İsmail Hatayî’nin Alevîlik’i yeniden düzenleyip, geliştirdiğini düşünürsek bu olayda söz etmesi kaçınılmazdı.

Şah Hatayî’m mülkîlimi kaldıran
Bir bakışla devi yere bandıran
_________________

Baba biz Bektâşiyük
Pek durur Bektâşiyük
Her gelen bir taş urur
Burda mihenk taşıyük
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yahoo Messenger
Okan Doğan



Kayıt: 14 Ksm 2007
Mesajlar: 227
Konum: İstanbul

MesajTarih: Cum Şub 15, 2008 7:52 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

4. SELMAN OLAYI

Selman, İran’da sultan ailesinin çocuğudur. Ailesi puta tapmaktadır. Selman, yedi yaşında bir Hıristiyan papazın emrine verilir. Papaz O’na İncil’i öğretir. İncil’de Faraklit adını görür ve hocasına sorar. Papaz, Faraklit’in gelecek olan son peygamber , Muhammed , olduğunu söyler.

Selman (asıl adı Bihrûz), Muhammed dinine girer ve Muhammed’i görmek ister.Ancak papaz Muhammed’in üç yüz yıl sonra geleceğini söyler.Bihrûz , Muhammed’i görmeyeceği için üzülür.Papaz, yıldız falına bakar ve Selman’ın Muhammed’i göreceğini müjdeler.

Bu konuşmaları duyan biri babasına haber verir. Bihrûz, Deşt-i Erzen’i bir aslanın yanına gönderir. Bihrûz Deşt-i Erzen’de bir ağcın altında yatar ve uyanır gölde yüzer.Bu sıra da bir aslan gelir ve elbiselerin üzerine yatar. Bihrüz göl de çıplak kalır. Tanrı’ya yalvarır. Bu sıra da korkuna bir nara duyulur,toprak çatlar ufuklar titrer ve bir atlı gelir. Kırmızı giymiş başında da bir imame var.

Aslanı ikiye böler , elbiseleri Bihrûz’e verir. Bihrüz menekşe , nesrin , nergiz toplar ve atlıya verir. Atlı çiçekleri alır ve o anda kaybolur.

Tam üç yüz otuz üç yıl sonra Ali , evinde oturmuş hurma yiyor , Selman’da hırkasını yamalıyor. Ali , Selman’ı görür ve bir hurma çekirdeği atar. Ali , o zaman çocuktur. Selman , “bu ihtiyarı incitme , ben üç yüz otuz yaşındayım.” der. Ali, kendi yaşının ondan büyük olduğunu söyler ve Deşt-i Erzen’i anımsatır. Aslanı kendisinin öldürdüğünü söyler. Selman delil isteyince , Ali koynundan nergiz destesini çıkarır. Selman , Ali’nin elini öper, af diler.34

Ali ve Selman’ın hikâyesi böyle gelişir. Bu hikâye Hz. Ali’nin gücünü gösterdiği gibi , Ali’nin dünyaya önceden de geldiğini gösterir. Bu iki özellik Dev Destanı nın da temel çekirdeğini oluşturur. Alevîler için bu hikâye Dev Destanı kadar hatta daha da önemlidir. Gerek diğer ozanlarda gerekse üç ozanımızda bu olaya sık rastlanır.

Şah İsmail Hatayî:

Selman’a erişti Erzen dağında
Allah medet ya Muhammed ya Ali

Selman seni gördü buldu ışığı
Arslandan kurtardın sen o aşığı
Öldürdün ejderi söktün beşiği
Allah medet ya Muhammed ya Ali

Onda Selman niyaz sundu nergizi
Kıblem sensin diye bağladı özü
Dünü günü sona eyler niyazı
Allah medet ya Muhammed ya Ali

Hz. Ali’nin aslanı öldürmesi ve Selman’ın nergis sunuşu anlatılıyor. Allah ,Muhammed , Ali üçü Ali olarak tek bir kişi gibi algılanıyor.

Hatayi, bu olayı bir destan olarak yazmıştır:

Uyur bitmez uyane
Atlı yetmez yayana
Ali nergisi sundu
Selman etti ayane

Hatay’m has değil mi
Bakın ihlas değilmi
Hazret Ali’nin lalası
Selman-ı Fars değil mi

Okurum hece hece
Bilmenem halim nice
İsmim Elif kodular
Nik beratlı bir hoca

Kul olam usul boya
Mubahta kohan yuya
Deş-i Erzan gülünde
Selman oynardı ceye

Selman korktu havf etti
Elim lam mim kaf etti
Selman’ın hırkasına
Geldi bir arslan yattı

Bilmedi kande cihan
Arslan geçmişti dondan
Çağırdım celal hakkıyçün
Kurtlar beni arslandan

Selman korktu havf etti
Elim lam mim kaf etti
Gördü bir atlı gelir
Arslan kakıdı gitti

Kul olam bu atlıya
Sağ eli beratlıya
Selman bir deste nergis
Niyaz sundu atlıya

Çağırdım ana ana
Kül oldum yana yana
Üçyüz yıl tam oldu
Ali geldi cihana

Kırmızı gül alası
Can cinin müptelası
Ali cihana geldi
Selman oldu lalası

Kırmızı gül harman ile
Dertliler derman ile
Ali hurma dibinde
Oynardı Selman ile

Oynum yetmez oyuna
Elim yetmez boyuna
Ali hurma çekirdeğin
Sındı Selman boynuna

Oku derim ben bunda
Ne oyunun var bende
Ben bir ulu kişiyim
Ne oyunun var bende

Can cana mulu musun
Dedim yar uslu musun
Söyle Selman göreyim
Sen benden ulu musun

Can cana mulu muyem
Dedim yar usluluyem
Ben üçyüz sen yedisinde
Pes ben senden uluyem

Ukuram bir ayetin
Etmenem kul ayetin
Deşt-i Erzan gülünden
Kim aldı hal ayetin

Kırmızı gül nalan ile
Kavlim yok yalan ile
Benim kasavetim var
Haletim alan ile

Erzene gölünde Selman’a erdi
Selman bir top nergis hediye verdi
Selman hurma yemez o hurma yerdi
Çiğidi Selman’a verendi Ali

Üç yüz yıldan sonra nişan bildiren
Selman’a nişanı sunandan medet

Pîr Sultan Abdal:

Selman’ın şeklinde bir oğlan girdi
Ne güzel izzetle sala getirdi

Aslan olup yol üstüne oturan
Selman’a destinde nergis getiren

Ali’yi seyrettim mahbup çağında
Erenler solunda Selman sağında

Selman’ın çiğninde bir oğlan geldi
Desturu Şah deyip elini aldı

Kul Himmet:

Selman’ınçiğninde çocuk yaşında
O’ dur ela gözlü sultanım benim

Yukarda hikâyesini incelediğimiz ve bu konudaki örneklerini gördüğümüz olayda adı geçen Selman, ilk Müslümanlardan, fars asıllı bir sahabedir. İslam dinini çeşitli yararlılık gösteren bir kişidir.

Önceki bölümlerde söz ettiğimiz gibi Nusayrîlik’te Selman Hz. Ali’nin Tanrılığına açılan bab (kapı) ve Hz. Muhammed yaratmıştır.

Ahiler, Selman’ı Pîr olarak kabul ederler.

Alevi-Bektaşîler’de Selman, Hz. Ali’nin kemer-best kuşattığı on yedi adamından biridir ve Selman’ı Park’ı temsil eder. Selman, Kırklar ceminde de yerini al


5.ZÖHRE YILDIZI

Hz. Ali’nin alnında Zöhre (Zühre) Yıldızı olduğuna inanılır. Bu yıldız Hz. Ali’nin tanınmasında nişan olarak gösterilir.

Şah İsmail Hatayi:

Kudretten mim duası kaşında
Zühre yıldızı var erin döşünde

Melekler Ali’den nişan istedi
Zühre yıldızını alnında gördü
Pir Sultan Abdal:

Cebrail oğlandan nişan istedi
Zöhre yıldızını alna getirdi
Kırk yılda bir doğan yıldızı
Ali’nin alnında gören kim idi

Kul Himmet:

Ali’nin alnında zöhre yıldızı
Meyli muhabbetli Selman’a düştüm

İsrafil gelince surlar çalunur
Bir zöhre yıldızı doğar dolunur
Ali’nin alnında hazır bulunur
Beytullah üstünele nura gelmişim

Zöhre yıldızının doğuşu da efsanevi bir şekildedir.

Bu efsane şöyledir:

Melekler, nankör ve isyankar oldukları, kötülük yaptıkları için insanları Tanrı’ya şikayet ederler Tanrı’da onlara,”sizde de nefis olsa sizde böyle yaparsınız” der. Melekler itiraz edince içlerinden ikisini seçer, nefis vererek dünya ya gönderir.

Dünya ya inen melekler güzel bir büyücü kadının evine yerleşirler. Zaman zaman İsm-i Azam duasını okuyarak göğe uçarlar. Kadın bunları zamanla kandırır içki içirir ve zina yapar. İsm-i Azam duasını öğrenerek göğe uçar ve Zöhre Yıldızı olur. Melekler de Babil Kuyularına baş aşağı asılarak ömür boyu ceza alırlar. Bu yıldızın Ali’nin alnında olduğuna inanılır.

6. AY ALİ

Alevî inancında Hz. Ali ay olarak kabul ederler. Ay Hz. Ali’nin sembolüdür. Ay güneyde görüldüğünde üç defa şu sözler tekrarlanır:

Ayı gördüm
Ali’yi gördüm
Hünkar Hacı Bektaş
Veli’yi gördüm.

Şah Rıza Pehlevi döneminde İran’ın bayrağında bulunan ay Ali’yi temsil ediyor. Aynı zamanda Hz. Muhammed gündür. İran bayrağındaki aslanın arkasında doğan güneş de Hz. Muhammed’i temsil eder.

Şah İsmail Hatayî, bu konuya şöyle yaklaşır:

Ay Ali’dir gün Muhammed bilene
Bak nazar eyle de heman arif al
Ay Ali’dir gün Muhammed bilene
Gerçek isen ikrarında dur imdi

Pîr Sultan Abdal:

Ay Ali’dir gün Muhammed
Okunur doksan bin ayet

Bu inancın kaynağı da Nusayrîlik’te aramak gerekir “Gökyüzünün en büyük yıldızları Güneş ile Aydır. İnsanlığın da en büyük yıldızları, Hz. Muhammed ile Ali’dir. Nusayriler arasında Hz. Ali’nin makamını, Ay (Kelaziler-Kameriler) ve Güneş (Şemsiler) bilenler vardır.”

“Ay’da görülen karaltı da Ali’dir; fakat biz onu şimdi göremeyiz; ruhumuz bedenimizden çıktığı zaman göreceğiz ki Ali Ay’dır ve başında taç, elinde Zül-fekar bulunan bir insan şeklindedir.37

Nusayrîlik’in Kameri koluna göre Hz. Ali’nin makamı Ay’dır. “Kameriler, Hz. Ali’nin
makamı, ayda olduğu ifade etmektedirler.”38 Bazıları Ali (r.a.)’nin kendisini bağlayan cesetten kurtulduktan sonra Ay’a yerleştiğini ileri sürerken, bazıları evinin Güneş’te olduğunu iddia ederler.39

7.MİR’AÇ

Miraç olayı ozanlarımızda Sünni inancın dışında bir özellik gösterir. Alevî inancına
uygun olarak Mir’aç’ı işlemiştir. Mir’aç olayının gelişimi şöyledir:

“Cebrail, Hz. Muhammed’e Hakk’ın devletini bildirir. Ona rehberlik eder. Semada önleri- ne bir arslan çıkar. Bir ses gelir ki “Arslan senden nişan ister, yüzüğünü ver!...” Hz. Muhammed yüzüğünü (yazmalarda Hatem diye geçer kaşı olan yüzüktür) arslanın ağzına verir, yola devam ederler. İçinde “Amcamoğlu Ali burda olsaydı bu arslanın hakkından gelirdi” diye düşünür. nihayet Mir’aç olur. Hz. Muhammed’e hakk tecelli eder, Hak’ın (yüzünü) görür, sessiz ve sözsüz olarak doksan bin kelime (doksan bir sır) söyleşir.40

Bu sırrı Hz. Ali’ye söyler. Hz. Ali bu yükü kaldıramaz ve ıssız bir yerde boş bir kuyuya sırrı haykırır. Bu arada burda çobanlık yapan biri duyar ve sır yayılır.

Hz. Ali daha sonra kırkların ceminde yüzüğü Hz. Muhammed’e aslanın yuttuğu yüzüğü verir. Hz Muhammed, aslanın Hz. Ali olduğunu anlar. Rivayete göre Hz. Muhammed , tanrı ile görüşürken perdenin arkasında yeşil bir el gidip gelmektedir ve pirinç yemektedirler. Hz. Ali Hz Muhammed’e yüzüğü verince yüzüğün kaşında bir pirinç tanesi bulur. Bu da Ali’nin tanrı olduğunu göstermektedir.

Buna benzer başka bir rivayete göre de Hz. Muhammed, Mir’ac dan dönünce olayı sahabelere anlatır. Sahabeler Tanrı’nın sesinin kime benzediğini sorarlar. O’da Ali’nin der. Melikof bunu şöyle ifade eder. “Daha sonra Ali, yüzüğü Ali kendisine geri verdiğinde, arslanın Ali olduğunu anlayacaktır. Sonra peygamber, Tanrının tahtına varır. Perde arkasından bir ses işitir, bu ona Ali’nin sesini çağrıştırır. Perdeyi aralar ve Taht da aliyi görür. Ona: << Ey Ali, anadan doğduğunu görmeseydim sana tanrı diyecektim. Sana ulaştım ama sırrına ulaşamadım.>

Şah İsmail Hatayi Miraç ve Kırklar Cemi’ni uzun bir destanla anlatmıştır.

Geldi Cebrail çağırdı
Hak Muhammed Mustafa
Hak seni Mirâc’a okur
Dâvete kadir Hudâ
Evvel emânetim budur
Pîr-ü Rehber tutasın
Kadimi erkâna yatıp
Tarik-ı Müstakime
Muhammed şol kula vardı
Yoktur senden bir aziz
İmdi senden el tutayım
Hak buyurdu Ve’dduhâ
Muhammed’in belin bağladı
Anda âhir Cebrâil
İki gönül bir oluben
Yürüdüler dergâha
Vardı dergâh kapısına
Gördü bir arslan yatar
Arslan anda hamle kıldı
Başa koptu tufâne
Buyurdu Sırr-ı Kâinat
Korkmasın Habibim dedi
Hate’i ağzına ver ki
Arslan ister nişane
Hate’i ağzına verdi
Arslan anda oldu sâkin
Muhammed’e yol verdiler
Arslan gitti nihâne
Vardı hakk’ı tavâf etti
Evvel bunu söyledi
Ne heybetli senin şîrin
Hayli cevreyledi bize
Gördü bir bîçare derviş
Hemen yutmak diledi
Ali bile oyaladı
Dayanırdı bu cevre
Ey benim sırr-ı devletim
Sana tâbidir ümmetim
Eğiliben secde kıldı
Eşiği Kıble-gâh’a
Kudretten üç hon geldi
Sütü elma baldan aldı
Muhammed destini sundu
Nûş etti Azamet-ullâha
Doksan bin kelam danıştı
İki gönül dostuna
Tevhîd’i armağan verdi
Yeryüzünde insana
Muhammed ayağa durdu
Ümmetini diledi
Cümlesine rahmet olsun
Dedi anda Kibriyâ
Eğiliben secde kıldı
Hoş kal sumtânım dedi
Kalkıp evine giderken
Yol uğrattı Kırklara
Vardı Kırklar makamına
Oturuben oldu sâkin
Cümleside secde kıldı
Hazret-i Emrullâha
Muhammed secdeye koydu yüzün
Hakk’a teslim etti özün
Cebrâil getirdi üzüm
Hasan ile Hüseyin’e
Selman anda hazır idi
Şey’en lillah diledi
Bir üzüm danesi koydu
Selmân-ı Keşkül-ullaha
Kudretten bir el geldi
Ezi engür eyledi
Hatem’ ol elde gördü
Uğradı müşkil hâle
Ol şerbetten biri içti
Cümlesi mest-ü Hayran
Mümin müslim üryan büryan
Hepse de girdi semah’a
Cümlesi de el çırpuben
Dediler Allah Allah
Muhammed de bile girdi
Kırklar ile samah’a
Muhammed de cûşa geldi
Tâcı başından aldı
Kemer bestin kırka böldü
Sarıldılar kırklara
Muhabbet gâlip oldu
Yol-erkân yerin buldu
Muhammed’i gönderdiler
Hatırlar oldu safâ
Muhammed evine gitti
Ali Hakk’ı tavâf etti
Hatem’i önüne koydu
Dedi saddak mürtezâ
Evveli sen âhiri sen
Ey velâyetler mâdeni
Cümlesi de sana tabi.
Dedi Şah-ı Evliya
ŞAH HATAYÎ’ m vakıf oldu
Bu sırrın ötesine
Hakk’ ı inandıramadı
Özü çürük ervâh’ a

İkinci bölümde kırklar cemi anlatılmaktadır. Şah İsmail Hatayi’nin bu konuda başka örnekleri vardır.

Muhammedi Miraç’a okudu çalap
Önüne bir arslan geldi ne acep
Cebrail der bundan üşünme Habip
Allah medet Ya Muhammed ya Ali
Onda arslan bac verdi hatemi
Ali’nin sırrına kimse yetermi
Kafirlere idi sitemi
Allah medet Ya Muhammed Ya Ali
Onda arslan sakin olup gittiler
İki gönlü birbirine kattılar
Ta vuruben Arşullaha gittiler
Allah medet ya Muhammed ya Ali

Hatayî , Hz. Ali’nin Faziletlerini anlattığı uzun başka bir destanla yukarıda ki üç dörtlükte Mir’aç’ı özetlemiştir. Özellikte arslana vurgu yapılmıştır. Hz. Muhammed arslandan ayrıldıktan sonra Sitretülmünteha’ya ulaşır ve burada

Allah’la doksan bin kelam konuşur.

Otuz bini şeriat o, otuz bini tarikat, otuz bini de hakikate aittir.

Münadi Muhammed Mir’aç yolunda
Arslanım, kaplanım, şirim Ali’dir.
Server Muhammed’in mir’aç gecesi
Yedinci kat gökte arslan olan şah

Mir’aç’ta Habibe nişan gösteren
Mürvet Şah-ı Mendan sana sığındım

Resul’ün önünde arslan donunda
Habibin uğruna yatandan medet

Yedinci felekte arslan görünen
Hatemin ağzına verensır eden
Muhammed’in yüzüğünü
Yudan Mürteza Ali’dir

Yukarıda Hatayî’nin verdiği örneklerde arslanın (Ali’nin) yüzüğü yutması olayı göğün yedinci katında geçmektedir. Hz. Ali, Alevîler için her zaman arslanla sembol edilir. Diğer adı arslan anlamındaki Haydar’dır. (Bkz. Tanrı’nın arslanı bölümü)

Pîr Sultan Abdal:

Arslan olup yol üstüne oturan
Selman’a destinde nergis getiren
Yolda Muhammed’in hatemin olan
Peygamber vasisi musahip yaran

Hz. Ali, peygamberin vasisi olarak kabül ediliyor.

Kul Himmet:

Muhammed’in hatemi
Bergüzardır arslanda

Arslanda bergüzarım
Pîr hayalin gözlerin

Gel gönül idrak eyle hem fehmeyle
Kimdir şu cihanın kaimmakamı
Muhammede etti Levlâkelevlâk
Ali evliyanın hatmü tamamı

Ol gece Muhammed miraca erdi
Erdide tabibin yarası sardı
Hakkın kuvvetinden konukluk gördü
İzzet etti dosta döktü taamı

Muhammed taama etti bismilah
Bilesince el sundu Hazreti Şah
Dedi bu el kimin ya Resulallah
Buyurdu Ali’nin eli ola mı

Ol gece kabul oldu dilekler,
Zelzele etti hep çerhi felekler
Hak katında saf saf durur melekler
Ziyaret ettiler güzel Hocamı

Ol demde sohbetin hali bilindi
Allah bir Muhammed Ali bulundu
Anda seyrettiler Levhü Kalemi

Ali âlâ Hakkın divanında
Hak Taalâ kim burudu şanında
Yedinci semada aslan donunda
Hikmetle gördüler Şahı keremi

Selman Arşa çıktı eyvallah etti
Ahmed’den bir üzüm şeyellâh dedi
Kırklar ezdi içti eyvallah etti
Ali’nin verdiği engûr ola mı

Hak muhammed Ali üçü o demde
Cümlesi de beli dedi o demde
Hocam da bile bulundu o demde
Anda dandılar dokson bin kelâmı

Dokson bin kelâmı şerhetti buldu
Kimin nihan kimin aşikâr etti
Otuz bini belli şerîat oldu
Seddetti bağladı nefs-i avâmı

Otuz bin tarikat iptida hali
Evvel rehberinden sundular eli
Gösterdi erkânı sürdürdüler yolu
Hoş bekle dedi post ile kıyamı

Sen bu tecellâyı sende görmezsin
Bu arada eremezsen ermezsin
Âşkın mührünü candan görmezsin
Dolaşır gezersin Beytülharamı

Kul Himmet’im tecellâsın kıldığım
El kavşurup divanında durduğum
Günahım çoktur gözlerin sevdiğim
Mürüvvet edip bağışla cümümü


8. KIRKLAR CEMİ

Kırklar cemi Mir’aç’ın devamıdır. Hz. Muhammed, Mir’aç’tan indikten sonra Kırklar Cemi’ne uğrar. Kırklar Cemi, Alevî yol kurallarının (erkânın) kaynağı sayılır. Bu efsanenin olay örtüsü şöyledir.

Hz. Muhammed, Mir-aç’tan döndükten sonra Ashab-ı Suffa’nın kapısına vardı.

Hz. Muhammed, kapıyı çalar. İçeriden “sen kimsin “ derler.

-Ben Peygamberim, açın kapıyı, içeri gireyim, siz erenler ile dem-i didar görelim dedi.

İçerdekiler :

-Bizim aramıza peygamber sığmaz. Peygamberliğini var ümmetine yap.

Hz. Muhammed, bunu duyunca geri döndü. Hak Teala’dan o vakit ses geldi.
Ya Muhammed, ol kapıya var.

Hz. Muhammad o kapıya geri döner ve kapıyı çalar. İçerden “kimsin?” derler: Hz. Muhammed

-Resulüm. Açın kapıyı, İçeri gireyim, mübarek cemalinizi göreyim.
Aynı cevabı alır. Geri döner. Tanrı yine seslenir.

-Ey habibim, var yine o kapıya, o meclise dahil ol. Kande gidersin, dön geri der.
Yine geri döner ve kapıyı çalar. İçerdekiler “kimsin?” diye sorarlar.

-Sırrı kayyum, hüdim-ül Fukarayım.

Kırklar eyitti:

-Merhaba! Ehlen ve sehlen.

Hz. Muhammed içeri girdi ve otuz dokuz sahabenin oturduğunu gördü. Selman-ı Farisi yiyecek toplamaya gitmiştir. Hz. Ali’de oradadır. Hz. Muhammed’i görünce ayağı kalkıp kıyama dururlar.

Yer gösterdiler. Seyyid ( Hz. Muhammed) geçip Hz. Ali’nin yanına oturdu lakin Ali olduğunu bilmedi. Baktıki yerme yedisi erkek on yedisi kadındır. Meğer Fatma Ana da
ordaymış.
Haber sorup eyitti:

- Sizler kimlersiniz, size kim derler.

Eyittiler:

-Biz kırklarız.

Muhammed Mustafa:

-Ben müşkilde kaldım. Sizin ulunuz ve küçüğünüz kimdir.

Kırklar:

-Bizim ulumuzda uludur, hem küçüğümüzde uludur.

Hz. Muhammed :

-Ya hani biriniz eksik, noldu biriniz

Kırklar:

-Ya seydullah, dışarı gittiler. O Selman’dır. Selman’da burda hazırdır, hazır bil, dedediler.

Hz. Resul nişan isteyince Ali, kolunu uzattı. Birisi “destur” diyerek neşter vurdu. O vakit cümlesinin bileğinden kan aktı. Bir damla kan bacadan geldi. O, Selman’ın bileğinden aktı. Ali’nin kolunu bağladılar, cümlenin kanı durdu. Ol dem Selman içeri girdi. Bir üzüm tanesi getirip Seyidin önüne koydular.

-Ey Hamidül fukara, hadimlik edip, bu üzüm tanesini Kırklara kısmet eyle dediler.
Hz. Muhammed, duraklayıp fikre daldı. Cebrail Tanrının emri ile Muhammed’e Cennetten nurdan bir tabak götürüp, üzümü tabakta ezerek Kırklara içirmesini söyledi.

Hz. Muhammed üzümü şerbet etti. (Yeşil bir elin üzümü ezdiğini, elin Hz.Ali’nin olduğu da söylenir.)

Kırklar, şerbetten mest oldular. Çoşkuya kapıldılar “Yâ Allah!” diyerek dest verdiler. Ürgan ve bürgan semaha durdular. Seyit de bunlara katılıp semaha durdu bu sıra başında imamesi düştü. İmameyi alıp kırka bölerek bellerine taktılar.

Daha sonra Resul’e Miraç’ı sordular. O zaman yanlarına Şah-ı Merdan Ali geldi. Parmağında Resul’ün arslanın ağzına attığı yüzük vardı o zaman hakikatı anladı. Ashabınna dedi ki : “Gelin hakikate talip olun ki, Hakkın sırrına yakın olasınız.”

Ashaplar:

-Hakikat nedir beyan eyle görelim dediler.

Peygamber:

- Hakikat odur ki, evvel özünü kendi kendine yar’ı ihtiyar ile bir yere teslim edin . O nun emrine iradet getirin dedi,

Ashaplar, Resul’e:

-Biz dahi biad kılmaya, irade getirmeye geldik dediler.
Resul

-Ya Ashaplar, hakikat Ali hakkındadır. Varın Ali’ye iradet getirin, dedi.

Hz. Ali’ye biad getirip talip oldular.

İki adamı bir biri ile müsahip kıldılar. Hz. Muhammed Ali ile müsahip oldu. Ali’yi bağrına bastı. İkisi bir gömleğe girdiler. Bir bedende göründüler.

Hz. Muhammed, Ali için:

Eti etim, kanı kanım, ruhu ruhum, cismi cismim,dedi.

Kırklar Cemi Hz. Ali’nin faziletini, yüceliğini anlatan başka bir olaydır. Alevî erkanı
böylece sistemleşip, bir şekil almıştır.

Şah İsmail Hatayî’de

Onda şaz oluben göldü o Resul
Kırkların cemine vardı usul usul
Peygamber’im açın kapıyı asıl
Allah medet yâ Muhammed yâ Ali

Peygambersen ümmetini bilesin
Bizi benlik ile nerde bulasın
Elfâkir-i fukaradan olasın
Allah medet yâ Muhammed yâ Ali

Özün fakir etti açıldı kapı
Biri ayağa durdu oturdu hepi
Muhammed der taptığınız ne tapu
Allah medet yâ Muhammed yâ Ali

Kırklar derki taptığımız Ali’dir
Kırkımızdan biri cömert velidir
Şah-ı Merdan cümlemizden uludur.
Allah medet yâ Muhammed yâ Ali

Muhammed der sizden nişan isterim
Kırkınızda bir nişan gösterin
Revanda koluna urdu neşterin
Allah medet yâ Muhammed yâ Ali

Kırkından kan geldi birisi sâil
Ondanda kan geldi oldular kâil
Keşkülün ortaya saldı Tufâil
Allah medet yâ Muhammed yâ Ali

Keşkülün içinde bir tâze üzüm
Bunu bize bahşetmeli hey gözüm
Muhammed der bunu bir engûr ezin
Allah medet yâ Muhammed yâ Ali

Kudretinden bir el geldi engüre
Hatemin nişanın hep cümle göre
Biri içüb cümleside mest ola
Allah medet yâ Muhammed yâ Ali

Semaha kalktılar Peygamber çoştu
Mübarek sertacın ortaya çıktı
Mü’min kullarına rahmet saçtı
Allah medet yâ Muhammed yâ Ali

Anda kırk pare buldular şemleyi
Irahmete kandırdılar cümleyi
Hatayi’nin yaresine emleyi
Allah medet ya Muhammed ya Ali

Şah İsmail Hatayî, otuz yedi dörtlükte anlattığı Hz. Ali’nin destanında on dörtlüğü Kırklar Cemi’ne ayırmıştır. Bu da bu cemin Alevî inancı için olan önemini anlatmaya yetecek bir olaydır. Hatayî bu bölümde Kırklar Cemi’ni çok güzel bir şekilde özetlemiştir. Üzümü ezen kudretten gelen bir eldir. Bu el Hz. Ali’nin elidir. Destana göre Hz. Muhammed, yüzüğü bu sırada görüyor.

Bir üzüm danesi ol Şah elinde
Kırklara verildi kısmet gününde
Hak Habullah’a mir’aç yolunda
Şey’en lillah dedi Selman Hu deyu

Ol üzüm danesi götürdü Selman
Kırklar da ol dem de olmuştu üryan
Muhammed şerbetten nuş etti olan
Saki kadeh sundu peyman Hu deyu

Kırklar içti ol şerbetten mest oldu
Şah-ı Merdan cümlesinden üst oldu
Seturpuş bağlandı kemer best oldu
Semaa girdiler üryan Hu deyu

Kırkların birine neşter uruldu
Aktı kan cümlede isbat olundu
Hak Muhammed anda mevcut bulundu
Hu Allah çağırdı ırfan Hu deyu

Şiirde Kırklar Cemi ve Hz. Ali’nin olaydaki rolü olayların sıralaması karışık bir şekilde verilse de ana hatlarıyla verilmiştir.

Alçağa indirmiş özünü
Eder hakka niyazını
Kırklar ile bir üzümü
Yiyen Mürteza Ali’dir

Pir Sultan Abdal:

Engür şerbetini Kırklara ezen
Allah bir Muhammed Ali’dir Ali

Cebrail Habib’in belin bağladı
Kırklar meclisinde erkena düştü
Kırklar gelip her çiçekten derdiler
Kokulayıp gülü yüze sürdülür

8. ALİ DİNDİR DÜŞÜNCESİ

Bu düşünce Hz. Ali’nin “Ben mümine imam oldum”, “İnsanlar benim adımla zikir yapar.” dediği ve ayaklı Kur’an olduğu inancına dayanır. Hz. Ali’nin Kur’an’ın zahir ve batın anlamı olduğuna inanılır.

Şah İsmail Hatayî:
Ben obam içinde baki can idim
Ali idim imam idim din idim
Ben kubbem içinde baki can idim
Ali idim imam idim din idim

Şu cismim icinde ol canım Ali
Hem dinim imanım mezhebim Ali

Pîr Sultan Abdal:

Fürkanın okurum medhin eylerim
Zakir oldum zikr ederim Ali’ye
Yatarım Muhammed kalkarım Ali
Gittiğim on iki imamın yolu

Muhammed kabinde Ali dilinde
Ben bilemem binlerce sorayım

Yukardaki örneklerde de görüldüğü gibi Ali din, imam ve zikir konusudur.

Kul Himmet’im aşka düştü
Aşk deryasın baştan aştı
Virdimiz Ali’ye düştü
Dillerim Ali çağırır

9. MİSAFİR

Alevi düşüncesinde misafir Hz. Ali sayılır. Ali gelmiş gibi hürmet görür ve ağırlanır.

Şah İsmail Hatayî:

Tanrı misafiri pirim Ali’dir
Mihmanlar siz bize sefa geldiniz

Pîr Sultan Abdal:

Mihmandan Ali’nin kokusu gelir
Mihman gelse gönül şadıman olur
Misafir dediğin pirim Ali’dir
Mihman canlar yüzüm basa geldiniz
Misafir Ali’dir sen özün dile
Mihman canlar özüm basa geldiniz


3. BEKLENEN ALİ

Hz. Ali’nin bir gün dünyaya geleceğini ve kullarını-bendelerini kurtaracağına tarihten kalan intikamları alacaklarına inanılır.

Kıyamete yakın gelip insanları kurtaracak olan Mehdi’nin Hz Ali olduğu düşüncesi vardır.

Gözleyi gözleyi gözüm dört oldu
Ali’m ne yaratsın günlerim geldi
Koruluk kalmadı, kara yurt oldu
Ali’m ne yatarsın günlerim geldi

Kızılırmak gibi bendinden boşan
Hama’dan Mardin’den Sivas’a döşen
Düldül eğerlendi Zülfikar kuşan
Ali’m ne yatarsın günlerin geldi

Mümin olan bir penaha çekilsin
Münafık başına taşlar dökülsün
Sancak kalksın Kozova’ya dikilsin
Ali’m ne yatarsın günlerin geldi

Yezidlerde ne olduğun duydular
Lanet gömleğini onlar giydiler
Kast edip İmamlara kıydılar
Ali’m ne yatarsın günlerin geldi

Pir Sultan Abdal’ım bu sözüm haktır
Vallahi sözümün hatası yoktur
Şimdiki sofunun yezidi çoktur.
Ali’m ne yatarsın günlerin geldi

Yukarıda bulunan şiirde açıkça görülüyor ki Pir Sultan Abdal, Hz. Ali’nin bir gün geleceğine, o gününde geldiğine inanıyor ve Hz. Ali’nin gelip kendisini kurtarması için Ona bir yol çiziyor. Bazı Aleviler, kıyamete yakın gelecek olan Mehdinin Hz. Ali olduğuna inanılır. Bir gün Ali gelecektir ve onları “Yezit” den kurtaracaktır. Zaten Hz. Ali ölmemiştir ve kullarına yardım eder. Geldiği zamanda kullarının ve çocuklarının intikamını alacaktır. Pir Sultan
Abdal başka bir şiirinde beklenenin Ali olduğunu açıkça ifade eder.

Haktan inayet olursa
Şah Urum’a çıka bir gün
Gazada bu Zülfikar’ı
Kafirlere çala bir gün

Hep dervişe gele iller
Şah’a köle ola kullar
Rum’da ağlayan sefiller
Şad ola da güle bir gün

Çeke sancağı götüre
Şah İstanbul’a otura
Firenk’ten esir getire
Horasan’a sala bir gün

Devrişe beyi paşayı
Zapt eyleye dört köşeyi
Hüsrev ede temaşayı
Ali divan kura bir gün

Gülü Şah’ın doğdu deyü
Bol ırahmet yağdı deyü
Kutlu günler doğdu deyü
Şu alem şad ola bir gün

Mehdi deden gelse gerek
Ali divan kursa gerek
Haksızları kırsa gerek
İntikamın ala bir gün

Pir Sultan’ın işi ahtır
İntizarım güzel Şah’tır
Mülk iyesi padişahtır
Mülke sahip ola bir gün

Hasretinle beni üryan eyledin
Beklerim yolların gel efendim gel
Gönül kuşu kalktı cevlan eyledi
Beklerim yolların gel efendim gel

Evvel ahir sensin dönmezem senden
Meyli muhabbetin çıkar mı candan
Gönül göç eyledi kevn ü mekandan
Beklerim yolların gel efendim gel

Tevarih çoğaldı da hadden aştı
Urum sofuları bildiğin şaştı
Şimdi gayret Şah-ı Merdan’a düştü
Beklerim yolların gel efendim gel

Horasan’dan kalktı Hind’i yararak
Top top oldu haricileri kırarak
Bendelerin Şahına yalvararak
Beklerim yolların gel efendim gel

Bozuldu yolcular yollarda kaldı
Ayin erkan gitti dillerde kaldı
Bendelerin zayıf hallerde kaldı
Beklerim yolların gel efendim gel

Pir Sultan’ım Allah Allah diyelim
Gelin nikabını elden koyalım
Takdir böyle imiş biz ne diyelim
Beklerim yolların gel efendim gel

Ozan şiirde “Şimdi gayret Şah-ı Merdan’a düştü” diyerek beklenen kişinin Ali olduğunu söylemiştir. Bilindiği gibi Şah-ı Merdan, Hz. Ali’nin lakabıdır.

Yine “evvel-ahir sensin” diyerek Hz. Ali’yi işaret etmiştir. Çünkü Hz. Ali ve Hz. Muhammed’in yaratılanların ilki olduğuna ve dünyanın sonuna kadar da Hz.

Ali’nin var olacağına inanıldığı için Ali evvel ve ahirdir. Ali, şiirde kurtarıcı, Mehdi olarak görülmüştür.

Şah İsmail Hatayi :
Be erenler be gaziler
Gelen Mürteza Ali’dir
Şah Hatayi’m gafil olma
Gelen Mürteza Ali’dir

Hz. Ali’ye ve devrine bir özlem vardır. Hz. Ali Mehdi-kurtarıcı olarak görülmüştür. Özellikle Pir Sultan Abdal gibi düzenle başı belada olan biri bu özlemi derinden duyuyor, Ali’nin gelip düzenin başına geçmesini, yolu yeniden düzeltmesini, kendini kurtarmasını bekliyor. Hz. Ali’nin imamlarda belirmesi amacıdır. (İlgili bölümde görülecektir
_________________

Baba biz Bektâşiyük
Pek durur Bektâşiyük
Her gelen bir taş urur
Burda mihenk taşıyük
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yahoo Messenger
Okan Doğan



Kayıt: 14 Ksm 2007
Mesajlar: 227
Konum: İstanbul

MesajTarih: Cum Şub 15, 2008 7:53 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

HZ. ALİ’NİN HİNDİSTAN’A GİDİŞİ

Adamın biri Hindistan’dan mal alır. Ancak gemileri yolda fırtınaya yakalanır ve batarlar. Adam beş parasız kalır ve borçlarını ödeyemez hale gelir. Hz. Muhammed’e gelerek yadım etmek için “Çoğundan çok, azından az alalım”der. Ancak zenginler bunu kabül etmezler ve Muhammed dinine parayı tercih ederler.

O zaman, Hz. Ali, “Ey Resulullah bu zavallıyı yanıma kat, onun borcunu ödeyim” der. Hz. Muhammed adamı Hz. Ali’nin yanına katar.
Hz. Ali, adamı Düldül’ün terkisine atar ve “yum gözünü” der. “Aç gözünü”dediğinde Keşmir’e gelmişlerdir. Kente varmadan Ali kul, adam efendi oldu. Ali’yi satlığa çıkardı. Ülkenin padişahına yakışıklı, güçlü pehlivan bir yiğidin satıldığı haberi gitti.

Keşmir Şahı Ali’yi çok beğenir. Ağırlığınca altına anlaşırlar.

Keşmir Hanı üç şart koşar. “Birincisi dağdan gelen ve kente büyük zararlar veren bir ırmak vardır. Yıllardır bent yapmalarına rağmen, ırmak tüm bentleri yıkar ve kenti basar. İkincisi, büyük bir ejder var, günde dokuz öküz yiyor. Onun öldürülmesi. Üçüncüsü, rapta Ali adında biri varmış. Son peygamberin amcasının oğluymuş. İranı, Rumu, Arabı ve Hindi buyruğuna bağlamış. Eğer onu getirirsen, ne istersen sana o iyiliği yapayım. Boyuna kement takasın, elini ve ayağını bağlayasın, demir kafese koyasın.”

Eğer bunları yaparsan özgürlüğüne kavuşursun ve vezirim olursun. Kızımı alırsın.
Hz. Ali bunu kabül eder. Ortaya terazi getirilir. Kefenin bir tarafına Ali oturur diğer tarafa yüz kantar altın konur. Ali’nin tarafı ağır basar.

İhtiyar adam “Ne kadar insan varsa getirin kölem yine ağır basar kalan pahasına deve isterim. “ Katar develer geldi, yüklendi yola koyuldu. Böylece Ali, Keşmir Hanına satılmış oldu.

Hz. Ali’nin köle olarak satılması ozanlarımızın şiirlerine yansımıştır. Şah İsmail Hatayi bunu şöyle anlatır:

Fatma Zülfünü yoldu
Ali beş vaktini kıldı
Kanber der ki yâ Ali
Kapıya bir sâil geldi

Ali der Kanber varasın
Sâil ne diyor göresin
Allah bizden cömerttir
Ne isterse veresin

Kanber geldi pes dedi
Tanrı aslanı dost dedi
Kapıya gelen Sâil
Ali’yi kul istedi

Arslana benzer huyu
Selviye berzer boyu
Hiç kul olup satılır mı
On iki imamın soyu

Gene dertler depreşti
Bir ikrarda bekleşti
Ali’ye bir firkat geldi
Fatma’yla helâlleşti

Aşk deryasına batmaya
Hakk’a gönül katmaya
Ali garip kul deyü
İllettiler satmaya

Boyuna bak boyuna
Kul olam Ali soyuna
Ali kalkıp giderken
Fatma baktı boyuna

Fatma zülfün dal eyledi
Ali sözün bal eyledi
Ali Sâil sözüne baktı
Kendisini kul eyledi

Yol üstünde burdular
Vakti ikiye böldüler
Sabah seher vaktinde
Bağ şehrine girdiler

Bahçivan anı gördü
Kalktı ayağa durdu
Ağaçlar secdeye indi
Yâ Ali pîr dost dedi

Ali bağa girince
Kırala haber verdiler
Sana derim ey kıral
Bağa mahbup kul geldi

Sâil bağa girmişsin
Bağda güller dermişsin
Bu kul senin neyindir
İmdi haber ver dedi

Sâil der Kâ’be’den geldim
Aradım Ali’yi buldum
Ne çok sorarsın el kıral
Bu kulu Ali’den aldım

Kul olur Ali soyundan
Arslan belli huyundan
Bu kulun güzelliği
Kûfe şehrinin soyundan

Arslan esneyişinden
Düldül kişneyişinden
Bu kulun güzelliği
Fatm’Ana’ya benzeyişinden

Tat mısın tatar mısın
Her dilden öter misin
Sana derim ey Sâil
Bu kulu satar mısın

Ne tadım ne tatarım
Ben her dilden öterim
Kula müşteri olursa
Men borçluyum satarım

Sâil derim ben sana
Sen de kulak ver bana
Kulun bahası nedir
Sen de haber ver bana

Kulum kul oğludur
İçi dopdolu nurdur
Bu kula baha yetmez
İvazı yüzbin altındır

Sâil ne derim size
Kulak ver dinle söze
Yüzbin altın ne demektir
Âlemi güldürdün bize

Gel bu sözü atalım
Gayrı dilden ötelim
Yüzbin altın ne demektir
Beraberce tartalım

Sâil der ki gaziyim
Gazilerden gaziyim
Sözünden dönen dönsün
Ben bu söze razıyım

Bağ şehrin talttılar
Malı mülke kattılar
Ali garip kul deyü
Altın ile tarttılar

Akan sulan akmadı
Gökte güneş açmadı
Şehrin malın kodular
Terazi yerden kalkmadı

Kıral der yanılmışam
Sarhoşum ayılmışam
Kul mizanda tartılmaz
Pazarlıkta yanlışam

Sâil derki vermenem
Men ikrardan dönmenem
Sözünden dönen dönsün
Men ikrardan dönmezem

Kıral hatun düş görmüş
Balası hayıra yormuş
Ol gece rüyasında
Gördüğü bir ay doğmuş

Kıral derki varalım
Malı mülkü verelim
Sana derim ey sail
Kul hünerin görelim

Bir dev vardır öldürsün
Bir su vardır döndersün
Düşmanımız Ali’yi
Tutup bize göndersin

Kul kemali artırdı
Ol mizanda tartıldı
Terazi yerden kalkmadı
Ali bu kez yekindi

Kıral der kulu bınak git
Malı altını alda git
Bu kulun adı nedir
Adını bize dede git

Sail der adı allah
Dilinde kulhuvallah
Ben derimki eşeddir
Siz de den Ali Allah

Toplandı cemaat hep gitti birden
Görelim ne der ol Şah-ı Merdan
Seksen deve yükü Zilli Hisar’dan
Duranın borcunu verdi Ali

Cimcimin haberin gergerden alan
Beşikte ejderha üstüne varan

Düldül’ün göz açıp kapayıncaya kadar Hindistan’a gitmesi olayıda şöyle anlatılır:
Düldül celallendi kanadın açtı

Yerden mi yürüdü gökten mi uçtu
Ol zaman kafire bir heybet düştü
Hint’de Muhammed’e erendi Ali

Kul Himmet:
Bir kul geldi fazlaya
Bedestanda sattılar
Sattılar betestanda
Ses verir gülistanda

Olay daha sonra şöyle gelişir:

Han, Ali’yi ırmağın yolunu değiştirmeye gönderir. Ali, Düldül’e biner ve yüzlerce insanın kılavuzluğu ile ırmağa gider. Binlerce insanın ırmağın yolu değiştirmeye çalıştığını görünce “işi bana bırakın” der.

Daha sonra Zülfikar’ı çekti. Irmağın genişliği bir mil di ve iki dağın arasında akıyordu. “Ya Allah !” diyerek Zülfikar’ı dağa vuru ve dağ ikiye bölündü.48 Elini uzattı dağı tuttu ve suyun önüne getirdi. Suyun yolunu değiştirdi. Keşmir Şahı görünce “Bu Ali’nin işi dedi”

Hz. Ali, ejderi öldürmeye gitti. Keşmir Şahı 21 atlıyla onu izledi. Bir dağın tepesine çıktılar. Uçsuz, bucaksız bir deniz gördüler. Ejder denizin etrafındaki geniş düzlüklerdedir. Ali düzlüğe indi. Bir nara attı. Yer, gök inledi.49 Naranın gürültünden ejderha uyandı. Rüzgar gibi koşan, nallarından kıvılcım saçan Düldül’ün sırtında arslan heybetiyle ejderin üstüne yürüdü. Ejder, Ali’yi yutmak istedi. Ejderin üç başını birden böldü. Vücudunu ikiye ayırdı. Görenler:

“Bunun gibi bir işi adam edemez
Senin gibi yiğit er bu dünyaya gelmez” dediler.

Keşmir Hanı “Sadece Ali’yi yakalaman kaldı” dedi. Ali, “Ali ulu biridir. Zincir, demir kafes, bolca ağ gerekir. Bunlar sağlam olmalı. Yoksa Ali bunları bir, silkindi mi koparır “ dedi.

Kente geldiler. Yedi gün, yedi gece şölen yapıldı. Ülkenin usta demircileri kafes ve zincir yaptılar. Ali, kendini zincire vurdurdu. Kendini kafese attırdı. “Kafesten çıkarsam Ali benim, çıkamazsam değilim” dedi.

“Eğer kafesten çıkarsam hepiniz Müslüman olacaksınız, çıkamazsam beni burada bırakın” der.

Halk, Han’a “bu Ali’dir. Sağ bırakırsak başımıza bela olur. Onu yakalım” der. Han kabul eder. Halk odun getirdi. Kafesin üzerine yığıldı. Odunlar tutuşturunca bir rüzgar çıktı ve ateşler göklere çıktı. Kentin üzerine düşerek , kenti kül etti.
Yanacak bir şey kalmayınca ateş söner. Bakarlar ki Ali ölmemiş. Halk,” bu adam büyücüdür.”Der ve Hz. Ali’yi öldürmek için saldırır.

Ali , bir nara atar yedi bin kişi ölür. Düldül narayı duyup Ali’ye erişir. Ali, kılınç kuşanıp Düldül’e biner. O zaman , Han’ın aklı başına gelir ve Ali’den af dileyip süre ister. Ali , onlara süre verir. Toplanıp bu zatın Ali olduğuna karar verirler. İçlerinden bir rahip “İsa’nın mucizesi onunla beraberdir ölüyü diriltmesini isteyelim. Diriltirse Müslüman oluruz” der. Herkes kabul eder. Ali’den ölüyü diriltmesini isterler .

Mezara giderler. Ali , ayağıyla mezara dokunur . Tanrı’nın yardımıyla ölüyü diriltir. Ölü şahadet getirir.

Ölüye ne zaman öldüğünü sordu. Ölü başından geçenleri anlattı. Ölüye işaret edince ölü tekrar mezara girdi. Mezar sanki hiç açılmamış gibiydi.
Han özür diledi , bağışlanmak istedi. Hz. Muhammed’e hediye gönderdi. Halkıyla Müslüman oldu.


Şah Hatayî, şiirinde dünyanın Ali (Allah) tarafından yetmiş kere yaratılıp yok edilmesini anlatıyor.

Pehlivan aldılar
Kulu deve saldılar
Ol dev Ali’yi gördü
Ona hayran kaldılar

Kesti devin başını
Hem bitirdi işini
Seyreden nazar kıldı
Kan etti üleşini

Ol demde suyu saldı
Şehrin bir yanın aldı
Kırala haber verdiler
Kıral şâz olup güldü

Kıral der ki er kulum
Canım ciğerim varım
Ali’yi tutup getirki
Kulken olasın sultan

Kul der ki ağam apa
Derden kafes yapa
Tutup Ali’yi getiren
Kapısını sen kapa

Demir kafes yaptılar
Sade polattan çaptılar
Ali içine girdi
Kapıyı kapattılar

Ali içinde haykırdı
Burcu beden yıkıldı
Tanrı arslanı oldu
Parça parça döküldü

Tekrar kafes yaptılar
Sade polattan çattılar
Ali içine girdi
Kapısını kapattılar

Ali girdi içine
Hak kalmasın suçuna
Düşmanım Ali benim
Atın ateş içine

Lâ feta geldi dile
Muhammed kendi bile
Sıdk ile Allah deyu
Korkmamki od’a yana

Kapısın örttüler
Ataş içine attılar
Üç gün üç gece yandı
Anda koyup gittiler

Yedi gün oldu tamam
Daha kalmadı güman
Kul yanıp da kül oldu
Hayli geçti bir zaman

Kâfirler der varalım
Tütününden alalım
Gözleriniz ağrırsa
Sürme diye çekelim

Kâfirler hep geldiler
Od üste derildiler
Cümlesi bir yürüyüp
Kafes yanına geldiler

Ol kafesi açtılar
Kâfirler görüp şaştılar
Hepside inandılar
Kul kusurundan geçtiler

Hatayî’moldu tamam
Kimsede kalmadı güman
Onda doksan bir kâfir
Hepsi oldu Müslüman

KAYNAKÇA

1 - Ali, İbn-i Ebu Talib, Hazreti Emir: Hazret-i Ali Divânı, ANT yay., İstanbul 1990
2 - Ali Kavramının boyutları/Söylence Nefes Dergisi, S. 21 Temmuz 1995, S. 22
3 - Ali kavramlarının boyutları/Söylence-2 nefes Dergisi S. 22, Ağustos 1995
4 - ASLANOĞLU, İbrahim: Kul Himmet Üstadım,İstanbul
5 - ASLANOĞLU,İbrahim : Pîr Sultan Abdallar, İstanbul 1997, can yay.
6 - ASLANOĞLU,İbrahim : Şah İsmail Hatayî ve Anadolu Hatayîleri, İstanbul 1992,
Der. yay.
7 - Bezirci, Asım: Pîr Sultan, İstanbul 1996,Evrensel
8 - Bender, Cemşid, Kürt Tarihi ve uygarlığı, 1995 Kaynak
9 - Buyruk İmam Cafer Buyruğu, Ankara 1990, Ay yıldız
10 - ÇETİN, Dr. İsmet: Türk Edebiyatında Hz. Ali’nin Cenk nameleri, Ankara 1997,
Kültür B.
11 - EYYUBOĞLU, İ. Zeki, Kızılbaş, Nefes Dergisi, Mayıs 1995, S.19
12 - EYYUBOĞLU, Sebahattin, Pîr Sultan Abdal, İstanbul 1997 Cem Yay.
13 - ERGUN, S.Nüzhet; Bektaşi Şairleri ve Nefesleri, İstanbul 1945, Maarif
14 - KORKMAZ, Esat: Ansiklopedik Alevîlik Bektaşîlik Terimleri Sözlü. İstanbul 1993,
ANT
15 - Kemal Yaşar, Kanın Sesi
16 - Kur’an Ay yıldız Yay. Heyet, İstanbul 1994
17 - MEİKOFF, İrene: Uyur İdik Uyardılar, İstanbul 1994 ( Çev. Turan ALPTEKİN),
ANT
18 - MELİKOFF, İ. : Alevî-Bektaşî sorunu, PSAKSD Mart 1999, S.31
19 - MELİKOFF, İ. : Alevîlik’te Ali’nin Yeri Nedir?, Kasım 1998, S. 29
20 - Mevlena, Divan-ı Kebirden seçme şiirler. C. I. İstanbul 1990 MEB
21 - Mevlena, Divan-ı Kebir’den seçme şiirler. C. II. İstanbul 1990 MEB
22 - NOYAN, Bedri (Dedebaba), Bektaşîlik-Alevîlik nedir? İstanbul 1995
23 - PEHLİVAN, Battal, Alevî Bektaşî düşüncesine göre Allah, İstanbul 1994
24 - Pir sultan Abdal Divânı , Ant, İstanbul 1994
25 - ULUÇAY, Ömer, Arap Aleviliği, Nusayrilik, Adana 1994
26 - Vâlâ Nureddin, Bu Dünya’dan Nazım geçti, İstanbul 1995
27 - Yaman, Mehmet, Alevilik-İnanç-Edep-Erkan, İstanbul 199
28 - Yemini, Hz. Ali;’nin Fazilet namesi, İstanbul 1990
29 - YILDIRIM,Dursun, Türk Edebiyatından Bektaş? Fıkraları, İstanbul 1999
30 - YÖRÜKAN, y. Ziya Anadolu’da Aleviler ve Tahtacılar, Ankara 1998
31 - ZELYUT, Rıza, Hacı Bektaş Veli, İstanbul 1990
32 - ZELYÜT, Rıza, Öz Kaynaklarına göre Alevilik, İstanbul 1996

AliYılmaz
_________________

Baba biz Bektâşiyük
Pek durur Bektâşiyük
Her gelen bir taş urur
Burda mihenk taşıyük
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yahoo Messenger

Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa -> Alevilik Öğretisi Tüm zamanlar GMT -2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Türkiye