Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu
website statsSİVAS HAFİK İNKÖY FORUMU
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 
KIRKLAR

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa -> Alevilik Öğretisi
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Okan Doğan



Kayıt: 14 Ksm 2007
Mesajlar: 227
Konum: İstanbul

MesajTarih: Prş Oca 24, 2008 4:47 pm    Mesaj konusu: KIRKLAR Alıntıyla Cevap Gönder

Okan DOĞAN*
24.12.2006

KIRKLAR

Alevi tasavvufunda önemli bir yere sahip olan kırklar meclisi ve ortaya çıkışı; daha sonra bu Meclisin inanç önderleri tarafından iyi kişilerden oluşan bir meclis olarak manevî bir görev üstlendiği vurgulanmalarıyla günümüze kadar yaşatılmıştır. Kırklar Meclisi bir söylence olmadığı, Alevi-Bektaşi inanç ritüellerinin içinde önemli bir yeri vardır.
Kırk deyimi Türkçemizde asıl anlamının dışında çokluk ve bütünlüğü ifade etmektedir. Bunlara örnek vermek gerekirse: Kırk kaynak, kırk dükkân, kırkını aşmak, kırkına varmak, kırk kere, kırk yıl, kırklamak, kırklanmak, kırklara karışmak, kırk yıllık günahlara bir yıllık tövbekâr olmak.” Yerin kutsallığını anlatırken de, “Kırklar dağı, kırklar pınarı, kırklar ili, kırklar tepesi, kırklar gediği, Kırklar Meclisi, kırk derviş bir sofrada yemek yer, İki padişah bir iklime sığmaz, kırk derviş bir posta sığar, kırkından sonra azanı teneşir temizler” gibi sözler kullanılır.

Mustafa Cemil Kılıç bu konuda şunları söylemektedir: “Alevi / Bektaşi inancında kırk ulu kişiden oluştuğuna inanılan meclistir. Bu kırk kişinin arasında Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Selman Farisi gibi önder kişilikler vardır. Sünni İslam anlayışında hiç söz edilmeyen Kırklar Meclisi, Alevi / Bektaşi inancında çok önemlidir. Kırklar Meclisinin başkanı Hz. Ali’dir. Anlaşıldığı kadarıyla “Ashab-ı Suffa “ nın temelini oluşturduğu bu meclis, İslam öğretisinin öğrenildiği bir kutsal kurumdur. ”
Kırklar Meclisi: Alevî-Bektaşîlerce. Hz. Muhammed’in Hz. Ali’den hakikat sırrını öğrenmesi Miraç’dır. Bu meclise, yani Hz. Ali’nin yönettiği ayn-ı ceme “kırklar meclisi” denir.
İmam Cafer-i Sadık Buyruğu’nda ise, Kırklar Meclisi şu şekilde anlatılmaktadır:
“Rivayettir ki, Muhammed Miraca gidince yolda bir aslan gördü, çıkarıp hatemi ağzına verdi. Orada nişanı kaldı, ondan revan oldu. İlimlerin en yükseğine erişti, dosta kavuştu. Doksan bin kelâm söyledi. Otuz bini şeriat oldu. Tamamı yüz yirmi dört bin kelâm oldu. Altmış bini Ali’de sırroldu. ”
“Muhammed Miraç’tan gelirken Mina’da bir kubbe gördü, kapıyı çaldı, içeri vardı. Kırklardan birisi,
-“Kimdir” diye sordu. Gaipten bir ses geldi:
-“Muhammed Nebi geldi” deyince Muhammed’e yer gösterdiler. Muhammed oturdu. Muhammed bunlara dedi ki:
-“Sizin küçüğünüz kimdir ve ulunuz kimdir”. Kırklar dedi ki;
-“Bizim ulumuz küçüğümüz kırktır” deyip cevap verdiler. Ol vakit Muhammed dedi ki
-“Ya hani sizin biriniz ne oldu” dedi. Kırklar dedi ki
-“Seyidullah, gitti” dediler. Kırklar dedi ki;
-“Ya Muhammed ne çok sordun, Selman’ı da burada hazır bil ya Muhammed” dediler.
Ol vakit, Muhammed bunlardan nişan istedi. Kırklar dedi ki;
-”Kırkımız birdir, birimiz kırktır” deyip hemen kırklardan birisi kolunu kaldırdı. Hz. Muhammed neşterle kesti, kırkından birer damla kan aktı ve Selman geldi, bir tane üzüm getirdi. Muhammed bir üzümü ezdi, şerbet eyledi. Kırklar içti. Coştular. Muhammed sema’a girdi. Sarığı başından düştü. Kırk pare oldu. Kırklar kuşandılar. ”

İsmail Kaygusuz ise bir makalesinde: “Kuran‘ın XVII. ve LIII (İsra Suresi, Necm Suresi). surelerinin sadece iki ayetinde geçen Miraç olayının Alevi-Bektaşiler tarafından anlatılışı da yapılan yorumu da Sünni ve Şiilerinkinden çok farklıdır. Cebrail Tanrının kendisine görünmek istediği haberini getirir. Yıldırım gibi hızlı uçan kanatlı at, Burak’a binerek göğe yükselir. Muhammed kendisini Kudüs’te Süleyman Peygamber’in tapınağı (Kuran’da Mescid-ül Aksa adı geçmektedir) üzerinde uçarken bulur ve nurdan bir merdiven görür ve merdivene tırmanarak, Tanrıyla buluşmaya çıkar. Yedinci kata çıktığında, Tanrı katına varmadan önüne heybetli bir arslan dikilir, bu Ali’dir. Kükrer bırakmaz onu. (İmamlardan rivayet edilen Şii Miraç anlatılarında da Peygamberin çeşitli biçimlerde Ali ile karşılaşması vardır; ama sadece Anadolu Alevi geleneğinde Ali’yi arslan donunda gördüğü anlatılır) Peygamber arslandan çekinir; mühür yüzüğünü (hatem) ağzına vermesini fısıldar kulağına Cebrail. İmam Cafer Sadık Buyruğu’nda ve birçok ozanın “miraçname” adı verilen nefeslerinde ayrıntılarını bulabiliriz.
Alevi inanç söylenceleri arasında çok önemli bir yeri olan bu göksel Kırklar Meclisi olgusu, Peygamberin İslamı yaymaya ve yaşatmaya çalıştığı Mekke dönemindeki kendisine bağlı ilk kırk inananla yaptığı gizli toplantı ve tapınmaların, toplum bilincinde kutsanıp mitoslaştırılmasıdır. Bunun ilk örneğini 8.yüzyılın ortalarında İmam Muhammed Bakır ve Cafer Sadık döneminde yazılmış Ummu’l-Kitab’da görüyoruz. Âdem yaratılmadan önce (yaratılış ötesinde) Tanrı’nın kendi nurundan yaptığı ve kendi tahtının en yakınındaki kubbeye yerleştirdiği Ehlibeyt beşlisi dışında, onlara bağlı ve 12 nakib, 28 necib tanımlamasıyla (kırklar), 1000 renkli beyazlık denizinde yaşayan, farklı renklerde nurdan ruhsal varlıklar olarak burada geçen Salman, Mikdad, Abu Zer, Ammar vb. verilen adlar göstermektedir ki bunlar, Peygambere ilk inanan gerçek Kırklardan başkası değildir.
Mekke’de ilk İslam topluluğunun tapınma yeri yoktu. İbn Hişam’ın (ö.828) Siyer-i Nebi’’sine (s. 159, 190) göre, İslam Peygamberi yaklaşık 13 yıllık Mekke döneminde, ancak yarısında tamamladığı kadınlı erkekli kırk kişilik inananlarıyla kendi evinde, Mekke’nin en dar ve gizli sokaklarında bulabildiği uygun bir mekânda ya da bir mağarada tapınma düzenlemeye başlamıştır. Miraçla birlikte geldiği bildirilen akşam, gece ve sabah olarak Tanrıya dua etmeyi, (salâtı) anlaşılıyor ki, putperest Mekkelilerin ağır baskıları yüzünden, kendilerini güvenceye aldıkları zamanlarda akşamdan başlayarak sabaha kadar toplu tapınma biçiminde yerine getiriyorlardı.
Bilginler Miraç olgusu ya da mucizesi tarihinin, Muhammed’in peygamberliğinin 6.yılı ya da Hicret’ten 4 yıl önce olması gerektiği üzerinde anlaşırlar. Birincisi, 616 yılı Kırkların, yani ilk İslamların sayısının katılan bir kişi ile kırka tamamlandığı tarihtir. Artık Kırklar Meclisi kurulmuştur. Yukarıda söylenen gizli yerlerde geceleri cem olup, hem gizlice ibadetlerini yapıyor hem de gündüz bulabildikleri, çeşitli biçimlerde sağlayabildikleri günlük yiyecek ve içeceklerini paylaşıyor. Kuşkusuz yarınki yaşamları ve İslamı yayma hizmetlerinin planları da konuşulup tartışılıyordu. Bu kırkı tamamlayan kişi Hattab oğlu Ömer idi. İbn Hişam’ın kitabından başka, İkhvan as-Safa ‘da (IV. Risale 16.kısım) dahi şu kısa açıklama vardır:

“Peygamber ilk kez misyonu ve propaganda eylemine Hatice ile başladı, sonra vasisi Ali, dostu Ebubekir, Malik, Abuzer Şuayp, Bilal, Salman, Mikdad, Cubeyr, Ammar, Basir ve diğerleriyle, bir kadın 39 erkekten oluşan bir topluluk (Alevi inanç geleneğinde bu sayı 19 kadın 21 erkek olarak gösterilmektedir) oluncaya kadar sürdürdü. Peygamber, ya Abu Cehil’in ya da Ömer’in din değiştirerek İslamın güçlendirilmesi için Tanrıya yalvardı ve kırk kişi oldular: o zaman yüce davayı açığa vurdular (izharu d-dava)...”

İlk Kırklar arasında adı geçen sahabilerden Ebubekir ile Ömer’in Ummu’l Kitab’taki 12 Nakib ve 28 Necib arasında adları bulunmamaktadır. Ayrıca Kolayni Usul-i Kâfi’ eserinde, İmam Bakır’ın Salman, Mikdad, Abu Zer, Ammar Yesari gibi birkaçı dışında, diğer sahabelerin dinin kurucusu Dede’sine ihanet ettiklerini söylediğini yazmaktadır. Ömer bin Khattab, aşağıda göreceğimiz gibi, Medine’de ilk toplu tapınmada, -isterseniz ilk Cem’de diyebilirsinz-, ikrar verip Ensar’dan biriyle yol kardeşi (musahip) olmuştu. Ancak Ebubekir ve Ömer, ikisi de Peygamber’in cenazesini bile kaldırmadan verdikleri ikrarlarından döndüler.

Kırklar Meclisi, etkinliklerini ve toplantılarını gizli yürüterek Yesriblilerle ilişkiler geliştirmişti. Mekke gibi zengin ticaret toplumunun, kutsal inançları ve tüm değerler sistemini altüst eden İslam dininin bu ilk mensupları, elbette ki gizli bir örgüt gibi çalışacaktı. Bu bağlamda araştırmacı ve tarihçilerin, olayın bu yönünü görmek istemeyip, Kırklar Meclisi’ni ya toptan yadsımaları, ya da hayali “göksel meclis” gibi değerlendirmelerini doğrusu yadırgıyoruz. Bu gizli meclis, özellikle Mekke ticaret aristokrasisi dışındaki yoksul kabile mensuplarını, Bedevileri ve yerli-yabancı emekçi köleleri İslam’a çekebilmeleri için, yeni ve eşitlikçi, paylaşımcı bir sistemi öngören inanç ve toplu tapınma kuralları yaratmışlardır; İslami söylemle Peygambere vahiy yoluyla inen ayetlerin istedikleri ve öngördükleri düşünce ve eylemleriydi. Bu bir avuç insan, din kurucusunun önderliğinde ve kendilerini güvencede tutacak bir hizmet dağılımı çerçevesinde, gizlice toplanıp, tapınıyor; konuşup, tartışıyor ve kendi kendilerini eğitiyorlardı.
Öbür yandan Hicret (göç) etmeye karar verdikleri, Yesrib (Medine) tarımla uğraşan bir kabileler konfederasyonuydu ve toprağı ortak kullanıyorlardı. Ayrıca bazı kabileler Musevi olduğu gibi aralarında yaşayan Hıristiyanlar da bulunuyordu. Bu nedenlerden dolayı, sığınma durumunda kalacakları bu topluma uygun değerler de geliştirmeliydiler. Böylece “Kırklar” söylencelerinde günümüze kadar ulaşan (simgesel) bir üzüm tanesini kırka bölmek ya da ezip şerbet yaparak, kırk kişinin tatmasını sağlayacak bir bölüşümcülük ve birine neşter vurulunca hepsinde aynı acıyı duyuracak, kan çıkartacak kardeşlik ortamı oluşmuş olan bu meclis Medine’ye taşınıp, daha da geliştirildi.”

Yunus KOÇAK “Kırklar Meclisi” makalesinde Kırklar Meclisini şöyle tanımlamaktadır:

Kırklar Meclisi
Hz. Muhammed’in peygamberliğinin 7–8–9. senelerinde Şaab Muhasarasında, Hz. Muhammed ve Müslüman olanlar tam üç yıl muhasarada kalmışlardır. Bu kalışa Kırklar veya Kırklar Meclisi denilmektedir. Hasan Dede Dergâhı’nda yüz yıllar boyunca anlatılan bu sözlü tarih, birçok gerçeğin ortaya çıkmasını sağlayan bir değerlendirme olarak karşımızda durmaktadır. Bu makalenin yazarı sadece Şeyh Şâzeli Dede’den değil aynı zamanda Hilâli Baba ve Salih Dede’den de duyduklarımı zamanında kaleme almıştım. Buna göre Kırklar Meclisinin oluşması şöyle ele alınmaktadır:
Her büyük şehre sur yani kale duvarları yapılırken, o şehrin idarecisinin ailesi için bir de iç kalede sığınak yapılır. Harb zamanında veya düşman saldırısına karşı güvenilir bir yer olarak, idarecinin çoluğunu çocuğunu, hazinesini, karısını, kızını emin bir şekilde sakladığı bir sığınaktır. Muhafazalı sur duvarlarıyla tahkim edilir, Mekke’deki Mekke reisinin güvenilir sığınağının adı da Şaab’dır. İlk reislik Abdulmüttalib’de iken oraya Abdulmüttalib Mahallesi denirmiş. O ölünce reislik Ebu Talib’e geçmiş ve oraya Şaab-ı Ebu Talib yani Ebu Talib mahallesi denilmiştir. Burada temel soru Şaab’a kaç kişinin sığındığı ve Kırklar Meclisinde kaç kişinin bulunduğudur. Kaynakların anlattığına göre, Abdülmüttalib oğullarının tümü ve Haşim oğullarının tümü, Ebu Leheb hariç bunların kan akrabaları da Şaab’a taşınmışlardır. Bu kabileler akrabaları ile taşındıklarından küçük çocuk sayısı çoğunluktadır. Ebu Talib ve eşi Fatıma Ebu Talib’in kızı Ümmühan ve eşi ile oğlu Hani, Ebu Talib’in oğlu Talib Ukayıl (akıl)ve eşleri, çocukları, Hamza, eşi ve çocukları. Cafer Tayyar’ın reisliğinde ilk önce Habeşistan’a hicret eden kafileden geri gelen olmuştu. Bunların on bir erkek dört kadın olarak Şaab’a taşındığını da kaynaklar yazmaktadır.
Yine burada bekâr olarak Hz. Ali vardır. Selman, Ebu Zer, Ammar Yaser, Miktad bulunmaktadırlar. Hz. Muhammed ve eşi Hz. Hatice, onun kızları, 7 veya 8 yaşlarında bekâr olarak Hz. Fatıma bulunmaktadırlar.
Şaab Kuşatmasında mahsur kalan Müslümanlar 1100 (bin yüz) gündüz, bin yüz gece orada yaşamışlardır. Hz Muhammed’in mübarek manevi huzurunda ilahi tadlar alan bu topluluğa kaç büyük kaç küçük çocuk katılmıştır bilemiyoruz. Çok sayıya kırklar demek alışkanlığımız vardır. Ama kırk kişiden çok çok fazladırlar. Hilalı Baba ve Salih Dede: “Diyelim ki eksiktirler gerçek sayısını Allah bilir. Bu meclise kırklar deyimi söylene gelmiştir.” demektedirler.
Anadolu’da bazı kişiler, ne Şaab toplantısını ne de Ebu Talib mahallesinde muhasarada kalan Müslümanları bildiği halde söze başlayarak Kırklar Meclisi bilgisini cemaate anlatmaya başlarlar. Onlar derler ki:“Kırkların 23 ü erkek 17 si kadın. Başka yerde ise17’si erkek 23’ü kadın. Zamanımızda uygulanan Cem erkânında ve görevlendirmelerde Kırklar Meclisi’nin gerçeği şudur:
Küçük çocuklardan, orada dünyaya gelenlerden, orada ölenlerden, -Çünkü ölen de olmuştur-, teferruatlı bilgileri olmadığı için bahsetmezler. Muhasarada Müslümanlar çok eza cefa görmüşlerdir. Bir lokma ekmek, bir yudum su bulamadıkları günler bile olmuştur. Birisi bir yudum su içse cümlesi kanmıştır. Bir lokma ekmeği birisi bulup yerse cümlesi doymuştur. Birisinin elemi, acısı cümlesini üzmüştür. Birisinin sevinişi cümlesini neşelendirmiştir. Bin yüz gece bin yüz gündüz; neler olmuştur neler görmüşlerdir. Ne sırlara ermişlerdir. Bir muhasarada açlık, susuzluk içinde binyüz gün kalan topluluğun arasında Allah’ın sevdiği peygamberi olur da hikmet saçmaz mı? O sık sık Allah’tan emirler alırdı. Allah’ın emirlerini, nehiylerini anlatırdı. Muhasara boyunca insanlara helali haramı, doğruyu eğriyi, dini, ahireti, Allah’ı anlattı. Sanki burası muhasara altında kalan, azab gazab yeri değil de bir okuldu. İşte Kırklar Meclisi budur. Bu tadı anlayarak alan, Kırklara karışan evliya olmuştur. Anadolu Alevilerinde işte bu meclisin tadı ahengi devam etmektedir. Aleviler böyle inanmaktadırlar.

Şaab Muhasarası,Mekke’de olmuştur, doğrudur. Peygamberliğin ilanının 7.- 8.- 9. senelerinde olmuştur. Mir’ac olayı Mekke devrinde, peygamberliğin 12 nci yılında olmuştur. Hz. Fatıma kızdır. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin daha dünyaya gelmemişlerdir. Hz. Selman-ı Fârisi Mekke’de yoktur. Medine’ye gelerek peygamberi bulmuştur. Müslüman olmuştur.

Gerek Kırklar Meclisini ve gerekse Muhammed’in Medine’de gerçekleştirdiği inanç ve yol kardeşleri topluluğu uygulaması 9.yy. ortalarına doğru ilk kez Basra’da “Temizlik Kardeşleri”(İkhvan-as Safa) adıyla örneklendi. İmam Cafer’in oğlu İmam İsmail soyundan bir gizli İmama bağlıydı bu gizli topluluk. Bir giriş töreniyle güvenilir, sınanmış adaylar kardeşler topluluğuna kabul ediliyordu. Yaklaşık iki kuşak boyunca süren bu topluluk, birisi geniş bir özet olmak üzere 53 Risale’den oluşturulmuş ve dönemin dünyasında bilinen tüm bilim ve felsefeleri, din ve inançları hakkında ayrıntılı bilgiler içeren dünyanın ilk ansiklopedisini hazırlayıp yayınlayarak kendi kendini feshetti.
_________________

Baba biz Bektâşiyük
Pek durur Bektâşiyük
Her gelen bir taş urur
Burda mihenk taşıyük
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yahoo Messenger
Okan Doğan



Kayıt: 14 Ksm 2007
Mesajlar: 227
Konum: İstanbul

MesajTarih: Prş Oca 24, 2008 4:48 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Kırklar Meclisi, kırk olgun canın Âdem Ata’dan gelen ebedi ve edebi birliğinden oluşmuştur. Peygamber Hz. Muhammed, hizmetli Selmani Farisi de birdir. Kadın olarak Fatima-i Zehra da, erkek olarak Hz. Ali de birdir; ayırım yoktur.
Aleviliğin inanç temelini oluşturan Kırklar Meclisi’ni Ağuçen (Ağu içen) Ocaklı Rahim oğlu Miktat Güler Dede’nin katkılarıyla şöyle açıklayabiliriz:
a) Bir üzüm (engür) tanesinin şerbet edilerek kırk kişiye sunulması; Alevi inancının paylaşımcılığını simgeler.
b) Bir kişinin bileğinin kesilmesiyle kırk kişinin bileğinden kan gelmesi; birimiz hepimiz, hepimiz birimiz anlayışıyla bir bedende var oluşun göstergesidir. Bir başka deyişle ayin-i cemde halka biçiminde oturan canların birbirine niyaz edişiyle her canın baş, her başın ayak oluşu gösterilmektedir.
c) Kardeşlik temelinde dayanışmayı öngören Musahiplik Kurumu oluşturulmaktadır.
d) İbadetin vazgeçilmez parçası olan Semah dönmekle tüm kinden, kibirden arınarak esriyip (kendinden geçmek) ilahi aşka gelerek Tanrı ile bütünleşmektedir.

Bu Tanrı ile bütünleşmedir ki, Alevilik inancı; dil, din, ırk, mezhep ve cinsiyet ayırımı yapmaksızın Tanrı’nın yarattığı tüm insanları bir bilir; eline-diline-beline sahip olmayı ilke edinerek kul hakkına saygılı olur; cana kıymaz, gönül dahi incitmez.

Aleviliğin toplum içindeki fikirsel bütünlüğünü, kararlılığını, adaletini sağlayan en büyük kurum olan Halk mahkemeleri’nin (görgü) temeli atılmış oldu

Yunus Emre der ki:

‘Adımız miskindir bizim
Düşmanımız kindir bizim
Biz kimseye kin tutmayız
Kamu âlem birdir bize...’

Kırklar Meclisi ve Hz. Muhammed’in Miraca aşağıdaki gibi en geniş biçimde anlatılabilir. Aşağıda kullanılan bazı sıfatlar çok önemlidir. “hadim-ül fıkara” gibi sıfatlar Bektaşi-Alevi inancında sık kullanılır. İnsan’daki benlik duygusunun bitirilmesini temsil eder.
Kırklar Meclisi’nin hikâyesinin tamamı aşağıdadır.

Miraçtan döndükten sonra Resul Hazretleri, Ashab-ı Suffa'nın kapısına vardı. Kırklar orada sohbet ederler idi. O Hazreti Resul, kapıya vurdu.

“Kimsin” dediler. “Nedir isteğin?”
Resul Hazreti eyitti:
“Peygamberim, açın kapıyı, içeri gireyim, siz erenler ile dem-i didar görelim” dedi.
İçeridekiler:
“Bizim aramıza peygamber sığmaz. Peygamberliğini var ümmetine eyle” dediler.
Hazreti Peygamber bunu işitip hemen geri döndü. Hak Teala Hazretinden ol vakit ses geldi ki:
“Ya Muhammet, ol kapıya var...”
Resul Hazretleri o sesi işitip derhal geri döndü. Yine geldi, ol kapının halkasına vurup kapıyı tıklattı.
İçeriden, “Kimsin?” dediler.
Hazreti Resul eyitti:
“Resulüm... Açın kapıyı, içeri gireyim, mübarek cemalinizi göreyim” dedi.
İçeridekiler:
“Bizim aramıza Resul sığmaz ve hem bize gerek değildir” dediler.
Resul Aleyhisselam bu sözü işitince geri döndü, diledi ki, feragat gele. Kendi makamına geri sakin ola. Tanrı'dan Peygamberin kulağına aynı ses erişti: “Ya habibim, var yine o kapıya, o meclise dâhil ol. Kande gidersin, dön geri.”
Seyyid geri döndü. Geldi ol kapının halkasına el vurdu. İşaret eyledi. Yine dönüp geldiğini bildirdi:
Eyittiler ki, “Kimsin?”
Resul eyitti:
“Sırrıl kayyum, hadim-ül fıkarayım.”
(Yoksulların hizmetçisi olduğunu söyleyen Peygamberin o esnada, “Ene biatihim, ene miskinim, ena fıkarayım.” dediği de rivayet olunur... Bu, “Yoksulum, sizlerden birisi ve sizlere uyanım” demek olur...)
Kırklar eyittiler:
“Merhaba! Ehlen ve sehlen” dediler. Yani, “Hoş geldin, kadem getirdin, gelmekliğin müberek olsun” dediler.
Resul Hazretleri bismillah deyip ol kapıdan içeri girdi. Evveli sağ ayağını bastı. Baktı gördü ki, otuz dokuz sahabe otururlar. Meğer birisi taşraya çıkıp yiyecek bulmaya gitmiş idi. Selman Farisi derler idi ona. Meğerki Şah-ı Merdan Ali dahi ol muhabbette hazır idi. Bunlar, Resul hazretlerini görünce ayağa kalkıp kıyama durdular. Yer gösterdiler. Seyyid geçip, Murtaza Ali'nin yanına oturdu. Lakin Ali olduğunu bilmedi. Ondan sonra baktı; yirmi ikisi erkek, on yedisi kadındır. Meğer Fatıma Ana da orada imiş. Haber sorup eyitti:
“Sizler kimlersiniz, size kim derler?”
Eyittiler:
“Biz Kırklarız” deyi cevap ettiler.
Muhammet Mustafa dedi ki:
“Ben müşkilde kaldım. Sizin küçüğünüz ve ulunuz kimdir ve hanginizdir,” “Bizim ulumuz da uludur ve hem küçüğümüz de uludur”deyü. Kırklar cevap ettiler.
Hazreti Muhammet Mustafa eyitti:
“Ya hani biriniz eksik, noldu biriniz?” dedi.
Kırklar eyitti:
“Ya Seydullah, dışarı gitti. O, Selman'dır.” deyü buyurdular. Ve hem dediler ki, “Niçün sordunuz. Selman da burda hazırdır, hazır bil” dediler.
Hazreti Resul onlardan, bunun için bir nişan istedi. Ol demde, Şah-ı Merdan Ali mübarek kolunu uzattı, ve birisi “destur” deyü ona neşter ve bıçak vurdu. Kan revan oldu, ol vakit, cümlesinin bileğinden de kan aktı. Bir damla kan dahi pencereden gelip meydana döküldü. Meğer ki, taşka çıkan Selman Farisi kolundan idi. Murtaza Ali'nin kolunu bağladılar, cümlesinin kanı durdu. Ol dem onı gördüler kim, dışardan, Selman Farisi geldi. Bir üzüm tanesi getirip seyyidin önüne koydular, eyittiler:
“Ey hadimül fukara, hadimlik edip, bu üzüm tanesini Kırklara kısmet eyle” dediler.
Seyyid, dura bakıp fikre düştü: “Bunlar kırk kişi, bu bir üzümü nice kısmet edeyim?” dedi. Derhal Yüce Tanrı'dan Cebrail Aleyhisselam'a emroldu ki, “Habibim, fikirde kaldı. Tez yetiş, cennetten bir nurdan tabak al, Habibim Muhammed'e ilet. Ol üzümü bu tabak içinde ezip şerbet eylesin. Kırklara bahşedip içirsin” dedi.
Cebrail Aleyhisselam, Cennetten bir nur tabak alıp Resul Aleyhisselam'ın huzuruna geldi. Hak Teala hazretlerinin selamın farz kıldı. Ol tabağı önüne koydu:
“Şerbet eyle, ya Muhammet!” dedi.
Kırklar bakıp dururken onu gördüler ki, Seyyidin önünde bir nurdan tabak zahir oldu.
Gün gibi şule verdi. Seyyid o tabak içine su koyup parmaklarıyla üzümü de şerbet eyledi. Kırkların önüne koydu. Hak Teala hazretinin bunda hikmeti var idi. Kudret zahir olsa gerek idi.
(Bu söylencenin değişik biçiminde üzümü yeşil benli bir elin ezip şerbet eylediği, bu elin de Hz. Ali'ye ait olduğu dile getirilir.

Kırklar ol şerbetten içtiler. Cümlesi mesti elest oldular, kendilerini yavi kıldılar. Bunlara bir halet oldu ki, oturdukları yerden ayağa durdular. Bir kerre “Ya Allah!” deyip dest verdiler. Üryan ve büryan samaha girdiler. Seyyid dahi bunlarla semah ederken mübarek başından imamesi yere düştü. O imameyi aldılar, kırk pare kıldılar. Bellerine bağlayıp tennure ettiler.
Daha sonra Resul’ün çevresine toplanıp Miraç'ı sordular. Dediler ki: “Ya Resulullah, Hüda aşkına, bize hak süphane ve teala hazretlerinin sizlere beyan eylediği ne ise beyan eyle ki, bizler de işitelim”
O sırada Şah-ı Merdan Ali de yanlarına geldi. Peygamber baktı ki, Miraç yolunda önüne çıkan Arslan'a verdiği yüzük onun parmağındadır. O zaman hakikatı anladı. Ashabına dedi ki: “Gelin hakikate talip olun ki, Hakkın sırrına yakın olasınız” Ondan sonra, ashaplar eyittiler:
“Hakikat nedir beyan eyle göreyim” dediler.
Peygamber Hazretleri eyitti:
“Hakikat odur ki, evvel özünü kendi kendine yar-ı ihtiyar ile bir yere teslim edin. Onun emrine iradet getirin” dedi.
Ashaplar, Hazreti Resul'e eyittiler:
“Biz dahi biat kılmaya, iradet getirmeye geldik” dediler.
İkrar edip talip oldular. Resul Hazretleri buyurdu ki:
“Ya ashaplar, hakikat Ali hakkındadır. Varın, Hazreti Ali'ye iradet getirin” dedi.
Cümle ashaplar vardılar, Hazreti Ali'ye biat kıldılar, talip olup iradet getirdiler.
Hazreti Resul buyurdu, iki adamı birbiriyle müsahip ettiler. Peygamber Aleyhisselam, Ali ile müsahip ve kardeş oldu. Birlik manasını gösterdiler. Peygamber Aleyhisselam kendi mübarek eliyle kuşağını açtı. Ali'yi bağrına bastı. İkisi bir gömleğe girdiler. Baş iki, gövde bir oldu, gördüler. Peygamber, Hazreti Ali hakkında bu hadisi okudu:
“Lahmike lahmi, demmike demmi, ruhike ruhi, cismike cismi” dedi. Yani, “Ali'nin eti benim etim, kanı benim kanım, ruhu benim ruhum, cismi benim cismimdir.”
Âdem'den Hatemü’l-enbiya'ya gelinceye değin, yol-erkân yok idi. Muhammed Mustafa ve Aliyyel Murtaza cümleye rahmet geldiler, dini zahir eylediler. Erkân koydular. Şeriat zahir oldu. Tarikat ve hakikat sırroldu. Şeriat Muhammet'in oldu. Tarikat ve hakikat Ali'nin şanına geldi.
“Bu anlatılan öykünün tümü söylenceden oluşmaz. Gerçekle gerçeküstü iç içe girmiş ve bu yolla Alevi felsefesinin temellerinden birisi atılmıştır. Dikkat edilecek olursa, burada, temel olan insandır... Kadın dışlanmamıştır. Ama o cinsel öğe olmaktan çıkartılmış; ermiş derecesine yükseltilmiştir. Kadın erkek farkı olmadığı gibi, büyük küçük farkı da ortadan kaldırılmıştır. İslami motifle yoğrulan bir felsefenin şeriat anlayışı ve katılıkla uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Bu söylencede, İslamiyet’in son derece mütevazı ve o derecede yumuşak, insancıl, eşitlikçi bir yorumu ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu söylenceyi, bir masal gibi değerlendirmek yerine, bunun içine yerleştirilen Alevi inancını anlamaya çalışırsak, Aleviliğin sırlarından birisini çözmüş oluruz. ”

Asım Bezirci “Pir Sultan yaşamı, kişiliği, sanatı ve bütün şiirleri” adlı eserinde Kırklar meclisi hakkında şu bilgiyi vermektedir:
“Peygamberin kızı Hz. Fatma’nın evindeki bir toplantıya katılıp Hz. Ali’nin elinden üzüm suyu içen Kırklar, Hz. Muhammed’in gizini bilen Tanrı elçisi bir kutupla altı ya da iki erenden oluşan Yediler ve Üçler, Alevilerin bağlılık gösterdiği kutsal kişilerdendir. Bunların Tanrı adına dünyayı yönettiğine kabul edilir.”

Benim pirim gayet ulu kişidir
Yediler ulusu Kırklar eşidir
Oniki İmam’ın server başıdır
Dönen dönsün ben dönmezem pirimden
Pir Sultan Abdal
Benim mürşidimin gönlü ganidir
Mürşidin didârı Hak didârıdır
Girebilirsen gönül evidir
Giremezsen senin yerin değildir.
Pir Sultan Abdal

RIZA ZELYUT “Öz Kaynaklarına Göre Alevilik” adlı eserinde Kırkları şu şekilde tarif etmiştir:
“Hz. Muhammed döneminde ki Kırklar Meclisi devrin âlimlerinden olmuştur. Çeşitli ırklara mensup meclis üyeleri gönüllülük temelinde birebir eşit İnsan-i kâmil kişileridir. Bu seçkinler topluluğu 17’si kadın ve 23’ü erkek olmak üzere 40 insan aynı zamanda, Hz. Muhammed’e gelen “Vahy”leri ilk duyan ve yorumlayıp uygulayanlardır. Süreç içerisinde ölümler nedeniyle Kırklar Meclisine sayıyı tamamlamak için “Asabı Suffa”dan yeni elit insanlar alınmıştır. “On Yedi Kemerbest”lerde bu meclisin üyelerindendir. Hz. Ali döneminde de Kırklar Meclisi devam etmiştir.”

Semahların doğuşu konusunda ise Alevi-Bektaşi inancında Kırklar Cemi olayı vardır. Aleviler, ilk semahın Kırklar Meclisi'nde dönüldüğünü kabul ederler. Kırklar Semahı da, bu olaya adanmıştır. Ağır semahtır. Tarikat semahlarından biri olarak kabul edilir. Alevi-Bektaşi toplumu tarafından kutsal sayılan ve en bilineni Kırklar Semahı'dır. Hatta semahın kaynağı olarak, Kırklar Meclisi olayından alındığı söylencesi de bulunmaktadır.

Alevi-Bektaşi inanç geleneği, bir talibin ikrar verip musahip tutması, yani ceme, Muhammed–Ali yoluna girmesini (törenini), Muhammed’in miraç dönüşünde Kırklar Meclisi’ne kabul edilişine bağlamaktadır.

O dönemin sosyo-ekonomik ve siyasal koşullarını göz önünde tutarak baktığımızda, Kırklar Meclisi’nin ya da en azından gizli bir meclisin var olduğu gerçeği yadsınamaz. Hz. Muhammed’in miracı, İslam tarihçilerine göre 618 ile 620 arasında olduğu söylenmektedir.Bu yıllar, Peygamber ve kabilesinin, İslam’a ilk inananların, en sıkıntılı ve baskı gördüğü yıllardır. Çünkü birkaç yıl önce varlıklı eşi Hz. Hatice ve hemen arkasından, Müslüman olmamasına rağmen, kabile yasalarına göre, kendisini koruma altına almış olan amcası Ebu Talip de vefat etti. Mekke’de kabileler arasında uygulanan bir “aman hakkı” gelenek vardı.Bir kişi bir kabileye gidip “aman hakkı” talebinde bulunursa o kabilenin koruması altına giriyordu. Hz. Muhammed vefat eden eşi Hz. Hatice’nin akrabalarının verdiği “aman hakkı” ile Mekke’ye geri dönebilmiş ve işte onların korumalığı altında bulunurken,miraç hadisesi gerçeklemiş olabilir.
Üç yıl sonra 622 yılında Medine’ye göç edildi. Büyük olasılıkla Kırklar Meclisi, bu baskı ve sıkıntılı yıllarda, çok gizli çalışmalar gerektiren yıllarda kurulmuş ve görev yapmıştır. Başlarında 20–22 yaşlarındaki Hz. Ali’nin bulunduğu, hem Peygamber’i koruyan (Hz. Ali’nin, Peygamber’in evini basarak öldürmeye gelenlere, onun yatağında yatıp, hayatını ortaya koyarak karşı durduğunu anımsayalım), hem çeşitli yollarla abluka altındaki Müslümanlara yiyecek içecek sağlayan ve Medinelilerle ilişkileri geliştiren; etkinliklerini ve toplantılarını gizli yürüten bir örgüt görevi de üstlenmiştir. Kırklar meclisi’nde bulunan oniki kişinin tebliğci olarak Hicret olayından önce Medine’ye gönderilip, onlara İslam’ı öğrettikleri, orada bir Müslümanlar toplumu meydana getirdiler.
Mekke gibi zengin ticaret toplumunun, kutsal inançları ve tüm değerler sistemini altüst eden İslam dininin ilk mensupları, elbette ki gizli bir örgüt gibi çalışacaktı. Bu bağlamda araştırmacı ve tarihçilerin, olayın bu yönünü görmek istemeyip, Kırklar Meclisi’ni ya toptan yadsımaları, ya da hayali “göksel meclis” gibi görmek istemektedirler. İçlerinde Selman-ı Farisi gibi Zerdüştlüğü, Mazdekizmi, Manihaizm’i, Musevilik ve Hıristiyanlığı çok iyi bilen din bilgini ve annesi Bizanslı bir köle olan Musab b. Umeyr gibi, bir başka tebliğci vardı. Bu kişiler, Peygamber’den önce Medine’ye gidip, orada bir barış ortamı hazırlayanların başında geliyordu. Şu sonuca varabiliriz, ancak Kırklar Meclisi’ni gökten yere indirip, tarihsel nesnelliğe kavuşturduğumuzda, görgü cemi ve musahiplikle köken ilişkisi, akılcı bir taban bulur.
Miraç olayıyla birlikte bazı yeni düşünceler geliştirmiş olan Kırklar Meclisi, düşünce, birikimlerini Medine’de uygulamıştır. Ensar-Muhacir ilişkisi, paylaşımcılık gibi olaylar uygulamayı kanıtlamaktadır. Medine Vesikası yazılı bir örnek olarak kanıt olarak öne sürülebilir. Muhammed Hamidullah bu uygulamayı şöyle anlatıyor:

“Mekkeli muhacirler için Hz. Peygamber bir genel toplantı tertipledi. Bu toplantıda her çalışan, eli iş tutan Medineli Müslüman’ın (Ensar), bir Mekkeli Müslüman’ı (Muhacir) ‘kardeş edinmesi’ teklifinde bulundu (Muahat Anlaşması). Buna göre iki tarafın aile mensupları, bu suretle ortaklaşa çalışacak, kazanacaklar ve hatta öz kardeşler, yeğenler ve başka akrabalar bertaraf etmek suretiyle birbirlerinin mirasçısı olacaklardı. Herkes gönül rızasıyla teklifi kabul etti. Peygamber çeşitli yeteneklerin dengeli bir biçimde eşleştirilmesi için, bu kardeşleştirme hareketini bizzat idare etmiştir. Bulunan bu çare, bu usül senelerce devam etmiş…”
_________________

Baba biz Bektâşiyük
Pek durur Bektâşiyük
Her gelen bir taş urur
Burda mihenk taşıyük
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yahoo Messenger
Okan Doğan



Kayıt: 14 Ksm 2007
Mesajlar: 227
Konum: İstanbul

MesajTarih: Prş Oca 24, 2008 4:48 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Miraçlama:
“Miraçlama” Anadolu Alevîliğinde çok önemli bir yere sahiptir ve Hazreti Muhammed’in miraca çıkışını anlatan deyişlerdir. Dedeler ayn-i cemlerde miraç hadisesini saz eşliğinde büyük bir coşku ile söylerler. Düvazlar okunur. Bunlar genellikle Şah Hatâyî’den, Pir Sultan Abdal’dan alınmış olabileceği gibi, pek çok halk ozanının deyişleri de söylenir. İnsanların bunları dinlerken kendinden geçip hıçkırıklarla ağladığı çokça görülür. Cemlerde okunan miraçlamalardan bir örnek aşağıdadır;

Yunus Emre’den bir miraçlama örneği
Muhammed ile bile miraca ağan benim
Ashab-ı Suffeyile yalıncak kalan benim

Sabr ile kanaati verididim bunlara
Kırk kişi bir gömlekten başın çıkaran benim

O kırkından birine neşteri çaldımıdı
Kırkından kan akıtıp ibret gösteren benim

Sözcükler:
Müflis: iflas etmiş, tükenmiş,
Yalıncak: çırıl çıplak,
Ashab-ı Suffe: Kırklar,

Dertlere Dermandır Ali (Miraçlama)

Yakın bil ebced-ü burhandır Ali
Beyan-ı tevhid-i Kuran’dır Ali
Muhammed miraca vardığı gece
Kapıda gördüğü aslandır Ali

Çıkardı yüzüğün verdi nişane
Hakikat gördü kim Sübhan’dır Ali
Hak ile kıldı doksan bin kelam
Otuzbin sır ile sırdandır Ali

Yoğ iken yer ve gök arş ile kürsi
Hakikat mizanın kurandır Ali
Bu biçare Hatayi’nin penahı
Devasız dertlere dermandır Ali

Şah Hatayi

Ali Enbiyanın Hatmi Tamamı

Gel gönül idrak eyle fehmeyle
Kimdir şu cihanın kaim makamı
Muhammed etti Levlâkelevlâk
Ali evliyanın hatmü tamamı

Ol gece Muhammed miraca erdi
Erdi de tabibin yarasın sardı
Hakkın kudretinden konukluk gördü
İzzet etti dosta döktü taamı

Muhammed taam etti bismillah
Bilesince el sundu Hazreti Şah
Dedi bu el kimin ya Resulallah
Buyurdu Ali’nin eli ola mı

Ol gece kabul oldu dilekler
Zelzele etti hep çarhı felekler
Hak katında saf saf durur melekler
Ziyaret ettiler güzel Hocamı

Ali âlâdır hak divanında
Hak taala kim buyurdu şanında
Yedinci semada aslan yolunda
Hikmetler gördüler Şahı keremi

Selman arşa çıktı eyvallah etti
Ahmet’ten bir uzun şey’enlillah
Kırklar ezdi geçti eyvallah etti
Ali’nin verdiği engûr olamı

Hak Muhammed Ali üçü o demde
Cümlesi de dedi o demde
Hocam bile bulundu o demde
Anda andılar doksan bin kelâmı

Doksan bin kelâmı şerh etti buldu
Kimin nihan kimin aşikâr etti
Otuz bini belli şeriat oldu
Seddetti bağladı nefsi avamı

Otuzbin tarikat iptida hâli
Evvel rehberinden sundular eli
Gösterdi erkânı sürdüler yolu
Hoş bekle dedi post ile kıyamı

Otuz bin marifet zat sıfât olmaz
Aslî turabîdir kumları gelmez
Doksan bin hakikate kimse ermez
Tanış rehberine bozma nizamı


Sen bu tecellâyı sende görmezsin
Bu arada eremezsen ermezsin
Aşıkın mührünü canda görmezsin
Dolaşır gezersin Beytülharamı

‘’Kul Himmet’im tecellâsın kıldığım
El kavuşturup divanında durduğum
Günahım çoktur gözlerin sevdiğim
Mürüvvet edip bağışla cürmümü

Şimdi Âşık Geda Feyzi’nin uzun miraçnamesinden bazı bölümleri örnek olarak sunalım:

Miraç okudu Cebrail,
Muhammed Mustafa mahi.
Hak emrine oldu kail,
Eyledi hem azm-i rahi.

Gaipten yandı bir çerağ,
Çünkü yakın oldu ırak,
Cebrail getirdi Burak,
Bindi ol habibullahi.

Burak kadem bastı arşa,
Erişti fevk ile Ferş’e,
Hak kadirdir cümle işe,
Eyledi gez nigahi.
(…)

Yolda irast geldi bir şir,
Ya nedir bu işe tedbir,
Hatemini ağzına vir,
Sundu iki cihan şahi.
(…)
Anda gördü bir nevcivan,
Yüzü şems-i mah-i taban,
Cemaline oldu hayran,
Nazar kıldı ol Allahi.
(…)
Vardı Kırkların cemine,
Oturdu hak makamına,
Hüü dedi gerçek demine,
Dem be dem Resulullahi.
(…)
Kırklar bir şerbet içtiler,
Can ile baştan geçtiler,
Cezbe- i aşka düştüler,
Ettiler Kırklar Semahı.

Cem de okunan bir Miraçlama örneği
“Mirâc okudu Cebrail
Muhammed Mustafa mâh'i
Hak emrine oldu kail
Eyledi hem yandı bir çırak

Gayîbdan yandı bir çırak
Çünkü yakîn oldu ırak
Cebrail getirdi Burak
Bindi ol Habib-ullâh'”

Bir nidâ erişti Hâktan
Yâ Muhammet in Burak'tan.
Göz kamaşır şerer-nakdan
Müminlerin kıblegâhı

Yolda rast geldi bir şir
Yâ nedir bu işe tedbir
Hâtemi'ni ağzına vir
Sundi iki cihân Şâhı

Onda gördü bir nev-civân
Yüzü şems-i mâh tâbân
Cemâline oldu hayrân
Nazar kıldı âl-Allahı

Gayibden geldi yeşil el
Verdi si-pâre engûr asel
O demde gördü bir mahfel
Selman'ın Şey'en Lillâh”

Oldu Mirâc'ın mübârek
Hak kıldı Kuran tebârek
Şanına levlake levlak
Padişahlar padişahı

Buyurdu ol nûr-ı vâhid
Size armağan bu tevhîd
Cümlesi de oldu sâcid
Zikretti Kelâmullâh”

Gözleri Kurret'ül ayn
Ali bîn Hasan Huseyn
İmâm Zeyne'l Abidîn
Gürüh-ı nâci güvah”

Burak kadem bastı arşe
Erişti fevk-al Ferş'e
Hak kâdirdir cümle işe
Eyledi bu gez-nigâh”
Şah Hatayi bu nefesinde Dârın efsanevi kökenine ışık tutarak, onu Miraç gecesindeki Kırklar cemine bağlamaktadır:

Ben Ali'yi gördüm arşta durunca
Yerin göğün binasını kurunca
Ali'nin sırrına kimse ermedi
Cebraile bir kez sual sorunca
...
Ortaya aldılar imam Cafer'i
Elele tuttular çekti katarı
Şükreyledi iki cihan serveri
Hutbe okunup da İkrar verince

Muhammed miraçda burağa bindi
O nasıl buraktır ünü bilindi
Ay ile güneş de secdeye indi
Ali'yle Muhammed dâra durunca

Hakikat kapısın ol server açtı
Ali'yle Muhammed erkâna düştü
Bu hikmeti gören kendinden geçti
Yer gök titredi Tarık gelince

Cebrail erkâanı eline aldı
Destur ey Şah dedi beline çaldı
Selman da ol demde pür serdan oldu
Doldurup kadehi ele alınca
...
Kâfirler elini batırdı kana
Ali'yi sevenler gelsinler ceme
Bu nefes söylendi onyedi hane
Ali'yle Muhammed dâra durunca

*******************************
Muhammed Ali'nin kıldığı dava
Yok meydanı değil var meydanıdır
Muhammed kırklara niyaz eyledi
Ar meydanı değil er meydanıdır

Kırklar özün biraraya kodular
Anlar cenazesin susuz yudular
Deveyi gördünmü gördüm dediler
Ört elin eteğin sırdır dediler

Ne diyeyim şu erkânı kurana
Yuf çekerler bu meydanda yalana
Üçyüz altmış merdiveni bilene
Kör meydanı değil gör meydanıdır

Abdal Musa Sultan gerçek er ise
Ali'yi sevenler muhib yar ise
Hakkın maksuduna irem der ise
Urganı boynunda Dâr meydanıdır.

* Şahkulu Sultan Vakfı Alevilik Temel Öğretim Kursu Öğrencisi

Kaynaklar:
 İmam Cafer Buyruğu; Şahkulu Sultan Vakfı Yayınları
 Dr. İsmail Kaygusuz,“Alevi toplu tapınması Cem’in kökeni olan Kırklar Meclisi ve bağlı olarak Musahipliğin Tarihsel Gerçekliği”, http://www.aleviakademisi.de/site/content/view/171/1/
 Yunus KOÇAK “KIRKLAR MECLİSİ” www.hbektas.gazi.edu.tr/portal/html/modules.php?name=News&file=article&sid=439
 Dr. İsmail Kaygusuz “İnançsal ve Toplumsal Akrabalık: Musahiplik”, www.alewiten.com
 Dr. İsmail Kaygusuz “Alevilikte dâr”,Alev yayınları
 Dertli DİVANİ, “ALEVİ-BEKTAŞİLİK Cemde 12 Hizmet”, Kervan Dergisi Ocak 1993 –Düzenleme Ocak 2006 Dertli DİVANİ
 İbrahim Aslanoğlu “Kul Himmet”, Ekin Yayınları
 Hamidullah, Muhammed; Tuğ, Salih (Çev.): Resulullah Muhammed. İstanbul 1992
 Abdulbaki Gölpınarlı, “Alevi-Bektaşi Nefesleri”,İnkılâp Kitabevi
 Lütfi Kaleli “Alevilik İslamın Neresinde?” ,http://www.alewiten.com/kaleli23062003.htm
 Rıza Zelyut ,“Öz Kaynaklarına Göre Alevilik”, Berdan Matbaası
 Turgut Koca “Bektaşi Nefesleri ve Şairleri”,İstanbul Maarif Kütüphanesi ve Matbaası A.Ş
 Seyyid Eyyûb bin Sıddîk, “Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn”,Hakikat Kitabevi Yayınları
 Fuzuli, “Saadetlere Ermişlerin Bahçesi”,Maarif Kütüphanesi
 Ziya Şakir, “Hz.Ali Hayatı, Cenkleri ve Öğütleri”,Maarif Kütüphanesi
 İslam Ansiklopedisi
_________________

Baba biz Bektâşiyük
Pek durur Bektâşiyük
Her gelen bir taş urur
Burda mihenk taşıyük
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yahoo Messenger

Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa -> Alevilik Öğretisi Tüm zamanlar GMT -2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Türkiye