Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu
website statsSİVAS HAFİK İNKÖY FORUMU
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 
Veysel'de Aşk Üçlemesi

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa -> Ozanlar ve Türküler
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Fidan



Kayıt: 14 Ksm 2007
Mesajlar: 49

MesajTarih: Cum Ksm 16, 2007 6:52 am    Mesaj konusu: Veysel'de Aşk Üçlemesi Alıntıyla Cevap Gönder

Veysel Kaymak

Veysel’de Aşk Üçlemesi

Yar aşkı
Bugüne değin, “Âşık Veysel ve aşk konusu” ayrı bir bölüm olarak işlenmedi. Hemşehrisi, yazar Erdoğan Alkan, “Kör Oldum Veysel Oldum” adlı eserinde bu konulara, özellikle de, Veysel ile Esma’nın çocukluk ve gençlik dönemlerine ait, kurgusal aşk temalarına geniş yer vermektedir.
Kitapta, daha çok kurgusal olarak yer alan, Veysel ve Esma’nın çocukluk, gençlik aşkları uzun uzun anlatılır. Bunlara örnek vermek gerekirse Esma, daha çocukken kırlara çıkıp dolaşır. Bereket Tanrıçası “Kibele”ye rastlar. Kibele kırda her derde deva otlar, çiçekler toplamaktadır. Bunlarla ilgili olarak Esma’ya bilgi verir. Konuşmasının bir yerinde koynunda, küçük bir şişede sakladığı ölü kelebeği çıkarır, “Bu kelebeğin adı Sevita, dört yapraklı yoncaya konar, işte bu kelebeğin konduğu otu arıyorum” der. Esma’nın sorusu üzerine de dört yapraklı yoncanın körlerin gözünü açmaya yaradığını söyler. Esma, bunun üzerine, Veysel’in gözünün açılması için, kırlarda dolaşarak dört yapraklı yonca arar, yine bu amaçla, çeşitli büyüler yapar.
Gerçekten, başlangıçta, Veysel ile Esma’nın aşk ilişkileri var mıdır? Bunun yanıtını yine adı geçen eserde aramayı sürdürürsek, o günün gerçekleri, Veysel’in âmâ durumu göz önüne alınırsa, bu pek mümkün görünmez. Aynı köylü olarak diyebilirim ki, geleneklerde, örf ve âdetlerde fazla bir değişiklik bugün bile yoktur. Özetle Veysel çocukluğunda ve gençliğinde Esma ile zaman zaman karşılaşmış, konuşmuş, hatta ona âşık bile olmuş olabilir. Karşılıklı birbirlerine âşık olmaları ise gerçekçi görünmüyor.
Eser her ne denli izlenimsel, sembolist bir yaklaşımla kaleme alınsa bile, aynı zamanda belli bir birikimin, incelemenin de ürünüdür. Bu nedenle Veysel’le Esma’nın aşkı başlangıçta sembolik bir aşktır.
Bütün bunlarla birlikte, sonu ayrılıkla biten olaylı evlilikleri sırasında aralarında sevgiden, aşktan söz edilebilir. Öyle olmasa, Veysel’in yazmış olduğu sayısız aşk şiirlerinin kaynağını, başka nerede arayabiliriz?
“Bir seher vaktinde gençlik çağımda
Sevdası kalbime geldi gizlendi
Boynum eğri sere serpe gezerken
Aklımı başımdan aldı gizlendi
Hayal mıdır, ürüya mı ben şaştım
Çok aradım köşe köşe dolaştım
Sevda derler bir sahile ulaştım
Aşkın deryasına daldı gizlendi
Melek miydi, huri miydi, peri mi
Bir güzele benziyordu durumu
Dedi Veysel farş eyleme sırrımı
Bilmem nere gitti, noldu gizlendi”
Bir başka şiirinden mısralar:
“Veysel der bir yarin derdine düştüm
Aşkın dolusunu elinden içtim
Kendi kaçtı hayaline ulaştım.”
Yine sevgi şiirinden iki dörtlük:
“Durmaz yanar tütünü yok
Yazısı yok, sütunu yok
Bu sevdadan çetini yok
Uzun boylu bir savaştır.
...
Bu Veysel’in arzu sende
Muhabbetin kadım canda
İşitsem seni Yemen’de
Gönül bulur uçan kuştur.”
Bir başka şiirinde ise şöyle seslenir:
“Aşık oldum diyar diyar dolaştım
Nerde dertli görsem derdimi açtım
Ey olmaz dermansız bir derde düştüm
Hasreti kalbimde yar uyandırır
Gezerim alemde ben bir Mecnun’um
Dünyadan bihaber geçiyor günüm
Canı dilden bir güzele vurgunum
Veysel’i gafletten yar uyandırır”
Daha onlarca şiirinde sevda ve aşkı işler Veysel, Ümit Yaşar’ın bir şiirinde yazdığı gibi, aşkı okur, aşkı dokur.
Bu bölümü şöyle tamamlayalım:
“Zaman gelip göçler geri dönerken
Güzellerin yaylasından inerken
Dilberler doldurup bade sunarken
Veysel Şatır hatırlara düştü mü?”
Düşmez olur mu Koca Veysel, ne zaman unutuldun ki...
Doğa aşkı
Veysel doğayı yedi yaşına dek görmüş, tanımış, algılamış. Ondan sonra bir anlamda ona hasret kalmış, onun da sevgisi ile yanmış, tutuşmuş. Yeri gelmiş sadık yar demiş, vefasız yar yerine ona şiirler yakmış, derdini anlatmış. Onu acısını unutturan, dindiren ana kucağı olarak görmüş. Bütün dertlerini ona anlatmış, kötülük etse bile kendini gül ile karşılamış, ayrıca bütün kusurlarını toprak gizlemiş. Ona ulaşmakla tüm acılarının dineceğini düşünmüş.
Yazar Muzaffer Uyguner, “Âşık Veysel” adlı kitabında bu konu ile ilgili olarak;
“Veysel varlığın gizini doğada bulur. Doğada insanın, bitkilerin, hayvanların, böceklerin, birbirleriyle etkileşimlerini derinden duyumsar. Ayrıca toprağın ekonomik açıdan da önemini görür, onun bir üretim aracı olduğunu şiirlerinde belirtir. Adem’den bu deme neslini getirmiştir”
der.
“Her kim ki olursa bu sırra mazhar
Dünyaya bırakır ölmez bir eser
Gün gelir Veysel’i bağrına basar
Benim sadık yarim kara topraktır”
Ağaçların yeşillenmesi, kuşların ötüşmesi onu sevince boğar:
“Cümle ağaç uykusundan uyandı
Giyinmiş donunu yeşil atlastan
İrenk irenk çiçeklere boyandı
Gidermiş kederi kurtulmuş yastan”
Köyünün dağına, taşına, yaylasına da âşıktır Veysel. En içli, en değme şiirlerini onlar için yazmıştır:
“Sinemi yakıyor sılanın aşkı
Deli gönül farımadan yetişek”
der ve sorar:
“Arzusun çektiğim Beserek Dağı
Elvan elvan çiçeklerin açtı mı?
Garip öter meşeliğin kuşları
Yavru şahin yuvasından uçtu mu?”
Şu hasrete bakın:
“Bizim eller yaylasına yürümüş
Tez gidelim o göçlere erelim
Boz dumanlı soğuk sulu yaylanın
Soldurmadan çiçeğin derelim
Bizim elin menekşesi mor olur
Güzeli aşıka sitemkar olur
Her çiçeğin bir mevsimde yer’olur
Bu sırları tabiata soralım
Bülbüller susmadan güller solmadan
Sümbüller kuruyup hep toz olmadan
Yüce yaylam seni duman almadan
Zurba zurba kekliklerin görelim”
Doğa sevdalısı Veysel, yaşadığı sürece onu dost bilir, sadık yar bilir. Onu dinler, onu söyler.
İlahi aşk
Âşık Veysel’in felsefi yönü de oldukça belirgindir. Kendinden önceki yüzyıllarda yaşamış ulu ozanlar gibi, kendi de şiirlerinde bu ve benzer konulara oldukça sık yer verir.
Âşık Veysel, bir Alevi ozandır. Alevi-Bektaşi kültürü içinde yetişmiş Köy Enstitülerinde, Halkevlerinde bulunmuş, buralardan feyz almıştır. Bazı Alevi çevrelerinde, “Neden Alevi din ulularına, şiirlerinde yer vermedi?” diye eleştirilir. Oysa onun düşüncesi birlik-beraberlik temeli üzerinde kuruludur. Alevi-Sünni, Kürt-Türk-Çerkez ayrımı yapmaz. Geniş halk kitlelerince sevilmesi, saygı görmesi biraz da bundandır.
Veysel de Yunus gibi, Mansur gibi Tanrı anlayışını, Tanrı sevgisini dile getirir şiirlerinde:
“Coşar deli gönül misal-i derya
Mecnun’a sahrada göründü Leyla
Gördüğüm güzellik hepisi Mevla
...
Neyim ne olacak elde neyim var
Karaca’oğlan, Dertli, Yunus soyum var
Mansur’a benzeyen bazı huyum var
Hayyam’a görünmüş kadehte meyde
Neyzene görünmüş kamışta neyde
Veysel’e görünür mevcut her şeyde “
Veysel’e göre, mevcut her nesnede var olan güzellik, Tanrının güzelliğinin parçalarıdır. Hatta insana duyulan sevgide, Tanrı sevgisi vardır.
Yazar Muzaffer Uyguner, “Âşık Veysel” adlı kitabında Veysel’in tasavvuf konusundaki düşüncesini açıklarken şunları yazar:
“Tasavvuf anlayışına göre, en büyük kavuşulması sabırla (buna sabırsızlıkla da diyebiliriz) beklenen sevgili Tanrı’dır. Veysel, “Anın için dedik biz O’na canan” der. “Kimin meftunuyum kimin Mecnunu / Anlaşılmaz böyle bir hal var bende” derken insana duyulan sevginin, Tanrı sevgisi olduğunu söylemek ister. Aynı şiirinde, “Sevgi bende sevda bende yar bende” dizesi ise, insanın Tanrı’nın bir parçası olduğunu gösteren bir deyiştir. Tanrı’ya yaklaşan insan, kendine en yakın Tanrı’yı bulur.”
Veysel bir başka şiirinde bütün bu sevgileri ne güzel anlatır:
“Saklarım gözümde güzelliğini
Her neye bakarsam sen varsın orda
....
Sen ağaç misali biz dalda yaprak
Meyve çekirdeksin sen varsın orda”
Yine bir şiirinde:
“İzi kayıp, kendi gizli bir yare
Aşıkım, peşinde gezerim böyle
Sual etsem bülbüllere, güllere
Güllerden kokusun sezerim böyle.
Has bahçeye girdim güllere sordum
Çiçekte, çimende izini gördüm
Mekandan münezzeh, gizli sanırdım
Kaplamış alemi nazarım böyle.”
demektedir.
Özetle, Veysel’de doğa aşkı, yar aşkı, Tanrı aşkı birbirine girmiştir. Hepsi birlikte ve ayrı ayrı birer güzelliktir, birer sevgilidir, dosttur, ummandır. Uçsuz bucaksız bir aşk üçlemesidir.
Veysel âşıktır bu üç güzele...
www.alewiten.com, 16.4.2003
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yahoo Messenger

Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa -> Ozanlar ve Türküler Tüm zamanlar GMT -2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Türkiye