Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu
website statsSİVAS HAFİK İNKÖY FORUMU
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 
Alevilikte Kullanılan Kelimeler

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa -> Alevilik Öğretisi
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Okan Doğan



Kayıt: 14 Ksm 2007
Mesajlar: 227
Konum: İstanbul

MesajTarih: Cum Ksm 16, 2007 5:39 am    Mesaj konusu: Alevilikte Kullanılan Kelimeler Alıntıyla Cevap Gönder

ALEVİLİKTE KULANILAN KELİMELER

Ocak: Dedelerin bağlı bulunduğu çekirdek aile. Ocaklar, değişik soy zinciri ile 12 İmamlara bağlanırlar. Bu ailelerden gelenlere de ocakzade denilir.
Anadolu’da 40 dolayında ocak olduğu saptanmıştır. Aleviler, ocakzadeler tarafından görülmüşlerdir. Yalnız kent Bektaşilerinde ocakzade dede geleneği yoktur. Burada yeterlik ve liderlik ile dedelik makamına (posta) oturulur.

On iki hizmet (On iki post): Cemde yürütülen hizmet sayısı, 12 İmamlara bağlanmış olduğu için 12'dir. Bu hizmet sahiplerinden mürşit, rehber ve pir için post vardır. Diğer hizmetler, yalnızca hizmet olup posta bağlı değildir. Gerçekte post sayısı 3, hizmet sayısı 12'dir.
Alevilikte, Mürşit Postu, Hz. Ali makamıdır. Tarikat (batın) Ali'nin olduğu için o mürşittir. Cebrail'i de en evvelki yaratılışın sırasında aydınlatıp mahvolmaktan kurtardığı için onun mürşidi de sayılır.
Bu yüzden, Ali, Mürşittir, Muhammet ise rehberdir.
12 Hizmetin adı ve makam sahipleri Alevilikte, yolun uygulamalarına göre değişiyor. Hatta, dedebaba geleneğine göre Mürşit postu, peygambere, rehber postu Ali'ye ait gösteriliyor. Gerek Çelebiler, gerek Ocakzadeler, bunu kabul etmezler. Bu hizmetler cem bölümünde belirtilmiştir.

On sekiz bin âlem: Eski inanışa göre 18 âlem vardır. Araplar, bunu son sayı olan binle anlatmışlar, böylece de on sekiz bin âlem kavramı ortaya çıkmıştır. Bunlar: 1- Tanrı'nın aktif belirtisi sayılan aklı küll, 2-Al-ı küllden doğan pasif yetenek olan nefs-i küll, 3- 9 tane gök, 4- Dört tane unsur, 5- Üç tane de mevluttur (Maden, nebat, hayvan).

Oruç: Gerçek olmayana, yanlışa, kötüye karşı insanın takındığı korunmacı tavırdır. Nefsin terbiyesidir. Aleviler, Muharrem ayında 12 gün matem orucu tutarak İmam Hüseyin'i de anarlar.
Örtmek: Kapanmak... Ağzını ört, kapıyı ört derler. Kapa sözünü kullanmazlar.

Padişah: Tanrı... Tanrı varken, onun yansıması olan insan da var olmuştur. Bu nedenden, Tanrı da en eskidir; insan da... Buna “Kul kadim, padişah kadim” denilmiştir.
Palheng: Eskiden, 12 İmam'ı simgeleyen 12 köşeli olarak yontulan taş.

Paymançe:
(Pay-maçan): Mürşit karşısında yalvarma duruşudur. Ayaklar mühürlenmiş, kollar göğüste çapraz, baş öne eğik duruş.
Pençe: Çelebi geleneğinde, talibin sırtı görgü sırasında değnekle değil elle sıvazlanır. El, pençe anlamındadır. Bu yöntemi uygulayanlara Pençeciler denilir.

Post: Dedelik makamını anlatır. Burada mürşit veya pir konumundaki dede bulunur. O, dinsel ve hukuki liderdir ve töreni yönetir. Posta ancak ocakzade bir dede oturabilir. Posta durmak, görgü yapmak (cem törenini yürütmek) demektir. Bunu da ancak her ocaktan bir dede yapabilir. Ocaktan herkes dede olamaz.

Rafızi:
Bu terimi geçmişte Sünni alimler Alevileri anlatmak için kullanmışlardır. Rafızi adı altında anlatılanlar Şii toplumu yani Alevi kitledir.
Sünni kesim yalnız kendilerini Müslüman görüp kendilerine benzemeyenleri ise dinden sapmış sayıyordu. Ve Rıfızi diyordu.
İmam Şafii bir şiirinde “Aliyi sevmek Rafızilikse-Bütün dünya bilsinki bende Rafıziyim.” demiştir. Günümüzde Alevi denilen kesime geçmişte Ali yandaşları oldukları için Rafızi denilmiştir. Sünni meshep kitaplarında bulunan Rafızi sözü ile Aleviler anlatılmıştır.

Rıza Lokması: Cem töreni sırasında pişirilen kurbandan yenen lokma. Kurban kesilmeyen cemlerde, evlerden getirilen ekmek ve çöreklerin doğranarak karıştırıldıktan sonra lokma edilmesiyle yenen lokma. Bu lokma, kutsaldır. Alevilikte manevi birliği, toplumsal bir oluşu, dayanışmayı dile getirir.

Safa-nazar:
Uyarıcının yol evladına olgunlaştırıcı, onun gözünü açıcı bakışı, ilgisidir. Evladın da evrendeki her nesneye vahdet (birlik) gözü ile bakmasıdır.

Saki:
Cem töreninde dolu veya şeker şerbeti dağıtana denir. Muhabbet sofrasında üçleme denilen üç yudumluk içkiyi dağıtmaya görevli olana da saki denir. Daima erkeklere verilen bir görevdir. Dergahın içme ve kullanma suyunu taşıyan dervişe de Saka denirdi.

Samah (Semah): Saza ve âşığın (zakirin) okuduğu nefese uyarak yapılan kutsal dini dans. Semah, Alevi din törenlerinin vazgeçilmez öğesidir. İlk semahı Kırklar'ın yaptığı söylenir. Cem töreninin zorunlu uygulaması olan samah dört türlüdür: 1- Kırklar Semahı, 2- Tevhit Semahı, 3- Hizmet Semahı 4- Öğretici-eğitici-belletici semah.
Sema sözcüğünün halk dilinde aldığı biçim olduğu sanılan semah; önemli ölçüde eski Türk dini Şamanizmin etkisini taşır. Fakat, semahın asıl anlamı insanın cezbeye kapılarak kendisinden geçmesini ifade eder. Bu cezbeye kapılışla ayaklar yerden kesilir, gökyüzüne (sema) doğru yükselinilir. Burada maddi dünyadan geçiş söz konusudur.
Osmanlı din adamları, semaya ve raksa sürekli olarak karşı çıkmışlar, bunları kâfirlik belirtisi ve kanıtı saymışlardır.
1528 yılında kent Alevilerinden Hamzavi Şeyhi İsmail Maşuki (Oğlan Şeyh) idam edilir. 12 halifesi ile birlikte öldürülen bu 20 yaşındaki bilgin için idam kararını Şeyhülislam Ebussuud Efendi verdi. Bu idamla ilgili fetvalar arasında raksla ilgili bölümler de bulunmaktadır. Osmanlı'da Karşı Düşünce adlı kitabımızdan bu bölümü aktarıyoruz:

Soru: Suçlu görülerek öldürülen Oğlan Şeyh dedikleri kişi zulmen öldürüldü diyen insanlara ne yapmak gerekir?

Cevap: Onun mezhebinde ise öldürülür...

Soru: Tarikat kesminin önderlerinden bir vaiz (İsmail Maşuki) camilerde ve kürsülerde açık açık, “Zikr halkasından, ibadet niyetine raks ve devran etmek helaldir ve bunun helal olduğu ayetle ve hadisle kanıtlanmıştır. “Allah'ı ayakta iken otururken, yanlarınız üzere yatarken de anın diyen ayetin manası, yüce Allah'ı her durumda anın” demektir. Raks da hal-i kıyama dahildir (Namaz gibidir)” demiştir. Yine, 'Kim kendini bir millete benzetirse ondandır' diyen hadis gereği, raks, gökte dolaşan meleklere benzemektir. Tanrının peygamberi bile raks etmiştir. Hatta kutsal ridası arkasından düşmüştür. Bu durumu peygamberin yakınları olan büyük insanlar söylemişlerdir, hatta İmam Şafii ve Muhammed Gazali de anlamıştır” dese... Tarikat önderi yine, 'Bu bir zevk halidir... Tatmayan bilmez' demişler... Haram diyen desin. Biz helal bildiğimiz şeyi bırakmayız...” dese. Tarıkatçının gösterdiği bu kanıtlar gerçek kanıtlar sayılıp sözüne değer vermek doğru olur mu? Eğer söyledikleri doğru sayılmazsa bu tarikat önderine ne yapılması gerekir?

Cevap: Yukarıda anılan yüce ayette raksa izin konusunda hiçbir işaret yoktur. O çirkin işin doğruluğuna inanan ve ayeti tanık olarak kullanan kişilerin iman ve nikâh yenilemeleri gerekir. Zira, kelamullahın anlamını bozarak kendi isteklerine uydurmuşlar. Sözü edilen hadis doğrudur... Fakat, insanların hareketini meleklerinkine benzetmek doğru değildir. Zaten şimdiki zaman sufilerinin ettikleri raks da gerçekte kâfirlerin horon tepmesidir ve bunların eylemleri kâfirlerinkine benzer.
Büyük peygambere raks etti, demek küfürdür. Çünkü raks aşağılık insanların işidir. Peygamberlerden birisine aşağılık eylem yüklemenin küfür olduğu fetva kitaplarında yazılıdır. Peygamber dönemindeki ululardan, sözü edilen işin (raksın) çıktığını söylemek yalan ve iftiradır. İmam Şafii'nin söylediği ileri sürülen söz de yalandır. Hiçbir din bilgini, raks helaldir, dememiştir. Yalnız semada çelişkiye düşmüşlerdir.
Dinsel yorumlarda, din bilginlerinden (Sünni alimler) başka kimselerin, İmam Gazali ve benzerlerinin sözlerine güvenmek doğru değildir.
Bu biçimde, kötüyü güzel göstererek, yalan dolancılıkla Şeytanlaşarak halka vaaz eden kişiler sapık azdırıcılardır. Bunlar kâfir olmuşlardır. Şiddetli cezalar ve hapisle önlenmeleri gerekir.
Eğer bunlar yasaklanmaz ve uslanmaz, “Alimler zevk sahiplerinin sırlarını bilemezler” diyerek büyük suçlarında direnirlerse, dinsizdirler, mutlaka öldürülmeleri gerekir. Bundan sonra tevbeleri de geçerli olmaz...

Soru:
Tarikat önderlerine, “Zikrullah ederken devran ve rakks haramdır. Bu yararsız işin küfür olduğu fetva kitaplarında açıklanmıştır. Ayrıca günümüz müftüsü de bu biçimde fetva vermiştir. Bunu niçin bırakmıyorsunuz?” denildiği zaman; “Bizi, şarap içmekten ve buna benzer kötü alışkanlıklardan alıkoyuyor. Bazı sapıkların gönlünü değiştirerek Tanrı'yı anmasına neden oluyor” diye cevap veriyorlar. Gerçektende öyle olsa, bu duruma o niyet ile izin verilir mi?

Cevap: Verilmez. Bu, şeytanca olan sanı türünden bir aldatmacadır. Günahtan ibadet doğduğu nerede görülmüştür?.. Onların yaklaşmak istedikleri şey, başka bir günahtır. Zaten Cehennemlikler, uygun da olsa, ateş katlarının birisinden diğerine geçmekte kurtulmuş olmazlar.

Soru: Bir tekkenin mescidinde değişik kişilerle genç oğlanlar toplanır, değişik nağmelerle tevhid ederken, (Tanrı'yı birleyen müzikle vecde gelirken) bunu değiştirerek kimi zaman “dil-i men, can-ı men” deseler... Kimi zaman da, “Sen bir ulu sultansın, canlar içinde cansın/Çün ayan gördüm seni, pinhan kapısı değil” yahut “Cennet cennet dedikleri bir ev ile birkaç huri/İsteyene ver sen anı, bana seni gerek seni...” biçiminde beyitler okusalar (Bu şiirler Yunus Emre'ye aittir.) ve göğüslerini döverek şaşılacak hareketler yapsalar. O yerde oturunlardan bazıları tekkeye giderek buranın şeyhine,
“Niçin böyle hareketlere razı oluyor ve yaptırıyorsun?” diye sorsalar, Şeyh de, “Size ne, deyip 'Cinleri ve insanları ancak bana kulluk etmeleri için yaratmışımdır'” diyen ayetle cevap verse, bu şeyhe dinsel olarak ne yapmak gerekir?

Cevap: Bunların halleri ve sözleri tam anlamıyla fuhş olduğu gibi, cennet hakkında dedikleri kötü sözler de açık bir küfürdür. Bu kişilerin öldürülmeleri yasalara uygundur.
Şeyhleri olan dinsiz, “Yaparlarsa ne olur?” demekle kâfir olmasından başka, bir suçu tapınma sayarak yüce ayeti buna kanıt göstermekle yine kâfir olur. Bu inançtan dönmezlerse kesinlikle öldürülmelidirler.

Soru: Şeyhlerden veya tarikat yolundakilerden bazılarına, birisi, “Siz, niçin namaza ve zekâta ilişkin çaba göstermiyorsunuz?” dese, karşıdaki de, “Batın ilim (öz) yanında, zahir ilim (biçim) utanılacak bir durumdur. Batın ilmiyle uğraşan kişi zaten zahir ilmini anlar” dese, ona ne yapmak gerekir?

Cevap: O da dinsiz ve günahkârlardandır. Onun yargısı, dinden dönenin yargısı gibidir. Bu geçersiz düşünceden dönmezse öldürülmesi gerekir.
Semahın, yalnız erkeklerle yapılan biçimi sayılabilen ve çok basmakalıp olan Mevlevi semaları bile Osmanlılar zamanında şiddetli tartışmalara konu olmuştur. Yalnız İstanbul'da değil, Anadolu'da da semaha karşı cihat açıldığı anlaşılıyor. 69 Numaralı Mühimme Defteri'nde gördüğümüz bir ferman bu konuda aydınlatıcıdır. 1652 (h. 1001) tarihli padişah fermanında özetle şunlar söyleniyor: “Anadolu Beylerbeyi ve Kütahya Kadısına hüküm: Satamonu'da yatmakta olan Şeyh Şaban tarikatından insanların zikr sırasında devran ettikleri (döndükleri, sema yaptıkları) bildirilmiş ve bunların katledilmeleri gerektiği söylenilmiştir. Devran edenlerin katledilmeleri yolunda fetva veren Hacı Bayram neslinden şeyhin fetvasına uyulmaması... Devranın, katli gerektirmediği bildirilir.”
İşin ilginç yanı, semaya bile karşı çıkan Hacı Bayram neslinden şeyhin atası olan Hacı Bayram Veli'nin koyu bir Alevi olmasıdır. Osmanlının baskısıyla bu kol Sünnileşmiştir. Ne demişler?... “Sonradan olmanın (dönmenin) Müslümanlığına derman yetmez...”

Secde: Yere kapanmak veya saygı ile eğilmek. Secdeyi, yalnızca alnı yere koymak biçiminde algılamak yanlıştır. Secde, ayinlerde makamlara yapılır. Alevi geleneğine ve dede kaynaklarına göre değişik biçimlerde olur.

Serçeşme: Bir yolun en ulu piri... Hacı Bektaş Veli...

Seyyah çıkarmak: Seyahat vermek. Bir devriş veya cana bir haberin ulaştırılması, ziyaret için verilen görev.
Töreye uymaz iş yapanlara da bir süre için dergâhtan uzaklaştırılmak, sürgün etmek için verilen ceza.

Seyyit: Soyu İmam Hasan'a ulaşan kişi. Zaman içinde bu kavram özelliğini değiştirmiş ve soyu 12 İmamlara çıkan insanlar için kullanılır olmuştur.

Sırlamak: Hakka yürüyeni toprağa gömmek. Yanan bir mumu söndürmek. Bir şeyi söylememek, gizlemek anlamına da gelir.

Sofi(Sufi): Tarikat (Alevilik) kurallarını kabul etmiş talip. Daha sonra bu söz, tutucu Sünnileri anlatmak üzere sofu’ya dönüştürülmüştür.

Sofi Sürekleri: Anadolu’daki Alevilerin yolları, ibadet biçimleri, ocakları. Sofi Sürekleri Erdebil tekkesine bağlıdır.

Sımat (Somat): Sofra demektir. Kusal sayılır. Aleviler; “Sofra Ali'nin, mihman Ali'dir” derler.

Soyunmak: Bir dergâha, bir mürşide bağlanmak. Nasip almaya gelmek. Dünya ile ilgisini kesmek, onu üzerinden atmak anlamınadır.

Sultan: Alevi büyükleri... Manevi dünyanın liderleri için onları siyasal sultanlarla aynı değere sahip gösteren sıfat. Balım Sultan, Seyyit Ali Sultan, Pir Sultan gibi...

Şah: Alevilerde, Hz. Ali'ye ve onun soyundan gelen 12 İmam'a verilen ad. Buradaki şahlık, maddi dünyanın değil, manevi dünyanın ve bilgi dünyasının şahlığıdır. İran padişahlarına verilen şah unvanı ile Alevilikteki şahın ilgisi yoktur. Alevilikte ilk şah, “şah-ı velayet” (velilerin şahı) olan İmam Ali'dir. İmam Hüseyin ise “şehitler şahı”dır.
Şah İsmail'in şah unvanı ise, onun padişahlığından kaynaklanmaz. Aleviler onun Şah Hatayi olarak bilirler. Bu şahlık ise, onun Alevi yolunun büyük pirlerinden birisi olmasından kaynaklanır. Zaten Aleviler, onun padişahlığı bulunmayan dedelerine de yol büyüğü anlamında şah derler.

Şerif: Soyu İmam Hüseyin'e ulaşan insanlar. Dedeler. Bunlara mürşit de denilir. Bugün Türkiyede şerif sözü yerine seyyit kullanılır. (Çoğulu: Sadat)

Talip: Talep eden. Alevilerde dedelerin dışında kalan genel kitle. Talip, Hakkı talep eden anlamında kullanılır. Her talibin, bulunduğu köyle birlikte bağlı olduğu bir ocak (dede kolu) bulunmaktadır.

Tarik: Çubuk. Ocakzade geleneğinde, görülen canlar, Zülfikar'ı temsil edilen bir değnekle sırtları sıvazlanarak terbiye edilirler. Bu yöntemi kullananlara değnekçiler de denilir.

Tarikat: Tanrı’ya ulaştıran yol. Aleviler, eskiden kendilerini tarikat ehli saymışlardır.

Tavşan yemezlik: Aleviler, tavşan yemezler. İslamiyette mekruh sayılan bazı hayvanlar vardır. Bunların başında domuz gelir. Aleviler, tavşanı da aynı kategoride görürler. Bu tavşan yemezliğin bazı nedenleri vardır. Bunların başında, tavşanın aybaşı olması gelir. Ayrıca bu hayvanın eti, kan pıhtısı gibidir. İnsana tiksinti verir ve özel bir çaba ile temizlenmesi gerekir.
Tavşanın kafası kediye, kulağı eşeğe, ayakları köpeğe, burnu fareye, kuyruğu domuz kuyruğuna benzer. Bu hayvanların hiçbirisi de Müslümanlar tarafından yenilmez.
Tavşanın yenilmemesinin nedenleri arasında, bu hayvanın eskiden bazı Türk boylarının totemi (dokunulmaz hayvanı) olmasının izleri de bulunmalıdır.
Aleviler, maymunu da tiksintiyle karşılarlar. Ayının da adını anmazlar. Baykuşu uğursuz, kekliği fesatçı sayarlar. Buna karşın, turna kutsal sayılır. Onun sesi, Hz. Ali'nin sesi gibi algılanmış, uçuşu da Kırkların semah etmesine benzetilmiştir.
Geyik de kutsal sayılan hayvanlardandır. Öldürülmez. Güvercin de Hacı Bektaş Veli'nin donuna girdiği kuş olarak mazlumluğun sembölüdür; kutsaldır. Kırlangıç kuşu da uğurlu kabul edilir. Koyun da kurban varlığı olarak kutsaldır. At ise darda kalanın imdadına yetişen hayvan olarak sevilir. Bunun dışında bütün sağmal hayvanlar sevilir, hoş tutulur. Özellikle; Pir Sultan Dede'nin dediği gibi, “Koşumdan koşuma gözünden öpün/İrençberler hoşça tutun öküzü” öğüdüne uyularak ekonominin direği olan öküzler sevilir. Horoz; süslenir... Tavuk korunur. Alevi düşüncesinde; zararlı küçük hayvanlara bile hoşgörü ile yaklaşıldığını; bu hayvanlarla ilgili taşlama şiirlerinde açık açık görüyoruz. (İlginç örnekler için, Halk Şiirinde Başkaldırı adlı kitabımızın “Hayvanlara Yönelik Taşlamalar” bölümüne bakınız.)

Tevhit: Birleme, bir olduğunu söyleme. Özü, “Lailahe illallah'tır. Alevi cemlerinde, müzik eşliğinde, “Lailahe illallah, Muhammed'en resulullah, Ali'yyün veliyyullah” sözlerinin değişik kompozisyonlarda söylenmesiyle tevhit çekilir. Özellikle, Ali'nin Tanrı'nın velisi olduğunu vurgulayan kompozisyonlar tevhitte ön plandadır. Bu sırada, vecde gelen topluluk, halka halinde diz üstü otururken sağa sola doğru eğilerek ritmik biçimde şaplak vururlar. Bu harekete tevhit çekmek denilir. Tevhit, cem sırasında değişik bölümlerde, uygun müzik ve şiirle birlikte çekilir. Tevhit çekmek, bir dans veya oyun değildir, dinsel niteliklidir, cem töreninin bir parçasıdır.

Tekke:
Eskiden, Alevi büyüklerinin oturup halkı dinsel ve toplumsal yönlerden eğittikleri makamlar. Buralar, bir Alevi büyüğünün yatırı çevresinde oluşturulan yerlerdi. Halkın yoğun ilgisi yüzünden, Osmanlılar zamanında, Sünni nitelikli tekkeler kurulmuş, buralara devlet büyük miktarda paralar akıtmıştır. Alevilik otoritesini parçalamaya yönelik bu çabalar sonucunda, her yanda tekkeler oluşmuştur. Tekkecilik (ayrı baş çekme) geleneğinin nedeni de budur.

Tevil:
Alevi felsefesini açıklarken sözünü ettiğimiz bu kavram, Alevi düşüncesinde çok önemlidir. Kuran'ı ve hadisleri, insana ve gerçeğe yönelerek açıklama sanatıdır. Bunun en ilginç örneklerini İsmail'i Alevilerin Nizari kolundaki alimler vermişlerdir. Burada bazı tevil örnekleri vererek konuyu somutlaştıralım.
Kelime-tevhid yani “la ilahe illallah” ibaresi iki kısımdır. Bu ibarenin birinci kısmı yani la ilahe kısmı nefydir (yadsıma, inkâr). İkinci kısmı yani illallah kısmı ise ispattır. Demek ki kelime-i tevhit iki kısımdır. Bu ibarenin, Arapça yazıldığı takdirde, üç cins harf ihtiva ettiğine şahit olmaktayız. Bunlar da lam, elif ve he'dir. Bu üç harf; akla, nefse ve feleke işarettir. Kelime-i tevhidin 4 kelimeden ibaret olması, insanın 4 tabiattan oluştuğunu gösterir. 7 heceden ibaret olması; insanın 2 gözü, 2 kulağı, 2 burun deliği ve bir ağzı olmak üzere 7 organına delilidir. 12 harf de insanın ayrıca 12 uzvuna işarettir.
Dünya da kelime-i tevhit gibi iki kısımdır. Dünyanın bir kısmı mamur, diğer kısmı haraptır. Ayrıca 4 yön vardır. Doğu, batı, güney ve kuzey. Dünya'da 7 iklim ve 12 büyük ada vardır. Felekler de aşağı ve yukarı olmak üzere iki kısımdır. Feleklerde 7 gezegen 12 burç vardır.

Kelime-i tevhidin kelimelerinin de özel anlamları vardır: La, daiye ilah, huccete, illa, imama ve Allah'a delildir.

Zekât: İlmi, Batıni mezhepten olanlara yaymaktır.

Hac: İmam'ı ziyaret edip hizmetinde bulunmaktır. Hac; Ali B.Ebi Talib ve Beyt de İmam-ı masum gibidir.

Cenabet: Yola alınan kişinin, gerekli olgunluğa erişmeden önce sırları öğrenmesidir.

Gusul: Ahdi yenilemektir.

Cima: Ahdi olmayana ve kurtuluş sadakası vermeyene sırları açmaktır.

Zina: Batın ilmi tohumunu kendisinden söz alınmayan kimseye vermektir.

İhtilam: Sırrı ehil olmayan kimseye vermek hususunda dilin acele etmesidir. Böyle bir suç işleyen kimsenin ahdi yenilemesi lazımdır.

Temizlenmek: İmam'a uymak ve bütün diğer mezheplerin görüşlerinden sıyrılmaktır.

Oruç: Sırrı açıklamaktan kaçınmaktır.

Kâbe, nebi; babı (kapısı), Ali; Safa, nebi; Merve, Ali'dir.

Dini emirler: Batıni ilimleri bilmeyen cahillerin görevleri... Batıni ilimleri öğrenenden, dini emirler düşer.

Hz. Nuh'un tufanı: Sünnet'e tabi olanların zahiri ilimde boğulmasıdır.

Hz. İbrahim'in ateşi: Gerçek ateş olmayıp Nemrud'un gazabıdır.

Hz. Musa'nın asası: Odun parçası değil, onun delilidir.

Deniz'in ikiye ayrılması: Hz. Musa'nın ilminin bölünmesidir.

Deniz; âlemdir. Bulut, Hz. Musa'nın tayin ettiği imamdır.

İblis ve Âdem: Ebubekir ve Ali... Çünkü Ebubekir'e Ali'ye secde etmesi hususunda emir verildi. Fakat o bu emirden hoşlanmadı ve kibirlendi.

Deccal: Ebubekir demektir. O şaşıdır. Çünkü batın gözüyle değil, zahir gözüyle baktı.

Yecuc ve Mecuc: Ehl-i zahiri gösteren rümuzlardır.

Cebrail: Hz. Peygamber'de yoğunlaşan akıldır. Cebrail bir varlığa sahip değildir.

Kurân: Hz. Muhammet'e yansıyan bilgilerin onun tarafından yorumlanmasıdır.
Alamut İsmaillileri de denilen Nizariler, buna benzer tevilleri değişik konularda yapmışlardır. Yalnız bütün alevi topluluklarında (Örneğin, Anadolu'daki 12 İmam Aleviliğinde) ve her bölgede aynı tevilin yapıldığı ve kabul gördüğü söylenemez.

Tuba: Kökü yukarıda, dalları aşağıya sarkan Cennet ağacı. Bu, Alevi felsefesinde insandır.

Vahdet: Birlik... Tanrıyı birlemek.

Velayet:
Ebedi gerçeğin şeklinin zıddı. Öz. Dinde, iç anlamı temsil eden. Tebliğden sonraki dönem. Dinin özünü anlatmak.

Veli: Eren. Çoğulu evliya... Velayeti taşıyan kutsal kişi. Velilerin başı Hazreti Ali’dir. Şah-ı Velayet olarak adlandırılır.

Yeşil yaprak: Niyaz, nezir, adak. Mürşide gönül almak kabilinden, uğur için sunulan armağandır.

Zahir-Batın: Dış ve iç. Dış, şeriatı; iç ise tarikatı (dolayısıyla Alevi yolunu) anlatır.
İslam'da Hz. Muhammet'le şeriat zahir olmuş (ortaya çıkmış) tarikat batın olmuştur. Hz. Muhammet devri mühürlenince de velayet ortaya çıkmış, şeriat gizlenmiştir. Burada, peygamberden sonra, batın yönün öne çıktığı, şeriatın geride kaldığı vurgulanmaktadır.
Daha genel açıklaması, Alevi felsefesi bölümündedir.

Zekât: İnsanın, gerçekler yolunda kendi varlığından geçmesidir.

Kaynak:Rıza Zelyut(ÖZ KAYNAKLARINA GÖRE ALEVİLİK)

_________________

Baba biz Bektâşiyük
Pek durur Bektâşiyük
Her gelen bir taş urur
Burda mihenk taşıyük
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yahoo Messenger

Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa -> Alevilik Öğretisi Tüm zamanlar GMT -2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Türkiye