Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu
website statsSİVAS HAFİK İNKÖY FORUMU
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 
İMAM CAFER BUYRUĞU'NDAN ALINTILAR

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa -> Alevilik Öğretisi
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Okan Doğan



Kayıt: 14 Ksm 2007
Mesajlar: 227
Konum: İstanbul

MesajTarih: Prş Ksm 15, 2007 11:11 am    Mesaj konusu: İMAM CAFER BUYRUĞU'NDAN ALINTILAR Alıntıyla Cevap Gönder

İMAM CAFER BUYRUĞU'NDAN ALINTILAR

Önsöz

Tasavvufun doğru bir eğitiminin verilebilmesi bir mürşid olmaksızın mümkün değildir. Kırsal hayatta bu sorunu geleneksel yöntemlerle çözen Alevilik şehirde de çözüm bulmak zorundadır ve bulacağına inanıyoruz. Erenler tasavvufa ilişkin “Kal (söz) ve hal birliği” de derler. Söz kitaplardan da kısmen öğrenilebilir. Dinleyerek de öğrenilir. Fakat “Hal” ancak bir “Mürşid-i Kâmil” izlenerek onunla muhabbet edilerek kavranabilir. Böyle bir diyalog içinde yazılı belgelerin görünen (zahirî) anlamları derinlik kazanır ve yavaş yavaş görünmeyen, gizli (batınî) anlamları olgunlaşmaya başlayan; idrak ve gönüllere açılır.
Artık musahipsiz, mürşidsiz Aleviler neredeyse diğerlerinden daha çoktur.


KIRKLARIN CEMİ

Riivayettir ki, Muhammed Miraca gidince yolda bir aslan gördü. Çıkarıp hatemi ağzına verdi. Orada nişanı kaldı. Ondan revan oldu. İlimlerin en yükseğine erişti. Dosta kavuştu. Doksan bin kelâm söyledi. Otuz bini şeriat oldu. Tamamı yüzyirmidört bin kelâm oldu. Altmış bini Ali’de sırroldu.

Muhammed Miraç’tan gelirken Mina’da bir kubbe gördü. Kapıyı çaldı. İçeri vardı. Kırklardan birisi, “Kimdir” diye sordu. Gaipten bir ses geldi: “Muhammed Nebi geldi” deyince Muhammed’e yer gösterdiler. Muhammed oturdu.
...
Muhammed bunlara dedi ki: “Sizin küçüğünüz kimdir ve ulunuz kimdir”.
Kırklar dedi ki; “Bizim ulumuz küçüğümüz kırktır” deyip cevap verdiler.
Ol vakit Muhammed dedi ki “Ya hani sizin biriniz ne oldu” dedi.
Kırklar dedi ki “seyidullah, gitti” dediler.
Kırklar dedi ki; “Ya Muhammed ne çok sordun, dediler, Selman’ı da burada hazır bil ya Muhammed” dediler.
Ol vakit, Muhammed bunlardan nişan istedi. Kırklar dedi ki;” Kırkımız birdir, birimiz kırktır” deyip hemen kırklardan birisi kolunu kaldırdı. Muhammed neşterle kesti. Kırkından birer damla kan aktı.
Ve Selman geldi. Bir tane üzüm getirdi. Muhammed bir üzümü ezdi, şerbet eyledi. Kırklar içti. Coştular. Muhammed sema’a girdi. Sarığı başından düştü. Kırk pare oldu. Kırklar kuşandılar.

PEYGAMBER İLE ALİ’NİN MÜSAHİP OLMASI

Hazreti Resul buyurdu:
- İki adam birbirleriyle müsahip olmalı, dedi.
Hemen o an Muhammed , Şahı Merdan Ali ile müsahip ve kardeş olup birliğin anlamını gösterdiler.
...
Bazı sahabeler dediler ki: “Bak hem kızını verdi hem kardaşım,dedi”. Bazıları ikrarını zayi edip dönek oldular. Sonra Ali âbâya hakaret ettiler. Binlerce lanet olsun Ali âbâ düşmanlarına, denmiştir.

PİRLİK VE TALİPLİK

Zira ezelden hırka ve meftul ve irşad ve tövbe ve pirlik ve seccade bunun cümlesi Şahı Merdan Ali’ye gelmiştir. Şimdi sah evladı ve nesli olmayan kimseye pirlik etmek caiz değildir. Evlad-ı Muhammed-Ali’den ola ki pirliği caiz ola. İlmi ile iş yapa. Dört kapı, kırk makamdan on iki erkândan , on yedi kemerbestten, üç sünnetten, yedi farzdan, bir şarttan, meşayihi kübra ilminden haberdar ola. Ve tarikat ile otura, dura ki hakikat ile yola vara ki pirliği caiz ola. Çünkü talip ve yol mürşidindir.

Ve talip dahi öyle ola ki rehbere ve müsahibe kail ola ve dahi bir talip rehberinin ve müsahibinin nüfusun tutmasa ve buyurduğuna gitmese ol talip, talip olamaz, kalıp olur. Onların ikrarı caiz ve kurbanı kabul değildir. Yedi Tamunun kapısı ol kimselere açıktır. Ve Sekiz Uçmak kapısı onlar için bağlıdır.

Ve İmam Cafer Sadık Hazretleri bir kavilde, öyle buyurmuştur ki, cemi yol ehli olan pir ve talip ola. Bir pir, talibi irşad eylemese ve talip de irşad olmasa o nasıl pir olur.

Ve dahi talip de pirin sözüne kail olmadı, rehbere ve müsahibe kail olmadı ve teslimi rıza kapısında olmadılar, tarikatı, hakikâti hal bilmediler; yoldan erkândan dışarı çıktılar. Ol taliplerin ikrarları caiz olmaz. Ol kimseler tarikatte ve hakikatte dönek sayılır.
Eğer, evladı Resule ikrar getirmeyip biat kılmayan ve iradet getirmeyen, gerek pir, gerek talip her kim olursa olsun; yedikleri haram ve yudukları murdar, ikrarları caiz değildir. Tacı delik, tarikatta dönek, yüzleri karadır. Erkâna, tarikata ve hakikata sığmazlar. Zira ki evladı Resulden reddolmuşlar ve hem onlar sermayesiz kalmışlardır.

Evladı Resule biat kıldığı zaman serçeşmeye ermiş ola.


PİR OLAN NELER BİLMELİ

İmam Cafer Sadık Hazretleri buyurur ki: Pir olan kimseler kamil olalar. Dört kapı nedir,bileler. Evvel şeriatı, ikinci tarikatı, üçüncü maarifeti, dördüncü hakikâtı bilmek gerekir ki bunlar nereden geldi, neden hasıl oldu, aslı nedir, bunların edebi nedir, udu nedir, hayası nedir, erkânı nedir, tövbesi nedir, farzı nedir, sünneti nedir, nafilesi nedir ,işlemesi nedir, bunları bile.

Şimdi, pir olan kimselere gerekir ki şeriat gemisine gireler, tarikat denizinde yüzeler, marifet dalgıcı olup hakikat incisine erişip çıkaralar. Onun üzere amel edeler ki onların ikrarları caiz ola.


TESLİM-İ RIZA

İmam Cafer Sadık Hazretleri buyurur ki: Eğer pîr ve talip, onlara şöyle gerektir ki yoldan dönmeyeler, tarikatten ve hakikatten hergîz çıkmayalar. Ondan sonra dembedem rıza hasıl edeler. Ve rızadan dönmeyeler.

Ve bir dahi mürebbi ve müsahip onlar dahi öyle gerektir ki evliyanın âyîn-i erkânı ve mürşidin sır nefesi yerini ala.

Müsahipler, pirler, halifeler ve talipler cümlesi Muhammed-Ali yoluna ikrar verip iradet getirenlerin birbirine dahi teslimleri olmasa ve yola teslim olmasalar ve erkâna teslim ve tarikata ve hakikate kail olmasalar , mürebbisini ve müsahibini hak bilmeseler onlar yezidi pelîd olurlar.
Haram yiyen yeziddir. Ne erkânı ne yolu olur, sakınasınız.

MÜSAHİPLİKTE SADAKAT GEREKİR

Müsahipler birbirine teslim olmalıdır. Birbirine teslimi rıza kapısında olmadı ve birbirine gönül vermedi ve birlik olmadılar, hemen onlar zaruret birle müsahiptir.
Dembedem , rıza kapısında mürşidin ve meşayihin emrini tutalar ki ikrarları caiz ola.
Ve bir kavilde, dört kapıda bir kişi dört müsahip bulsa caizdir. Amma pir birdir. Hizmet binbirdir. Yol birdir, erkân kadimdir. Zira, erkân ile meşayih olan erkânsız dahi ne meşayihtir.
Eğer pir ve talip birbirleriyle müsahip oldular, birbirin buldular, ikrarı kadim oldular. Yoldan ve erkândan ve hakikatten ve pirden dembedem rıza kapısında oldular. Öyle nur alâ nur oldular. Onların ikrarları caizdir. Onlara rıza göstermek erkânî olur. Mürşidin sır nefesi budur.

İKİ TALİBİ MUSAHİP EYLEMEK

Önce cem erenleri gelecek, sonra delil uyanacak. Delil gülbengi verilecek. Mümin ve müslüm kenetlenip delile niyaza varacaklar. Sonra koyun içeriye gelecek. Kurbancı dar olacak. Koyun nişan gösterisiye kadar gezinecek.
Koyun bir miktar durup nişan göstermediği halde kurban sahipleri birlikte eşiğe ve sağına ve soluna niyaz edip sürüne sürüne gelip dar olup hayırlı alacaklar. Çünkü, mürüvvet kapısı olur.
Bundan sonra , kurbancı koyunun sağ kulağını sağ gözünün üzerine kapatıp ve ön sağ ayağını sağ gözünün üzerine tutup bir miktar kıbleye taraf ayaklarını mühürleyip mürşit yahut rehber tekbirleyecek. Sonra cem erenleri ol koyunun boynuzlarına niyaza varacaklar.
Kurbancı hayır himmet deyip götürüp tekbir ederek, koyunu tığlayacak.
Bundan sonra, gerek mürşit gerek rehber “girdiğiniz hak kapısı, durduğunuz Mansur dârı ne gördünüz ne eyvallah dersiniz” deyince onlar da “Allah eyvallah” diyecek. Bundan sonra gerek mürşit, gerek rehber “göz erenler gözü nicesiniz. Bu sûfîlerden dostu olan ayıbını söylesin” deyince, bu sûfîlere , cem erenlerinden her kim şefaatçi çıkar ise, arkadaki bacı gidip onunla niyazlaşacak.
Şimdi malum oldu ki şeriat cünübü ihtilâm veya avrat ile cima etmekle olur. Tarikat cünübü pîrsizlik veya ikrarına yalan çıkıp ahdini bozmaktır. Ve maarifet cünübü nefsini bilmemektir. Hakikat cünübü kendi ayıpların örtüp başka adamın ayıbını açıp aklı ile bildiğine , kalbi ile tanıdığına inanmamaktır. On yedi erkânın cünübü edepsizlik ve hayasızlıktır. Kırk makamın cünübü dört kapının hizmetini terk edip rızasız kendi başına iş etmektir. Ve müsahibin cünübü birbirine kin tutmaktır ve musahibin evine hiyanet etmektir. Ve rehberin cünübü meşrebin gaybetin ve sırrın aşikâr etmektir. Ve Muhabbetin cünübü cevrü cefa, zulmü sitemkâr olmaktır.
KİM KİM İLE MÜSAHİP OLUR

Malum oldu ki her kişi kendi akran ve emsali ile ve münasibiyle müsahip olmak erkândır. Gayri kimse ile müsahip olmak erkân değildir.
Mürşit , mürid ile müsahip olmak erkân değildir. Mürşit altındır, mürit bakırdır. Şeyhler , dervişler ile müsahip olmak erkân değildir. Şeyhler deryadır, dervişler katredir.

NİYAZ
Üstadın ve halifenin ve evlâdı al-ı Resulün sır nefesleri böyledir ki, talip olan pîrlerin ve meşayihlerin adları geldikçe sûfî niyaz ede. Ama niyaz eylemek üç babdır. Birinci: Ellerine. İkinci: Ağzına. Üçüncü: Gözlerine yüz sürmektir. Ve mümünün möslümü pîr yanında oldukça çiğnilerine veya dizlerine niyaz etmek erkândır.
Ve bir dahi bakire kızlara ve dul avratlara ki mücerettir, bunlara erkân değildir. Ve bir dahi kimseye hem tarik çalmak , hem kurban almak, hem tarik akçasını almak erkândır. Zira, sûfiye bir erkân çalsa, günahı kebirden hâlâs olur. İkinci erkân çalsalar, günah-ı sagirden hâlâs olur. Kurban aldıkta belâdan ve kazadan emin olur. Niyaz aldıkta hak ile hak olur.
TARİKAT YOLU

Ey talip, Hazreti Muhammed Mustafa sallalahu Taalâ aleyhi vesellem ve Hazreti Fatıma ve İmam Hasan ve İmam Hüseyin ve Oniki İmamın ve serveri enbiyanın rahı tarikatın beyan edelim ki bu yolda bu erkânda rahı hak ola ve erkânı kadim ola.
Malûm olur ki, beş kimse zikroldu. Biri Şahı Merdan Ali, biri Hazreti Fatıma, biri İmam Hasan, biri İmam Hüseyin, biri İmam Zeynel Abidin. Bunların sözleridir. Evvel, hamuşluk (sessizlik) maarifetin beyan eder. İkinci, zehirnuşluk maarifetin beyan eder. Üçüncü bap, perdepuşluk (örtücü) maarifetin beyan eder. Dördüncü, sufîlik beyan eder.
Eğer sual etseler ki “kimin ferzendisin?” Cevap ver ki: “Birinci şeriat, ikinci tarikat, üçüncü maarifet, dördüncü sırrı hakikat; yol bunlardır diyesin. Mânâsı budur ki, bu dört âlemdir. İlmine amel etmek dünyada tama etmemektir. Tama ehli didar görmez.
TAC

Eğer sual etseler ki “gökten kaç tac indi?” cevap ver ki ”yedi tac indi”. Evvel, Adem Safiyullah’a ak indi. İkinci, Nuh Nebi’ye ak indi. Üçüncü Halil İbrahim’e siyah indi. Dördüncü, Musa’ya sarı indi. Beşinci, İsa’ya gök indi. Altıncı, Hazreti Resul’e yeşil indi. Yedinci, Emirül Mümin’in Hazretlerine kırmızı indi
Ama, Adem Peygamberin tacının teregi dörttür. Çar anasırda kitaptır. Yani, ateş, su, yel, topraktır.
Eğer sual etseler ki “ tacın farzı nedir?” Sen de ki “Pirdir, pirin sohbetin tutmak ve pire hizmet etmektir. Ve tacın sünneti pire itaat etmektir. Tacın aslı istiğfar etmektir. Ve münasibiyle günahına tövbe etmektir. Tacın fer’i(kolları, budağı) cahille sohbetten ihtiraz eyleyip(sakınmak) ve fahişe avrattan kesilmektir.
Eğer sual etseler ki “pişivası ve rehnüması nedir?” cevap ver ki: “Hakkı tanımaktır”. Sual etseler ki “Tacın batını; yani içi nedir?” sen de ki “Hak nurudur.” Sual etseler ki “Tacın zahiri nedir, yani dışı.” Sen de ki “İmamın velâyetidir.” Sual etseler ki “Tacın kelimesi nedir?” cevap et ki: “Bir eliftir. İsmullahtır, methi Ali İbn Ebu Talip Keremullahu veçh Hazretleridir.” Halife-i rehnümadır. Evvel gelen kimselerin mezhebi şia anın kıblesi idi. Yol,erkân bilmezler idi. Halife ve pir görmediler. Hemen bir imaret idi. Vahdet tacının tertibi sonsuzdur. Sual etseler ki, “Tacın esası nedir?” de ki “Sırdır, zikri haktır.” Sual etseler ki: “Tacın rengi nedir?” “Kitap İmam Hüseyin İbn Ali’nin kitabıdır.”

YOLUN HİZMETLERİ

Sual : Pirlik kimden kaldı? Cevap: Hazreti Şahı Merdan Ali’den kaldı. Zira Cebrail’in piridir.
Sual : Sâkîlik kimden kaldı? Cevap: Hazreti İmam Hüseyin’den kaldı ki sâkîi kevserdir. Sakalık onun elindedir.
Sual: Çırakcılık kimden kaldı? Cevap: Hazreti Selman Farisî’den kaldı. Zira heşt çerak onun elindedir.
Sual: Hâdimlik kimden kaldı? Cevap: Hazreti Resul’den kaldı.
Sual : Tarikçilik kimden kaldı? Cevap: Mikail Aleyhisselâmdan kaldı.
Sual: Ferraşlık kimden kaldı? Cevap: İbrahim Halilullahtan kaldı.

TARİKATIN ONİKİ İŞLEĞİ

Sual etseler ki, Tarikatın icabı kaçtır. Cevap ver ki: On ikidir. Birinci: Evvel kendi özün hassas etmektir. İkinci: Maarifet tohumun ekmektir. Üçüncü: Meşfuk beslemektir. Dördüncü: Rıza eteğin tutmaktır. Beşinci: Hikmet sıfatın sem etmektir. Altıncı: Özünü hizmet hürmetin saklamaktır. Yedinci: Özünü hizmet hürmetin saklamaktır. Sekizinci: Özünü sabır eline vermektir. Dokuzuncu: Muhabbet kilesiyle ölçmektir. Onuncu: Takva değirmeninde özün arıtmaktır. Onbirinci: Su ile yuğurmaktır. Onikinci: İradet tennurunda pişmek ve ihlâs sofrasına girmek özün dervişlere ve fıkaralara sarfetmektir.
TASDİK VE TESLİM
Lâ ilâhe illallah Muhammeden Resullullah diyenlere vaciptir ki, Aliyyün Veliyullah dahi diyeler. Emirül müminin Ali’nin hakkında denmiştir.

Sual – Tarikatte secde nedir?
Cevap – Tarikatte secde hemen teslim olmaktır.
Sual – Mânâsı nedir?
Cevap – Başımı yoluna koydum, benim değil senindir. Yani er hak meydanıdır. Malûm oldu ki meydana gelen kişi başını top eyleyip ustadına al demektir. Ve hem dahi kendi özünü meydanda köle edip başından ve canından geçmek gerektir. Öyle olmak, kendini tasdik ve teslim kılmaktır.

Sual etseler ki, “Secdeyi havf için mi ettin, yahut, bir kimseden bir ey ummak için mi ettin?” deseler. Cevap ver ki: “ Burada havf yoktur ve burada Ademden bir şey umulmaz” diyesin.
İmdi, bende-i melâlet din babında şeriat resulündür. Bu kadar ile amel getire. Zahire müslüman olmasa batını sûfî olmaz. Çünkü şeriat kavli resulündür. Tarikat kavli Ali’nindir. Bir sûfîye gerektir ki kademini tarikate basa ki insaniyetliği belli ola. Çünkü Hak Taalâ buyurmuştur ki “Ya Muhammed bu cihanı yarattım, insan için. Ve insanı yarattım, kendim için. İnsan demek Ya Muhammed iki âlemdir. Birisi âlemi kübradır, birisi âlemi suğradır ve biri âlemi ülvîdir, biri alemi süflîdir. Ve biri âlemi hayattır ve biri âlemi memattır”.

BÜYÜK ÂLEM KÜÇÜK ÂLEM

İmdi, âlemi kübra âdemdir, âlemi suğra hayvandır. Âlemi ulvî âdemdir, âlemi süflî hayvandır. Ve bir dahi suretce âdem, siyretçe hayvandır.
İnsanda dört özellik vardır: Birinci: İlimde hayvan. İkinci: Akılda hayvan. Üçüncü: Fikirde hayvan. Dördüncü: Sohbette hayvan denir. İlimde hayvan olan kimse âlemi esfeldir. Akılda hayvan olan sözünü bilmez. Fikirde hayvan olan sohbetini has iken ham eder. Sohbette hayvan olan sözünü yabana harç eder.
Sual eyledim ki, yarabbi, sana yarayan nedir, ademe yâr olan. Birinci: İlim öğrenmek. İkinci:Yiğitlik vaktinde hak işlerle meşgul olmaktır.
Sual ettim ki, ya Resulullah , ol nasıl iştir ki meşgul oluna ve âdem senin katında hürmetli ola, ya şah dedim. Cevap verdi ki:Her kişi kendi hüneri halk yanında ve mürşidi kâmil yanında söylemektir,dedi.

Sual ettim ki, ya Şah bir adam kendi dostundan kötü iş görse, ondan ne ile dostluğu kesmeli. Hitap eyledi ki, üç şey ile kesilir. Birinci: Ol dosta ziyaret etmemektir. İkinci: Halin hatırın sormamaktır. Üçüncü: Ol kimsenin katında haceti var ise istememektir.
Sual ettim ki:
- Ya Şah, pirlere nasıl şey hoş gelir?
Hitap eyledi ki:
- Âyini erkânda ona bilicilik ve talibe doğru yol göstermek hoş gelir.
Sual ettim ki:
- Nasıl şey acele gider?
Hitap eyledi ki, pirlerden bed nüfus ve bed ahlâk ve yalan dünyanın faidesi için tama etmek hoş değildir. İmdi, dünya malı için şehvet gösterir, tazarru ve niyaz eder; ol kişi, hasis kişi olmuş ola,dedi.
Sual ettim ki:
- Ya Şah, âdem gönlünü ne ile besler?
Cevap verdi ki:
- Didara muştak olmakla besler, dedi.
Sual ettim ki:
- Ya Şah, âdem ne ile ruşen olur?
Hitap eyledi ki:
- Sözü şirin olmakla , dedi.
Sual ettim ki:
- Ya Şah, akıllardan hangisi yahşidir?
Cevap eyledi ki:
- Yaramaz kimseden yaramaz işi saklamaktır.
Sual ettim ki:
- Ya Şah , hangi saatte ömrüm zayi olur?
Cevap eyledi ki:
- Bir kimsenin hakkında iyilik etmeyip gücün yettiği işleri edersen ol saat ömrün zayi olur.

Sual ettim ki:
- Ya Şah, hangi buyruktur, hor tutmak olmaz?
Cevap eyledi ki:
- Hak Taalânın ve Resulünün buyruğunu hor tutmak olmaz. İkinci: Akıl dâneların buyruğudur. Üçüncüsü: Pir buyruğudur. Dördüncüsü: Rehber buyruğu. Beşinci: Halife buyruğu. Altıncı: Mürşit buyruğu. Yedinci: Musahip buyruğu. Sekizinci: Âşina buyruğu. Dokuzuncu: Ustat buyruğu. Onuncu: Ata ana buyruğu. Onbirinci: Komşu buyruğu. Onikinci:Avrat erinin buyruğu hor tatmak erkân değildir.
Sual ettim ki:
- Ya Şah, ne işleyim ki, muhanete muhtaç olmayım?
Cevap eyledi ki:
- Az yemek, az uyumak, az söylemek muhanete muhtaç olmaz.
Sual ettim ki:
- Ya Şah, âdemin hangisi akıllıdır?
Cevap eyledi ki:
- Az söyleyip, çok dinliyen ve çok bilen akıllıdır.
Sual ettim ki:
- Ya Şah, fesat neden kopar?
Cevap eyledi ki:
- Cahilden kopar.
Sual ettim ki:
- Ya Şah, muhabbeti gideren nedir?
Cevap eyledi ki:
- İki kimseyi birbirine zemmeylemektir.
Sual ettim ki:
- Ya Şahım Ali, asıl niyaz nedir?
Cevap eyledi ki:
- Özünü turab etmektir.
Sual ettim ki:
- Ya Şah, kimdir ki, bütün cihan halkı ona dosttur.
Cevap eyledi ki:
- Ülemayı gözlüyen ve yalan söylemiyen ve kimseleri incitmeyen âdem olur dedi.
Sual ettim ki:
- Ya Şah, ilim öğreneyim, miktarını nice bileyim.
Cevap eyledi ki:
- Agâh değil isen , agâh olursun. Ve eğer yoksul isen gani olursun. Eğer sohbet bilmez isen kelâm sahibi olursun.
Sual ettim ki:
- Ya Şah, hangi hastalıktır, kişi ilacından aciz kalır.
Cevap eyledi ki:
- Akıl eksikliğidir.
Sual ettim ki:
- Ya Şah, hangi yüceliktir alçaklardan alçaktır?
Cevap eyledim ki:
- Kibirliliktir.
Sual ettim ki:
- Ya Şah, hangi yara ki asla iyileşmek yoktur?
Cevap eyledi ki:
- Mazlum olana hükmedip haksız yere zulüm etmektir. Ona iyileşmek yoktur.
BESMELE

İmdi, malûmdur ki, bir kimse Bismillâhirahmânirrahim dese, şeyten aleyhün lâne ; şol ateşe karşı mum gibi erir.

Ve dahi Hazreti Ali Keremullahu Veçhe Hazretlerinden rivayet olunur ki: Hak süphane ve taalâ hazretlerinin her ne kadar sırrı ve esrarı var ise dört kitap içinde buyurdu. Birinci: Tevrat. İkinci: Zebur. Üçüncü: İnci. Dördüncü: Kuran-ı Azimüşşan’dır. Bu dört kitap içindeki esrarını Fatiha şerifte beyan eyledi. Ve Fatiha-i şerifte her ne ki esrarı var ise Bismillâhirahmânirrahim içinde koydu.
Ve Bismillâhirahmânirrahim içinde her ne kadar esrar sırrı var ise Yasin-i Şerifte ve her ne ki Yasin-i Şerifte ne var ise ol (ba)nın altındaki noktada mânâsı beyandır.

İmdi, malûm oldu ki, Hak Taalâ Hazretlerinin iki adı vardır. Birisi gizli ve birisi
aşikârdır. Aşikâre adı Errahmanirrahim, gizli adı Hü’dür.
Ve dahi nimet iki türlüdür. Biri gizli ve biri aşikâredir. Aşikâre nimet, mal nimeti ve mülk nimeti ve oğlan ve kız gibidir. Gizli nimet: Şevki zevki terk edip Ali-Muhammed yoluna sarf etmektir. İman gibi ve maarifet gibidir.
KARINDAŞ OLMAK

İmdi, malûm oldu ki, pir nazarında karında olmak ile, kırk makamda kırklar ile karındaş olur. Ve on yedi erkânın edebini bilen ehli seyran olana arifi billâh ve barikullah derler.
ÜÇ SÜNNET YEDİ FARZ

Talibin boynunda Sûfîliğin hakkında üç sünneti vardır. Birinci: Gönlünde, kin-kibir olmaya. İkinci: Kalbinde adâvet olmaya. Üçüncü: Turab ola.
Ve dahi Sûfîliğin yedi farzı vardır:
Birinci budur ki: Mürebbisine düşe. İkinci: Musahip ola. Üçüncü: Tac uruna. Dördüncü: Sırdar ola. Beşinci: Yâre yâr ola ve özü ulu ola. Altıncı: Beli berk ola. Yedinci: Hakla sohbet kıla.
Ve dahi Sûfîliğin bir şartı vardır: Özünü meşayihe yetire.

ONİKİ ERKÂN

İmam Cafer Hazretlerine talip olana erkân budur. Birinci: Kanaat ehli olmalı. İkinci: Sabır ehli olmalı. Üçüncü: Hülku mülâyim olmalı. Dördüncü: Cömert olmalı. Beşinci: Gördüğünü görmedim demeli. Altıncı: Pirden rızasız iş istememeli. Yedinci: Döğene ve söğene kul olmamalı. Sekizinci: Küfrü iman saymamalı. Dokuzuncu: Sağ mürebbi. Onuncu: Sağ musahip. Onbirinci: Sağ sohbet. Onikinci: Sağ aşina.
Ondan sonra, selâmün aleyküm demek, şeriat ehline gelmiştir. Aşk olsun demek , tarikat ehline gelmiştir. Kuvvet olsun demek, maarifet ehline gelmiştir. Hü demek hakikat ehline gelmiştir. İmdi malûm oldu ki, sağ birdir. Müşkil kırktır. Mânâsı nedir diye sual olursa, bir sûfî sağ musahibinden ayrı düşse ve dahi bir vilâyete varsa ol sûfî kırk köyde yahut kırk yerde sohbet görse ol sohbet içinde birer müşkil musahibi tutmak erkânı kadimdir.
Âdemden son peygambere gelinceye değin yol erkân yok idi. Muhammed Mustafa ve Aliyyel Murtaza cümleye rahmet geldiler, dini zahir eylediler. Erkân koydular. Şeriat zahir oldu. Tarikat ve hakikat sırrı oldu. Şeriat Muhammed’in oldu. Tarikat ve hakikat Ali’nin şanına geldi.
Ol talipler ki mürebbiye ve musahibe kail olmadılar. Hakikate girmediler, yola ve erkâna sığmadılar onlar sürgündür. Anı ceme koymayısınız.

ALACA NUSHASINDAN

ÜÇ SÜNNET YEDİ FARZ

Evvel farz budur ki; zahit dinini şeytandan nice sakınırsa ehli tarikat dahi yolunu dinini öyle sakına.
İkinci farz budur ki; desti kudret makamına iletmiş ola. Yani candan geçe haktan dönmeye.
Üçüncü farz oldur ki; dünya kendine zerre kadar gelmeye.
Dördüncü farz oldur ki; halifeden tövbe ala.
Pes, evvel sünnetten düşen talibi kendi gönlüne salasız. Nice hizmet ederse kabul edesiz. İkinci sünnetten düşen talipten bir akçe tercüman alasız. Üç akçe halifeye veresiz. Üçüncü sünnetten düşen talibe bir tarik uralar.
Üçüncü farzdan düşen talibe; dokuz tarik uralar. Dokuz akçe tercüman alalar. Üç akçe halifeye vereler. On altı akça nezir vereler.

RIZASIZLIK

Bir talip nefsini zaptetmese, rızasız lokmaya el sunsa veyahut kendi hatunun koyup gayri hatuna yelse cezası doksandokuz tarik uralar.
Ve bir sûfî bir sûfînin rızasın yoksa incitse. Ol yıktığı yeri yapmayınca onu mürşit, mürebbi, pir, rehber kabul etmeyeler. Eğer onlar dünya cifesine tamah edip kabul ederlerse sûfîler kabul etmeyeler.

SÛFÎLİK
Kuru dâvâ ile erkân olmaz.
Ve dahi sûfîye üç kimseden kaçmak yezitliktir. Birinci, seyitlerden, ikinci, mürşitten, üçüncü halifeden. Zira bu üç kimse sahibi erkândır.

SOY İLE ÖĞÜNÜLMEZ

Bir âdem ölünce kabirde kimin oğlusun demezler. Ancak kimin ümmetisin ne amel işledin deyü sual ederler.
İmam Zeynel Abidin: “Kabre varınca dedemi sual etmek hacet değil. Kimin oğlusun deseler. Hazreti İmam Hüseyin oğluyum, desem ol bana yeterdi. Amma atamı, dedemi sual etmezler. Ancak amelden sual ederler. Ne bahtlı şol kula ki defterinde yanlış bulunmaya. Vay şol kula ki defterinde yanlış buluna.

MUSAHİP KAVLİN BEYAN EDER
Bir adam musahip olsa, emsalin bula. Seyyid seyyid ile âlim âlim ileşeyh şeyh ile koca koca ile musahip olmak gerek. Âlim ile cahil musahip olmak erkân değildir.
Ehli sanatlar ile avareler musahip olmak erkân değildir. Zira avareler sirkedir. Ehli sanatlar baldır.
Mürşitler talipleriyle musahip olmak erkân değildir.zira mürşitler deryadır; talipler katradır.
Ve hem ademin kuşaktan yukarısı ülvi, aşağısı süflidir. Zira Hak Taalâ ülvidedir, süflide değildir.
Ve hem ademin kuşaktan yukarısı boğazına dek yedi kat göktür. Boğazından yukarısı arşı alâdır. Kuşaktan aşağısı yedi kat yerdir. Bir kimse bir adamın boğazından yukarıya, ağıza, göze, yüze, saça, sakala, dine, imana küfretse mutlak kâfir olur.



PİRLİK
Ahir zamanda gelen talipler, “pirin, rehberin günahımı olur. Onlar ocak zadedirler, onların küfrü iman olur” derler. Öyle değil. Zira pir bir günah etse beş günah yazılır. Talip bir günah etse bir günah yazılır.
Ve dahi, bir pir avrat talak etse, yahut yezide kuşak çözse yahut lıvata etse ebeden ebed bunlar günah-ı kebairdir. Bunları edenin derdine derman yoktur. Eğer pir ederse onun yüzüne bakıp misafir ederlerse ol bastığı yerde kırk sene kadar hayır bereket olmaz. Yanına varmıyalar. Uçarsa cazudur. İnanmayalar. Merdudu recimdir.

Ve dahi bir talip biriyle küsülü olsa. Biri varsa gel bugün yola gidelim, barışalım birbirimize hakkımızı helâl edelim, dese ol da barışmasa, tekrar ede: “Gel bugün ölmeden evvel ölelim hesabınızı bunda görelim. Gel bunda pir divanına varalım. Ne hakkın var ise vereyim” dese, ol dahi: “Ben ne varırım ne de barışırım var işine git” dese üç kerre dışarı çıkıp içeri girip böyle takrir eyleye. Eğer ol adam barışmazsa, piri, yolu inkâr etmiş olur. Ol beri gelip tarik altından geçip yola gitmek erkândır.

Ve dahi bir talibin kızı kaçsa, doksan dokuz kuruş alalar. Ve bir koç kurban ettireler. Her halde onikide ikisini, rehbere vereler, hakkıdır.
Ve dahi bir pirin ılkısı (ırkı) geçse ol talipler her kime özü yatarsa andan el tuta. Amma nesl-i Resul olmak gerek.
Bir talibin piri ırak olsa, eli ermese, ona vekâleten gayriden el tuta; görüle. Her kaç seneden sonra piri gelirse yine pirine ikrar iman etmek erkândır. Zira atasının pirini inkâr ederse, münkir olur. Dengeyi bozmuş olur.
Ve dahi, bir talibe tekkenişinim, gel bana talip ol dese, onu azdırmış olur. Amma pir olan kimse âlim olup kâmil ola. Eğer karadan bilmezse ilm-ü ledün ola. Ol da olmazsa, hayvan misüllüdür. İlm-i ledün oldır ki, aklen düşüne, dünyayı, ahireti fark ede. Bir kâmil mürşit bulup irşad ola. Ondan sonra talibi göre. Zira bunda çok güçlük var.
Pir olan kimseye lâyıktır ki gecenin iki nısfından sonra kalkıp kıbleya karşı oturup gün doğuncaya kadar Hakka niyaz ibadeti etmeli. Gör imdi ol pirin nefesi nice geçer.
Ahir zaman dedeleri yiyip içip kuşluğa değin merkep gibi yatup demezler ki Kur’anı azimüşşan bizim dedemize indi. Bakalım ne buyurmuş. Biz buraya niye geldik. Yarın ne yüz ile varırız. Bu taliplerin sualini, bizden isterler; ne cevap veririm, demezse vay ol pirin haline, başına ne gele. Ustadın sırrı nefesi budur.
DÖRT KAPININ CÜNUBUNU BEYAN EDER
Evvel şeriat cünubu: İhtilâm olup avrat ile cima etmekle olur. Tarikat cünubu: Pirsizliktir. İkrarına yalan çıkıp ahdine vefa etmemektir. Maarifet cünubu: Nefsini bilmemektir. Hakikat cünubu: Kendi ayıbın örtüp elin ayıbını açmaktır. Onyedi erkânın cünubu edepsizliktir. Kırk makamın cünubu: Dört kapının hizmetini terk edip rızasız kendi başına iş etmektir. Musahibin cünubu: Musahibine kem bakıp kem söylemektir. Ve musahibin evine hainlik ile varmaktır. Ve meşrebin cünubu: Gaybetin edip sırrın açıklamaktır. Muhibbin cünubu: Cevr-i cefa, zülm-ü sitemkâr olmaktır.
Amma, şeriat cünubu, su ile temiz olur. Tarikat cünubu, pir elinden temzi olur. Maarifet cünubu, mürşit elinden temiz olur. Hakikat cünubu mürebbi elinden temiz olur. Musahip cünubu, kem huylarına tövbe edip yaramaz amelin terk edip halife elinden temiz olur.
MUSAHİB OLMANIN TARİKİNİ BEYAN EDER
Bir kimse onbeşinden yirmisine varmayınca dünya mülkünden bir şey satamaz. Yirmisine girmeden satarsa biatı sahih değildir. Sonra geri almağa kadir olur. Bir talip musahip olsa sinni yirmi olmayınca erkân değildir.
Ahir zamanda gelen talipler pirin rehberin günahı mı olur, onlar ocakzadedir, onların küfrü iman olur, derler. Zira, pir bir günah etse beş günah yazılır. Talip bir günah etse bir günah yazılır. Zira ummadığın yerden sana bir söz gelse, ona gayet incinirsin. Amma cahilden, düşmandan bir söz gelse cahil bilmez, düşman düşmanlık etti dersin. Ocakzade tanrı dostları soyundandır. Kendi makamın bilmeyip, eğer hakkı neyhini işlerse Hak Taalâ onu nehyeder. Der ki: “Ey zalim, talip sana bakıp bir amel edecek iken sen kitapsız oldun. Talip de sana bakıp azdı. Azdıran şeytandır”. Sebebine hükmeder. Gel imdi bunların hesabını gör deyip tamuya ilka eder.
Bir talip bir talip ile küsülü olsa. Biri varsa gel bugün yola gidelim, barışalım birbirimizden hakkımızı helâl edelim, dese, ol da barışmasa. Barışmazsan gel bugün ölmeden evvel gel hesabımızı burada vereceğim. Gel pir divanına varalım. Ne hakkı salihin varsa vereyim dese. Ol da dese ki: Ben ne giderim ve ne barışırım, var işine git, dese üç kere dışarı çıkıp içeri girip böyle takrir eyleye. Eğer ol barışmazsa ol adam, piri, yolu inkâr etmiş olur. Gelip tarikten geçip yoluna gitmek erkândır.
Bir talibin başından börüki düşse bir tavuk boğazlayıp kaldıra. Eğer pirin kisveti düşse bir koyun kurban ede. Eğer rehberin düşerse bir keçi kurban ede.
Bir talibin kızı kaçsa doksan dokuz kuruş ve bir koç kurban edeler. Amma lâkin bir maslahatta rehberin on ikide ikini vereler. Onikide iki kuruş rehberin hakkıdır.

Bir talip mürebbisinden ve musahibinden malını men eylese münafıktır. Hayırları kabul olmaz. Bir talip beş vakit namaz kılsa, mürebbisi ve musahibi razı olmasa cennetten mahrumdur. Bir gün ve bir saat mürebbisi razı olsa Hak Taalâ otuz yıllık günahın affeder.
1- Kendi rızasiyle gelen bir tarik çalınır.
2- Kendi iradetiyle gelene 3 tarik çalınır.
3- Gözcü ile gelene 5 tarik çalınır.
4- Sohbetten kalana 12 tarik çalınır.
5- Sohbeti ceme düşene 40 tarik çalınır.
6- Zalim eli ve zalim dili değene ve mali ve siyreti bozulana 70 tarik çalınır.
7- Mürşit ve mürebbi kaybedip sır açana 99 tarik çalınır.
Amma şeriat abdesti su ile olur. Tarikat abdesti pir elinden biat etmektir. Maarifet abdesti nefsini bilip rabbisini tanımaktır. Hakikat abdesti, öz kendi ayıplarını görüp sairlerin ayıbını örtmektir.
Ammar Yaser, şahın huzurunda geçip niyaz eyledi. Eyitti: Ya Şah, icazet olursa erenlere birkaç müşkilât arzedeyim.
Şah-ı velâyet:
- Arz eyle ya Ammar.
Ammar yerine niyaz edip, oturdu.
- Ya Şah, er menzilinde elsiz ve eteksizden el tutulmaz şöyle kim bağlanmız. Çar darp erkân tıraş sofra çerağ olmayandan hilâfet alınmaz erkân-ı tarikat üzere bizden ve ustaddan alınmayana el verilmez.
Şah buyurdu:
- Ya Ammar, müritlerim ve muhiplerim tevellâmı ve teberramı gözeteler. Haricilerle ihtilât etmeyeler. Elsizin ve eteksizin eğrisini doğrultmayalar. Ve ustad hakkına riayet edeler. Ve ustaddan can dahi sakınmayalar. Böyle itaat edip ustad gözü ile göreler. Ve tarikat ve erkânı evliyadan bir harf öğretenin önüne geçmeyeler. Kavlime itikat edeler. Harici elinden dolu içmeyeler. Yoldan ve haktan kaçmayalar. Ölü ve ihtiyar önüne geçmeyeler. Tarikte olanı ayıralar. Âlem bir, er bir, nur bir. Nefsin bilmeyen hayvandır. Nefsin bilen insandır. Men arefe nefsaehu fekad arefe rabbehu. Ele el Hakka. Ve hak dergahında çekilen katarın pişivasıyım
Hacı Bektaş Veli’nin Sünniliğini, hatta Hanefi olduğunu Sünni Diyanet’in, İlahiyatın saygıdeğer bilginleri(!) ve anlı-şanlı Türk-İslamcı yazar ve tarihçiler yıllardır yineleyip duruyorlar. “Makalat”ı tersinden yorumlayarak, Ahmet Yesevi ve Yusuf Hemedani ilişkileri çerçevesine sokup Nakşibendilerin”amcazadesi” yaparak Hünkar”a bu iftirayı atmaktan geri kalmıyorlar. Bugün Şiiler kendilerinin Alevi olduğunu ileri sürerek, “Hacı Bektaş’a Sünni bir tarikatçı” derken; tuhaf değil mi, yıllar önce yetkin bir Şii İslam bilgini olan Abdülbaki Gölpınarlı şunları yazıyordu:
“Hacı Bektaş, bütün manasıyla batıni inanışların mürevvici (aydınlatıcı, propagandasını yapan) bir batıni dai’siydi. Bunu ‘Makalat’ açıkça gösterdiği gibi en eski kaynakların Bektaşilik hakkında verdikleri malumat da teyid eder... Ortodoks Müslümanlıktan dışarı gören saltanat ve medrese, bu zümreyi vakıftan da mahrum etmişti.” (Abdülbaki Gölpınarlı, Mevlana Celaleddin, 4.Basım, İstanbul-1985, s.239-40)
Hiç kuşkusuz Hacı Bektaş Veli bir batıni, yani Alevidir; onun veliliği, yüceliği birkaç on milyonu aşan bir inanç topluluğu (Alevi-Bektaşiler) tarafından kutsanması, adı 750 yıldır bu toplumun gönüllerinde olduğu kadar tapınmalarında yaşamayı sürdürmüş olması buna kanıt değil midir?
2. Heterodoks Caferiliğin El Kitabı “Buyruk”

Safevi devletini kuran Anadolu Alevi Türkmen oymakları, o dönemin adlandırmasıyla Kızılbaş Türkmen oymakları askeri aristokrasisiydi. Yönetim heterodoks İslam grubunun, yani batıni inançlı Alevi-Kızılbaşların elindeydi. Üstelik başı Tebriz’de olan Kızılbaş Safevi devletinin gövdesi Anadolu’daydı. Kuşkusuz bu nedenle İmam Cafer Buyruğu da heterodoks Caferilik gibi aynı siyasetin ürünüydü. Açıkçası Kızılbaş Caferiliğin el kitabıdır Buyruk; diğer bir söylemle Caferi Mezhebinin Ortodoks Şiiliğe aykırı olan olan heterodoks yüzünün, yani batıni inanç kuralları (erkanı), tapınma biçem ve uygulamalarını içeren kitabıdır. İşte Anadolu Alevi-Bektaşileri, bu kitabın kapsamı ve içerdiği inanç, yaşam ve tapınç kuralları çerçevesinde Caferidir. 16.yüzyıldan 19.yüzyıla kadar, örneklediğimiz nefeslerinde Caferi ya da İmam Cafer mezhebine bağlı oldukları söyleyen Alevi-Bektaşi ozanlarının söylemlerini bu bağlamda değerlendirmek gerekir (zorundayız). Nefeslerin içerdiği batıni anlam ve yorumlamaları hiçkimse görmezlikten gelemez. Ayrıca Kul Himmet ve özellikle Kul Nesimi’nin “mezheb” yerine “yol” sözcüğünü sıkça kullanmış olması da bir farklılık getirmiyor. Çünkü “yol, Muhammed-Ali yolu” olduğu kadar “İmam Cafer Sadık yolu”dur da.
“Mürid Kur’an okunması, Evliya menkıbeleri ve Seyyid Nesimi’nin ilmi okunması, Pirin konuşması olmak üzere üç durumda itiraz edemez.Bu durumlarda itiraz ederse günahkar olur.”( “Buyruk”, Hazırlayan: Fuad Bozkurt, İstanbul, 1982, s. 49)

İmam Cafer Buyruk metinleri hakkında Ortodoks(Caferi) Şiiler görüşlerini,
“Anadoluda yaygın olarak bilinen (bu) eserin İmam Sadık ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bu tamamen İmamın şöhretini kullanmak isteyen köylü kurnazı diyebileceğimiz zihniyetin ürünüdür” biçiminde ortaya konulmaktadır.
Alevi-Bektaşilerin kutsal bildikleri ve içindeki erkanı (kuralları) tapınma törenleri olarak uyguladıkları “Buyruk” metinlerinin, Şii ve Sünni yazar ve araştırmacılarının ısrarla vurguladıkları gibi, İmam Cafer Sadık’la bir ilgisi yok mudur? Kuşkusuz, hepsinin doğrudan İmam’ın sözleri ve buyrukları olduğunu ıspatlayacak kanıtlara sahip değiliz. Ama bu demek değildir ki, İmam Cafer Sadık ile ilgisi yoktur. Bazı Buyruk metinlerinin başında “bu Buyruk tümüyle İmam Cafer Sadık’ın sözlerinden oluşur” yazılı olması bir abartıysa da, doğrudan onun sözleri olduğu belirtilen yirmiden fazla paragraf bulunması ve kendisinden rivayet edilen çok sayıda ayet ve hadis geçmesi ve onların batıni yorumları (tevil) asla gözardı edilemez. Aşağıda Buyruk’un ne zaman hangi siyasal koşullarda, kimler tarafından hazırlandığı ve (batıni) kaynakları hakkında, daha önceki yaptığımız çalışmalar ve yeni araştırmalarımızla saptadığımız bilgilerden bir özet verceğiz. ..
Aleviler arasında Menakıbname, Büyük Buyruk, İmam Cafer Buyruğu, Şeyh Safi Buyruğu, Fütüvvetname, Menankıb-ül Evliya vb.olarak bilinen Buyruk’un bilinen en eski nüshası 1607-8 yılında, Bisati adında bir kişinin kopya edip, Menakıb-ül Esrar Behcet-ül Ahrar (Sırların öyküsü, özgür insanın sevinci) adıyla düzenlediği yapıttır. Ama daha eskisi ele geçmedi diye, Cahit Öztelli'nin, “Besati tarafından yazılmış, sonraları Şah İsmail'e maledilmiştir” diye kesin yargıya varmasının (ki bu yargıyı daha önce Abdülbaki Gölpınarlı vermişti) nedeni olamaz
Çeşitli adlar altındaki Buyruk'ların hiçbirinin de ilk kez İmam Cafer'in kendisi tarafından yazılmış olduğu kabul edilemez. Özde elbetteki onun düşünce ve ilkelerinin Türkçe'de yansımasıdır. İmam Cafer Buyruğu, geleneksel-ama bir siyaset gereği- bir adlandırma gibi kabul edilebilir. Ancak Anadolu'da Kızılbaşlığın yükselmesi ve asıl Şah İsmail ve onu yaratmış olan Kızılbaş Türkmen çevrenin, Alevilik özyönetimini bütün Cem kurumlarıyla birlikte iktidara yönlendirme olan Kızılbaş siyasetinin parçası olduğu da gözden kaçmamalıdır. Çok büyük bütünleştirici işlevi olmuştur.
Kuruluşundan beri bu Kurul Kızılbaş İhtilali konseyi gibi çalışırken, bir yandan da siyaset üretiyordu; Halifeler Halifesinin Anadolu, Suriye, Azerbaycan, İran'da Horasan ve Kuzistan eyaletlerine gönderdiği halifeleri aracılığıyla Ortodoks İslam (Sünni ve Şii) dışındaki Oniki İmamcı Alevi-Bektaşi ve Ehli Hakçı, Hurufi ve özellikle İsmaililer gibi, Sünni yazarların heretik (rafızi) dedikleri heterodoks İslam topluluklarıyla iletişim kurulmuş siyaset ve bilgi alışverişi yapıyordu. Bir kere Alisoylu Safevi hanedanının ve büyük Şeyh olarak Erdebil Dergahının kurucusu Şeyh Safi'nin Sünni olmadığı, çevresindeki Sünni hükümdarlara kendisini öyle gösterdiğine, Anadolu Alevi Türkmenlerine inandırılması gerekiyordu. Ayrıca Şah Hatayi'nin de birçok nefesinde övdüğü yücelttiği ve ona candan bağlılığını söylediği Hacı Bektaş Veli gibi, Şeyh Safi'nin de ermiş velilerden olduğunu vurgulamak ve Erdebil'i çekim merkezi yapmaktı amaç. Bu başarılmıştır.
Ayrıca Şeyh Safi ile ustası Gilanlı Şeyh İbrahim Zahidi arasında geçtiği anlatılan iki keramet, Hacı Bektaş Veli Menakıbnamesi’den(Vilayetname) aynen alınmış ve bu kitapta Yunus Emre ile şeyhi Tapduk Emre ve Hacı Bektaş ile Akçakoca arasındaki olaylar biçim ve öz olarak sonuçlarıyla birlikte Şeyh Safi üzerinde yinelenmiştir.

Büyük olasılıkla, Ehl-i İhtisas kurulunun önemli üyesi “Halifeler Halifesi” başkanlığında (Belki Dede ve Abdal üçlüsünün) oluşturduğu bir komisyon, ilk Buyruk metnini hazırladı ve sonra Kurul’dan geçirildi. Bu varsayımı Kul Himmet’in bir şiirinde kullandığı bir söyleme borçluyuz.

Şeyh Safi'nin İmam Cafer Sadık'tan esinlendiğini ve Buyruğu'ndaki sözleri ondan aldığını ve hatta İmam Cafer'in mührünü taşıdığını şiirlerinde ifade eden Safevi soylu Dede Kul Himmet bu prapagandaya büyük katkıda bulunmuştur:

Erdebil'den gelince Rum'a
Sözümüz bizim didardan gelir

Şeyh Safi Buyruğu'n eyledim kabul
Sözü onun daim Cafer'den gelir
...
Makalatın ahiri cemalatın zuhuru
Şeyh Safi'ye değiptir İmam Cafer mühürü

Kul Himmet [9]73/1563 yılında yazmış olduğu şiirde, “İmam Cafer Heyeti'' diye adlandırdığı, Kızılbaş Safevi devleti yöneticileri eski “Ehl-i İhtisas” yüksek kurulunun “Halifeler Halifesi”nin başkanlığındaki bir alt komisyon olmalıdır.Şiirlerindeki Buyruk’a ilişkin bilgiler bize, sonraları Kul Himmet'in heyette yer almış olabileceğini de düşündürüyor. Kul Himmet bu şiirinde, Şah vekili Şamlu Hüseyin Hanı öldürtüp Ehli İhtisas’ı dağıtan ve İranlı ortodoks Şiilerin eline düşen Şah Tahmasb’ı(1524-1576) dolaylı olarak eleştirmekte; asıl onların(Ehl-i İhtisas Kurulu ve İmam Cafer heyetinin) söylediklerine kulak veriniz diye karşı propaganda yapmaktadır. Ancak tıpkı Pir Sultan'ın birçok şiirinde yaptığı gibi, kapalı ve simgelerle vermektedir düşündüklerini:

Eğer candan sever isen sen beni
Eğlen uçup gitme der güle bülbül
Senin mekanın benim kalbim evidir
Vücudum şehrine kona der bülbül
......
İmam Zeynel içti abu hayatı
Muhammed Bakır'a ver saadeti
Dört kitapla İmam Cafer heyeti
Yetmiş üçte mümin kula der bülbül (=73, hicri 973’ün kısaltması, İ.K.)
......
Kul Himmet dilinden güherler saçar
Geçer şu mahluğun eyyamı geçer
Mümin olanlara rahmetler saçar
Dünya baki değil fena der bülbül

kaynak:
Araştırmacı-yazar Dursun Gümüşoğlu
İmam Cafer-i Sadık, "İmam Cafer Buyruğu",Şahkulu Sultan Vakfı Yayınları
_________________

Baba biz Bektâşiyük
Pek durur Bektâşiyük
Her gelen bir taş urur
Burda mihenk taşıyük
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yahoo Messenger

Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder     Hafik İnköy Sosyal ve Kültür Dayanışma Derneği Forumu Forum Ana Sayfa -> Alevilik Öğretisi Tüm zamanlar GMT -2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Türkiye